Fakat On Dokuzuncu Gece Gelince

F

     Söze başlamış:

     Ey bahtıgüzel şahım, işittim ki Halife, genç adamın geçerli özrü bulunduğunu kabul ederek, zenciden başkasını öldürtmemeye yemin etmiş; sonra da Cafer’e dönerek, ona, “Bu olaya neden olan bu hain zenciyi huzuruma getir! Eğer onu bulamazsan, onun yerine seni öldürtürüm!” demiş.
     Ve Cafer ağlayarak huzurdan çıkmış ve kendi kendine, “Onun huzuruna zenciyi nasıl getirebilirim? Ölümden ilk kurtuluşum, bir testinin düşüp de kırılmaması kabilinden bir şanstı. Ama şimdi? Bununla birlikte, ilk kez beni kurtarmış olan; isterse, ikinci kez de kurtarır! Bana gelince, vallahi, eve gidip hiç kıpırdamadan kapanacak; bana verilen üç günlük süreyi boşuna araştırmalar yaparak geçirmektense, Yüce Tanrı’nın iradesine bağlanacağım,” diye konuşmuş.
     Ve gerçekten, Cafer, verilen üç gün süreyi evinden hiç kıpırdamadan geçirmiş. Ve dördüncü gün, kadıyı çağırtmış, onun önünde vasiyetini yapmış; ağlayarak çocuklarına veda etmiş. Sonra, kendisine, şayet zenci bulunamamışsa, onu öldürtmeye daima hazır bulunduğunu bildiren Halife’nin ulağı gelmiş. Ve Cafer, daha da fazla ağlamaya başlamış; çocukları da onunla birlikte ağlamışlar. Sonra en küçük kızını son bir kez öpmek üzere kucağına almış; çünkü onu tüm çocuklarından çok severmiş; onu bağrına basmış, çocuğu terk etmek zorunda olduğunu düşünerek bolca gözyaşı dökmüş. Fakat birdenbire, onu bağrına basarken, kız çocuğunun cebindeki yuvarlak bir şeyin varlığını duymuş ve ona, “Cebinde ne var?” diye sormuş.
     Kız da ona, “Bir elma, babacığım! Zenci kölemiz Reyhan onu bana verdi. Dört gündür yanımda taşıyorum. Ama bu elma, Reyhan’a iki dinar ödedikten sonra benîm oldu,” demiş.
     Zenci ve elma üzerine kızının bu sözlerini duyunca, Cafer büyük bir sevince kapılmış ve “Ey Kurtarıcı Tanrım!” diye haykırmış. Sonra emir verip zenci Reyhan’ı yanına çağırtmış. Ve Reyhan gelince, ona, “Bu elma nereden geldi?” diye sormuş. Zenci, “Efendim, beş gün önce kentte yürürken, bir sokağa girdim, orada çocukları oynarken gördüm, içlerinden biri elinde bu elmayı tutuyordu. İmrendim ve elinden kaptım; o zaman çocuk ağladı ve bana ‘Annemindir o. Annem de hastadır. Canı elma çekmişti; babam da bunu aramak için Basra’ya gitti ve diğer iki elmayla birlikte üç dinar ödeyerek alıp getirdi. Ben, oynamak için birini aldım’ dedi. Sonra da ağlamasını sürdürdü. Ama ben onun gözyaşlarına aldırmadan bu elmayı alıp eve getirdim ve iki dinar karşılığında küçük hanıma verdim!” diye yanıt vermiş.
     Bu öyküyü işitince, Cafer, bütün bu dertlerin ve de genç kadının ölümünün kendi kölesi Reyhan’ın hatasıyla ortaya çıkmasından dolayı büyük bir şaşkınlığa uğramış. Ve onun hemen zindana atılmasını emretmiş. Ve sonra, kesin bir ölümden böylesine kurtulmuş olmasından dolayı mutluluk duyarak şu şiiri okumuş:
     Eğer felaketler kölen yüzünden başına gelmişse; kendini bu köleden kurtarmayı nasıl hiç düşünmezsin?
     Bilmez misin ki zenciler hızla ürer, oysa ruhun tektir ve yerini dolduramazsın!
     Sonra düşüncesini değiştirmiş ve zenciyi alıp onu Halife’nin huzuruna çıkarmış ve ona öyküyü anlattırmış.
     Halife Harun Reşit duyduklarına öylesine şaşırmış ki, bu öykünün insanoğullarına ibret oluşturması için yazılıp arşivlere konmasını emretmiş.
     Ama Cafer, ona, “Ey Emir-ül Müminin, bu öyküye pek o kadar takılma, çünkü bu öykü, ‘Vezir Nureddin ile kardeşi Şemseddin’in öyküsüyle denklik sağlamaktan çok uzaktır!” demiş.
     O zaman Halife, “İşittiğimiz öyküden daha şaşırtıcı olduğunu iddia ettiğin bu öykü nedir?” diye haykırmış.
     Cafer, “Ey Emir-ül Müminin, düşüncesizce davranışından ötürü kölem Reyhan’ı bağışlamanız koşuluyla bunu size anlatırım,” demiş.
     Halife de, “Öyle olsun! Kanını sana bağışladım!*’ demiş.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz