Resimli Masallar-14. Güzel ve Çirkin
Resimli Masallar-14. Güzel ve Çirkin

Resimli Masallar-14. Güzel ve Çirkin

     Bir varmış bir yokmuş…
     Uzak kentlerin birinde varlıklı bir adam yaşarmış. Bu adamın üç kızı varmış. Kızlarının en küçüklerinin adı Güzel’miş. Güzel, adı gibi güzel bir kızmış. İyi kalpli, insanlara yardım etmeyi seven, kimseyi kırmak istemeyen bir kızmış aynı zamanda. Ablaları ise kendilerini beğenmiş, şımarık kızlarmış.
     Gel zaman git zaman varlıklı bir tüccar olan babaları tüm malını mülkünü kaybetmiş. Eski zenginliğinden eser kalmamış. Yaşadıkları büyük konaktan da çıkıp, eski ve küçük bir kulübede yaşamaya başlamışlar. İyi kalpli küçük kız, kulübede de mutlu olmasını biliyormuş. Ablaları ise “Böyle eski bir ev bize göre değil,” diyerek hiçbir iş yapmadan sadece sızlanıyorlarmış. Babaları da düştüğü duruma oldukça üzülüyormuş. Küçük kızı ise sürekli babasının eski zenginliğine kavuşacağını söyleyerek moral vermeye çalışıyormuş.
     Bir gün babası mal satmak için başka bir kente gitmek zorunda kalmış. Kızlarına dönüşte getirmesini istedikleri bir şeyler olup olmadığını sormuş. En büyük kızı pahalı elbiseler, ayakkabılar ve takılar istemiş. Ortanca kızı da ablasıyla aynı istekte bulunmuş. Sıra Güzel’e gelince babasına;
     “Sen sağlıklı bir şekilde gel, işlerin yolunda gitsin, ben bir şey istemem babacığım, yalnız bana bir kırmızı gül getirirsen yeter,” demiş ve onu öperek uğurlamış.
     Babaları atını hazırlayıp yola koyulmuş. Gideceği yer oldukça uzakmış. Gün boyu yol almış. Ovaları dağları aşmış. Akşam olunca hem karnını doyurabileceği hem de dinlenebileceği bir yer aramış. Bir ormana girmiş, sık ağaçların arasında zorlukla ilerleyip istediği gibi bir yer bulabilmek umuduyla yoluna devam etmiş.
     Vakit gece yarısı olmak üzereyken, uzakta bir ışık görmüş. “Belki orada karnımı doyurup geceyi geçirebilirim,” diyerek ışığın olduğu yöne ilerlemiş. Işığın geldiği yere iyice yaklaştığında burasının kocaman bir şato olduğunu fark etmiş. Kapıya yaklaşıp başlamış kapı tokmağını vurmaya. Ancak içeriden kimse kapıyı açmamış. Kapıyı biraz itince açık olduğunu fark etmiş. İçeriye kafasını uzatıp seslenmiş:
     “Kimse yok mu?”
     İçeriden yanıt alamayınca, “Kimse yok herhalde,” diye düşünerek şatonun salonuna girmiş. Salonun ortasında süslü ve çeşit çeşit yiyeceklerle dolu bir masa duruyormuş. Karnı, iyiden iyiye acıkmış olduğundan oturmuş masaya başlamış karnını doyurmaya. Yemekleri iştahla yerken bir yandan da şatonun kimin olduğunu düşünüyormuş.
     Karnını bir güzel doyurduktan sonra geçmiş odalardan birisine rahat bir yatakta başlamış uyumaya. Uykuya dalmak üzereyken, birisinin kendisini gözetlediği hissine kapılmış. Sabah uyanınca da, yanı başında birbirinden güzel giysiler, ayakkabılar, takılar bulmuş. “Bunlar kızlarımın istediği gibi elbiseler,” diyerek almış. Güzelce hazırlanmış, bir kahvaltı masasında karnını doyurduktan sonra kendisine bu türlü ikramlarda bulunan şato sahibine teşekkür edemeyeceğine üzülerek şatodan ayrılmış.
     Şatonun bahçesinden geçerken o civarda hiç görmediği güzellikte güllerle dolu bir gül bahçesi görmüş. Hemen uzanıp en güzellerinden bir gülü kopartmış. Bu gülü de en küçük kızına götürmeyi düşünüyormuş. Tam gülü koparttığı sırada, arkasından korkunç bir ses işitmesin mi?
     “Sana gösterdiğim konukseverlik yetmedi mi, bir de en sevdiğim güllerimi kopartıyorsun?”
     Adam sesin geldiği yöne dönünce, korkudan dizleri titremeye başlamış. Sesin sahibi çirkin mi çirkin, korkunç mu korkunç bir yaratıkmış.
     Adamcağız bir yandan titriyor bir yandan da kendisini bağışlaması için yaratığa yalvarıyormuş.
     “Ne olur beni bağışlayın, bu gülü küçük kızıma götürmek amacıyla koparttım. Bahçenize herhangi bir zarar vermek niyetinde değildim,” diyerek yaratıktan özür diliyormuş.

     Yaratık, adamcağıza;
     Gitmene izin vereceğim, ancak bir şartla! Kızlarından birisini bana vereceksin. Yoksa seni bulur şatoma hapsederim,” diyerek adamı bırakmış.
     Adam hemen oradan ayrılıp evinin yolunu tutmuş. Eve gelince kızlarını yanına çağırıp başına gelenleri ve korkunç yaratığın isteğini anlatmış. En büyük kızı, “Ben öyle çirkin bir yaratıkla bir arada yaşayamam!” diyerek şatoya gitmeyeceğini söylemiş. Ortanca kızı da aynı yanıtı verince en küçük kızı babasına;
     “Sen üzülme babacığım, ben o yaratığın yanında yaşamaya razıyım, yeter ki senin başına kötü bir şey gelmesin,” diyerek hazırlanmış ve şatonun yolunu tutmuş.
     Şatoya varınca yaratık kızı karşılamış. İçeriye buyur etmiş. Güzel’e:
     “Benden korkman için bir neden yok, sana hiçbir kötülüğüm olmaz!” diyerek, odasını göstermiş.
     Güzel, artık şatoda günlerini Çirkin’le geçirmekteymiş. Zamanla Çirkin’in hiç te göründüğü gibi olmadığını, aslında çok iyi birisi olduğunu anlamış. Çirkin, birbirinden güzel hikayeler anlatıyor, gezdiği yerlerden bahsederek, Güzel’in sıkılmaması için elinden geleni yapıyormuş. Güzel artık yavaş yavaş Çirkin’den hoşlanmaya başladığını anlamış. “Keşke bu kadar çirkin olmasaydı! Onunla mutlaka evlenirdim,” diye düşünür olmuş.
     Güzel, bir gece rüyasında babasının çok hasta olduğunu görmüş. Uyandığında, rüyasından Çirkin’e bahsedip;
     “Ne olursun babamı görmeye gideyim, belki gerçekten hastadır, ona birşey olursa yaşayamam,” diyerek izin istemiş.
     Çirkin, Güzel’in isteğine razı olmuş. Yalnız ona üç hafta sonra geri gelmesini şart koşmuş.
     Güzel hemen babasının yanına koşmuş. Gerçekten de babasını hasta yatarken bulmuş. Hemen sıcak çorba yapıp babasına içirmiş. Günler birbirini kovalamış. Güzel’in babası iyileşmiş. Bu arada Çirkin’in tanıdığı üç haftalık süre de dolmuş.
     Güzel yine bir gece rüyasında Çirkin’in çok hasta olduğunu görmüş. Ertesi gün babasından izin isteyip, Çirkin’in şatosuna doğru yola çıkmış. Şatoya vardığında, Çirkin’in gerçekten de çok hasta olduğunu görmüş. Çirkin neredeyse ölmek üzereymiş.
     Güzel, Çirkin’in durumuna o kadar üzülmüş ki başlamış ağlamaya. Gözünden iri iri damlalar düşüyormuş.
     İşte tam o anda bir mucize gerçekleşmiş. Çirkin birdenbire çok yakışıklı bir prense dönüşüvermiş. Olanları gören Güzel gözlerine inanamamış. Prens, Güzel’e;
     “Ben büyülenmiştim. Yaşlı bir büyücü beni çirkinleştirmişti. Eski halime dönmemin tek yolu birisinin beni sevmesi ve benim için gözyaşı dökmesiydi,” diyerek başına gelenleri anlatmış.
     Olanları dinleyen Güzel, prensin kurtulduğuna çok sevinmiş. Prens, Güzel’den kendisiyle evlenmesini istemiş. Güzel, prensin bu isteğini mutlulukla kabul etmiş. İkisi evlenmişler ve şatolarında, bir ömür boyu mutluluk içerisinde yaşamışlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir