Efteni Gölü (Düzce Efsaneleri)

E

     Efteni Gölü Adının Efsanesi
     Efteni Gölü’nün adını bir Bizans kraliçesi olan Eftelya’dan aldığı söylenmektedir. Anlatıma göre; Bizans ordusu savaştan dönerken gölün kıyısındaki bir alanda konaklamış. Yolda Prenses Eftelya’nın ellerinde ve yüzünde yaralar çıkmış. Göl kıyısında banyo yapan prensesin yaraları ertesi sabah iyileşmeye, cildi güzelleşmeye başlamış. Bunu gören Bizans İmparatoru bu göl kıyısındaki sıcak su kaynaklarının olduğu yere hamam inşa edilmesini istemiş. Prenses Eftelya’nın yanına bakıcılarını bırakıp oradan ayrılmışlar.
Yaraları iyileşen ve güzelleşen prenses göl üzerinde gezinirken  karşı kıyıdaki dağ eteklerinde yaşayan bir Osmanlı gencine gönlünü kaptırmış. Prenses ve genç Osmanlı delikanlısı birbirlerini ziyaret etmeye başlamışlar. Yine bir gün prenses sevgilisinin yanına giderken kayığı gölde batmış ve boğulmuş. O günden sonra gölün adına “Efteni” demişler.
     Efteni Gölü Oluşum Efsaneleri)
* Zamanın birinde Olympos tanrılarının en büyüğü Zeus, ölümlülerin arasına inip onların durumlarını görmek istemiş. Hermes’i de alıp yeryüzüne inmişler ve bir evin kapısını çalmışlar. “Yolunu kaybetmiş iki garip ademiz kapıyı açar mısınız?” demişler. Ama kapı açılmak bir yana aralanmamış bile. Bu şekilde bin ev dolaşmışlar ama kimseden ilgi görememişler. Ya kapıyı açmıyorlar ya da açsalar bile, “Bizim kim olduğunu bilmediğimiz çulsuz dilencilerle işimiz olmaz!” diyerek  kapıyı kapatıyorlarmış. Her yerden geri çevrilen Zeus ve Hermes sonunda harap bir kulübeye gelmişler. Bu kulübenin her yanı saz ve samanla kaplıymış. Çaldıkları kapıyı yaşlı bir kadın açmış. Karşısındaki  iki zavallı yolcuyu yorulmuş ve susamış görünce, yaşlı kadın kim olduklarını sormadan  bu iki yolcuyu içeri buyur etmiş. İçeri girdiklerinde karşılarında güler yüzlü yaşlı bir adam görmüşler. Ev sahipleri ellerinde ne varsa misafirlerine ikram etmişler. Yaşlı kadın ve adam bu ziyaretten çok mutlu olmuşlar. Ancak ihtiyarlar sofradaki yiyeceklerin  hiç eksilmediğini hep aynı kaldığını görmüşler. Bunu fark eden konuklar, “Bizler ulu kişileriz. Sizin diğer komşularınız hak ettikleri cezaya çarptırılacaklar ama size hiç zarar gelmeyecek; bırakın evinizi bizimle birlikte dağın en tepesine gelin,” demişler. Zor da olsa tepeye varınca yaşlı çift köylerinin sular altında kaldığını görmüşler.
* Bizans kralının kızının yüzmesi  için Melen Nehri’nin önüne bir bent inşa ettirdiği ve buraya suların dolması ile  gölün  oluştuğu bir başka rivayette  söylenmektedir.
* Vaktiyle bu gölün bulunduğu yer bir köymüş. Hızır Aleyhisselam’ın yolu bir gün köye düşmüş. Bir kapıyı çalmış, çıkan kadından bir parça ekmek istemiş. Kadın zaten kötü biriymiş. “Yok!” deyip Hızır’a ekmek vermemiş. Hızır Aleyhisselam aç kalacak değildir elbet; hem onun ekmeğine de muhtaç değildir. Ama bir denemedir bu! Hızır köyden ayrılırken şöyle dua etmiş: “Allah bu köyü suya gark etsin!”
     Zamanla köyün yeri suyla dolmuş ve bugünkü Efteni Gölü meydana gelmiş.
* Günümüzde halen gölde balık avlamaya gidenlerin ağlarına cami minaresinin takıldığı, kimi zamanda gölde cami minaresi ışığının yansımalarının görüldüğü rivayet edilmektedir. 

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz