Tarih Adım Adım Yazıldı-28. Marco Polo-3

T

TARİH ADIM ADIM YAZILDI – Ünlü Gezginlerin İzinden Dünya Tarihine Bir Bakış
1. Kitap-4. Bölüm : Polo Ailesi ve Marco Polo (1253-1324) (MARCO POLO-3) 

                Marco Polo, bundan sonra, insanların en güçlüsü olup, ilk babamız Hazreti Adem’den beri dünyada hiç kimsenin sahip olmadığı sayısız toprak ve hazinelere sahip bulunan İmparator Kubilay’ın hayat hikâyesini bildirmektedir. O sıralarda seksen beş yaşında, orta boylu, oldukça şişman, gözleri kara olan bu büyük Hakan’ın, 1256 yılında tahta nasıl çıktığını anlatmaktadır. İyi bir asker olan Kubilay, kendisine karşı başkaldıran amcası Noyan’ın, dört yüz bin kişilik bir süvari kuvvetinin başına geçerek iktidarı ele geçirmek istediğinde, askerlikte ne kadar bilgili ve güçlü olduğunu göstermiştir. Kubilay Han, üç yüz altmış bin süvari ve yüz bin de piyadeyi gizlice toplayarak amcasının üzerine yürümüştür. Savaş çok müthiş olmuştur. Her iki taraftan da çok insan ölmüştür. Sonunda, Kubilay Han zaferi kazanmış ve Noyan, hükümdar kanından bir prens olması sıfatıyla, kendini bir halı içine sıkı sıkıya sardırarak çok feci acılar içinde ölmüştür.
                İmparator, kazandığı zaferden sonra yavaş yavaş güçlenerek, bugünün Peking şehri olan başkent Hanbalık’a dönmüştür. Marco Polo, bu şehre gelince, imparatorluk içinde çeşitli işlerle görevli olduğu ana kadar burada çok uzun süre kalmıştır. Venedikli gezginin tarif ettiği ve Mösyö Chaston tarafından aktarılıp, bizim de aynen aldığımız bir metne göre, Moğol hükümdarları debdebesinin ne derecede olduğu hakkında tam bir fikir veren, o güzel ve görkemli hükümdar sarayının yükseldiği yer Hanbalık’tadır.
                “Sarayın ön kısmı, her bir tarafı bir mil kadar tutan dört köşe şeklinde büyük bir surdur ve surun çevresi bu durumda dört mil tutmaktadır. Yüksekliği on adım olan sur, çok iri bir yapı olup tamamen beyaz ve mazgallıdır. Bu surun her bir köşesinde çok güzel, çok da zengin birer saray vardır. Buralarda, Büyük Han’ın silahları ve koşum takımları saklanmaktadır. Bu silahlarla koşum takımlarını da, yaylar, ok kılıfları, eyerler, hayvan gemleri, yay telleri ve bir savaşta gerekli olan her türlü malzeme oluşturmaktadır. Her bir karenin ortası, köşedekileri andırır bir saraydır ve bunlardan sekiz tane vardır. Hepsi de silah ve malzeme ile doludur. Surun güney tarafında beş kapı vardır. Orta kısımda bulunan büyük kapı, ancak Ulu Hakan’ın girip çıkması için açılmaktadır. Bu büyük kapının her iki tarafında, diğer kişilerin girip çıkması için birer kapı ile ayrıca iki kapı daha vardır. Surun iç kısmında, genişliği kadar uzun olan bir kapı bulunmaktadır. Diğerleri gibi sekiz saray daha olup, bunlarda da Büyük Han’a ait hayvanların aynı koşum takımları korunmaktadır.”

                Buraya kadar görüldüğü gibi, bütün bu saraylar, imparatorun hayvanlarında kullanılan koşum takımlarını muhafazaya ait ambarlarla silah depolarını oluşturmaktadır. Fakat, şunu da ifade edelim ki, Büyük Han’ın, kar gibi bembeyaz cins atlara ve bunlar arasında sütleri yalnızca hakan kanından olan prenslere içirilen on bin kısrağa sahip olduğu bilinince, bu kadar büyük sayıda koşum takımı depolarının bulunmasına elbetteki hayret etmemek gerekir.
                Marco Polo, anlatımına şöyle devam etmektedir:
                “Surun güney kısmında, ön taraftakini andırır şekilde beş kapı vardır. Diğer taraftaki surların her birinde ise, ancak bir kapı bulunmaktadır. Bu surların ortasında, önce de söylediğim gibi, büyük hükümdarın asıl sarayı görülmektedir. Bu saray, son derecede büyüktür. İkinci katı yoktur; fakat, zemin kat, etrafı çeviren toprak seviyesinden hayli yüksektir. Çatının yüksekliği de fazladır. Salonların ve odaların duvarları altın ve gümüş kaplıdır ve bu duvarlarda, ejderlerin, hayvanların, kuşların, atların ve diğer çeşitli hayvanların yaldızlı tasvirleri görülmektedir. Salon, o kadar büyük ve o kadar geniştir ki, içinde altı bin kişi rahatça yemek yiyebilir. Sarayda görülmeye değer olağanüstü sayılacak pek çok oda vardır. Saray, o kadar büyük ve o kadar mükemmel inşa edilmiştir ki, dünyada hiçbir insan, çok büyük güce sahip olsa dahi, böyle bir sarayı bu kadar güzel yaptıramaz, düzenleyemez. Çatının üstü, koyu kırmızı, yeşil, mavi, sarı ve daha bir sürü renkleri içermekte, cam gibi parıldamakta ve bu parlaklık uzaklara kadar yansımaktadır. Çatı, aynı zamanda, yıllarca dayanacak kadar çok kuvvetli ve çok dayanıklı malzemeden yapılmıştır. İki sur arasında güzel ağaçların ve çeşitli cins hayvanların görüldüğü çayırlar vardır. Bu hayvanlar, insanlara ayrılmış olan yollar dışında, surlar arasındaki bütün araziyi dolduran beyaz geyikler, misk keçileri, karacalar, alageyikler ve daha bir sürü güzel yaratıktan ibarettir. Kuzeybatı tarafında, içinde çeşitli balıkların kaynaştığı çok büyük bir göl vardır; çünkü Büyük Hakan, içine çeşitli cins balıkları koydurduğu bu gölde, dilediği vakit, balık tutma zevkini tatmaktadır. Bu gölden oluşan büyük bir nehir saraydan dışarı akmaktadır; ancak, bu nehir yolundan hiçbir balık kaçamamaktadır. Bu da, nehir yatağına konulmuş ağlar vasıtasıyla sağlanmaktadır. Kuzeye doğru, saraydan bir ok menzili kadar mesafede, Büyük Hakan tarafından yapay bir tepe yaptırılmıştır. Tepenin yüksekliği yüz adım, çevresi ise bir milden fazla tutmaktadır. Tepenin her tarafı, daima yeşil olan ve yapraklarını hiç dökmeyen ağaçlarla örtülüdür. Şunu da bilmenizi isterim ki, Büyük Hakan, kendisine bazı güzel ağaçlardan söz edilince, o ağacın bütün kökleriyle ve etrafını çeviren topraklarla birlikte getirilmesini emretmekte ve ağaç ne kadar büyük olursa olsun, fillerle tepeye taşınmaktadır. Hakan, böylece, dünyanın en güzel ağaçlarına sahip olmakta ve tepe ‘Yeşil Tepe’ adını alacak kadar yemyeşil bir halde görünmektedir. Tepenin tam üst kısmında, güzel ve yemyeşil ağaçlarla çevrili çok hoş bir saray vardır. Bu tepe, ağaçlar ve saray, o kadar güzeldir ki, insan bakmakla, seyretmekle doyamaz. Büyük Hakan bu muhteşem görünümü sağlamak ve seyir zevkini tatmak için bu tepeyi yaptırmıştır.”
                Marco Polo, Han’ın sarayından sonra, oğlu ve varisi olan kimsenin sarayından da söz etmekte, daha sonra, bugünün Peking şehrini Çin ve Tatar şehri olarak ikiye bölen bir kanal ile modern Taidu şehrinden ayrılan eski Hanbalık şehrini tarif etmektedir. Çok dikkatli bir gözlemci olan gezgin, bize imparatorun gelenek ve davranışları hakkında bilgi vermektedir. Seyahatnameye göre, Kubilay Han’ın muhafız birliği olarak iki bin süvarisi bulunmaktadır. Fakat, böyle bir kuvvetin bulundurulması korku nedeniyle değildir. Han’ın yemekleri gerçek törenlere bağlı olup, bu törenler sırasında çok ciddi protokole uyulmaktadır. Hükümdar, sofrada, diğerlerine göre daha yüksekçe olmak üzere, solunda birinci karısı, sağında ise oğulları, yeğenleri, akrabaları bulunduğu halde kuzey yönünde oturmakta ve nefes kokularının yemeklere ve içeceklere temas etmemesi amacıyla, ağızları ve burunları güzel bezlerle örtülü yüksek dereceli kişiler sofraya hizmet etmektedir. Hükümdar içmeye başlayınca, saz enstrümanlarının konseri duyulmakta ve hükümdar, içki kupasını eline alınca, bütün yüksek derecedeki kişiler ve seyirciler, alçakgönüllü bir tavırla diz çökmektedirler.
                Büyük Hakan’ın kendisi tarafından verilen şenliklerden biri doğum yıldönümü, diğeri ise, her yılın birinci gününden ibarettir. Birinci şenlikte, imparatorun sırmalı ve incili çuhadan yüz elli bin elbiseyi kendilerine her yıl verdiği on iki bin yüksek dereceli kişi, putperest ya da Hıristiyan tebaaların dualarını ettikleri sırada, tahtın etrafını çevirmekte ve Hakan’a saygı ve bağlılıklarını sunmaktadır. Yılbaşı olan ikinci şenlikte, erkek ve kadın bütün halk beyazlar giymiş bulunmaktadır ki, bir geleneğe göre, beyaz renk mutluluk getirmekte ve bu arada herkes, çok değerli armağanlarını hükümdara sunmaktadır. Yüz bin atın üzeri çok zengin kumaşlarla süslenmekte, beş bin filin sırtları rengarenk çuha kumaşlarla örtülmekte ve çok sayıda deve imparatorun önünden geçmektedir.
                Büyük Hakan’ın kışlık beldesinde oturduğu aralık, ocak ve şubat gibi üç ay boyunca, sarayın önde gelen yüksek dereceli kişileri, altmış gün yürünecek bir alan içinde, domuzları, geyikleri, alageyikleri, karacaları ve ayıları avlamak suretiyle et ihtiyacını karşılamak zorundadırlar. Zaten, Kubilay Han da esaslı bir avcıdır ve avlanma örgütü çok mükemmeldir. Vahşi av hayvanlarını tutmak için yetiştirilmiş, leoparları, vaşakları ve iri aslanları ile kurt, tilki, alageyik, karaca gibi hayvanları avlamak için oldukça iri ve güçlü kartalları ve sayısı binleri bulan köpekleri bulunmaktadır. İmparator, mart ayına doğru, avlanmalarını denize yöneltmekte ve bu avları sürerken yanında en aşağı on bin doğan, beş yüz şahin, bir sürü atmaca bulundurmaktadır. Av gezisi sırasında, dört fil üzerine yükletilmiş ve dışı aslan postu, içi ise çuha ile kaplı portatif bir saray, bütün o doğu debdebe ve saltanatını sürdüren Tatar hükümdarının peşi sıra gelmektedir. Hükümdar, bu şekilde, Amur Nehri’nin bir kolu üzerinde kurulu bulunan Şaşiri-Mondu kampına doğru ilerlemekte, burada, on bin süvari ile yüksek dereceli kimseleri alacak kadar geniş çadırını kurdurmaktadır. Kabul salonu bu çadırın içindedir ve görüşmeler bu salonda yapılmaktadır. Hakan, çekilmek veya uyumak istediği zaman, hermin ve samur kürkleriyle döşeli çok güzel başka bir çadıra girmektedir. Kürklerin her birinin değeri çok yüksektir. İmparator, turna, kuğu, tavşan, alageyik ve karaca avlamak suretiyle paskalyaya kadar bu şekilde zaman geçirmekte ve ondan sonra başkente dönmektedir.
                Marco Polo, seyahatnamesinin bu noktasında, güzel başkentin tarif ve tasvirini yapmaktadır. Anlattığına göre, Hanbalık, on iki kasabadan oluşmakta ve bu kasabalarda zengin tüccarların güzel ve görkemli binaları yükselmektedir. Buraya, dünyanın hiçbir yerinde kolayca bulunmayacak kadar değerli ticaret eşyası gelmektedir. Burası, Hindistan’ın en zengin ürünlerinin antrepo ve pazarıdır. Mallar arasında, inciler ve değerli taşlar bulunmakta ve bunları satın almak isteyenler, iki yüz fersahtan fazla bir uzaklıktan gelmektedir.
                Büyük Hakan, ticaret ihtiyaçları için, para işleri dairesi olarak bir bina inşa ettirmiştir ki, burası onun için bitmez tükenmez bir servet kaynağı olmuştur. Tedavül eden para, hükümdarın mührü ile damgalı bir tür banknottur ve bu para, dut ağacı kabuğundan imal edilmiş bir cins kartondan yapılmıştır. Özel şekilde hazırlanan karton, hükümdarın takdir ve emredeceği itibari değere göre çeşitli şekillerde kesilmektedir. Bu paranın tedavül zorunluğu pek tabiidir. Hükümdar, bütün ödemelerinde bu parayı kollanmakta ve hükümranlığına bağlı bütün ülkelerde bu parayı geçerli saymaktadır. Hiç kimse, hayatını kaybetmek tehlikesini göze alarak bu parayı reddetmek cüretini gösterememektedir. Bundan başka, değerli taş, inci, altın veya gümüş gibi değerli şeylere sahip olan kimseler, yılda birçok kere, bu servetlerini para işleri dairesine getirmekte ve karşılığında o karton parçalarını almaktadırlar. Hükümdar da, böylece, imparatorluğun bütün zenginliklerine sahip olmaktadır.
                Marco Polo’ya göre, imparatorluk yönetim sistemi, aşırı derecede bir merkeziyet üzerine kurulmuş bulunmaktadır. Otuz dört eyalete bölünmüş olan imparatorluk, Hanbalık şehrinde oturan on iki yüksek dereceli kişi tarafından yönetilmekte ve bu yüksek dereceli şahısların sarayında, her eyaletin işlerini gören idare müdürleri ve katipler bulunmaktadır. Kentin çevresinde, imparatorluğun çeşitli noktalarına ulaşan gayet bakımlı çok sayıda yol vardır. Her iki milde bir olmak üzere, bu yollarda posta menzilleri bulunmakta ve bu menzillerdeki iki yüz bin at, imparatorun mesajlarını götürmek üzere daima hazır bir durumda beklemektedir. Bundan fazla olarak, her üç milde bir olmak üzere, menziller arasında, Büyük Hakan’ın mesajlarını yaya olarak götürecek postacıların oturduğu kırk kadar evden oluşan birer köy de bulunmaktadır. Belleri sarılı, başlarında küçük birer sargı bulunan bu postacıların kemerlerine, uzaklardan işitilebilen bir çıngırak takılıdır. Çok hızlı yürürler, üç millik mesafeyi çabucak alırlar; kendilerini bekleyen diğer postacılara mesajı verirler ve hükümdar, böylece, on günlük mesafede bulunan yerlere, mesajlarını bir gün bir gecede gönderir ve buralardan haberler alır. Bu tarz ulaştırma işleri, Kubilay Han’a pek o kadar pahalıya mal olmamaktadır; çünkü, yapılan hizmetin karşılığı olarak ödenecek ücrete karşın, postacılar vergiden muaf tutulmakta ve menzillerdeki atların bakımlarına gelince, bunlar da eyaletler halkı tarafından bedava olarak sağlanmaktadır.
                Fakat, bu Tatar hükümdarı, gününü her ne kadar böyle kullanmakta ise de, köylülerin ihtiyaçlarıyla bizzat ilgilenmekte ve onlara daima yardım etmektedir. Mesela, dolu afeti, çiftçinin ürünlerini yok edince, onlardan her zamanki vergiyi almamakla kalmayıp, aksine onlara kendi ambarlarından buğday göndermektedir. Bundan başka, bir eyaletin hayvanlarında salgın hastalık olup da kırım meydana gelince, ölen hayvanların yerine kendi hayvanlarını koydurmaktadır. Bol ürünlü yıllarda buğday, arpa, darı, pirinç ve diğer tahıllardan büyük sayılarda stok yaptırmakta ve tahılların bütün imparatorluk sınırları içinde bir ortalama fiyat üzerinden alım ve satımını sağlamaktadır. Hükümdar, Hanbalık beldesindeki fakirlere karşı özel bir ilgi göstermektedir. Şehrin fakir olup yiyeceği bulunmayan bütün evlerinde nüfus sayımı yaptırmaktadır. Nüfus sayımına göre, evlerin ihtiyacı olan buğday bol miktarda verilmektedir. Saray kapısına gelip ekmek isteyen herhangi bir kimse asla geri çevrilmemektedir. Her gün otuz binden fazla kişi böyle bir istekte bulunmakta ve bu dağıtım işi bütün yıl sürmektedir ki, bu şekildeki davranış da, Hakan’ın fakir tebaasına karşı ne kadar merhametli olduğunu göstermektedir. İşte bunun içindir ki, halk ona Tanrı’ya tapar gibi tapmaktadır. Bütün imparatorluk, son derecede dikkat ve özenle yönetilmektedir. Çok bakımlı yollara, özellikle kırsal ve ıssız bölgelerdeki yollara, dikkati çekecek derecede güzel ağaçlar dikilmektedir. Ülkenin ormanları da zengindir ve halk, bu ormanlardan ve korulardan faydalanmaktadır. Cathay’da, bol miktarda kömür sağlayan çeşitli maden kömürü ocakları işletilmektedir.
                Marco Polo, Hanbalık şehrinde uzun zaman kalmıştır. Kuvvetli zekâsı, esprisi, imparatorluğun çeşitli lehçelerine kolayca intibak etmesi, hükümdarın muhakkak ki çok hoşuna gitmiştir. Yalnız Çin’de değil, Hindistan denizlerinde, Seylan’da, Coromandel ve Malabar sahillerinde, Kamboçya yakınındaki Koşinşin’de yerine getirilmek üzere çeşitli görevler üstlenmiş ve muhtemelen, 1277’den 1280 yılına kadar Yang-Çeu şehri ile diğer yirmi yedi şehre vali olarak atanmıştır. Bu görevler sayesinde, ülkenin çok geniş bir alanını dolaşmış ve böylece, coğrafi olduğu kadar etnolojik dokümanlar elde etmiştir. Elimizde detaylı bir harita olması halinde, bilime çok büyük bir fayda sağlayan bu seyahatleri kolaylıkla izlememiz mümkün olacaktır.

 

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi