Suçsuz Aslan İle Suçlu Eşek

S

     Bir hastalık gelmiş ormana, bütün hayvanları kırar geçirir olmuş. Hastalığın omuzdaşı ölüm de kapıda bekler, kim güçsüzleşirse, can kafesine binip alır, öbür dünyaya götürürmüş.
     Aslan bakmış, olacak gibilerden değil. Buna bir son vermek, bir kurtuluş yolu bulmak gerek. Bu olmadı mı, hayvanların soyuna kibrit suyu ekilecek!
     Herkesi başına toplamış, yüksekçe bir yere çıkmış:
     “Ey millet!” demiş. “Kitaplar yazar, tarih söyler: Biz hayvanlar, mutlaka Tanrı babanın kızgınlığına uğradık. İçimizden biri ters bîr iş yaptı. Tanrı da buna bozuldu, şimdi bizi bir bir cezalandırıyor. Ben düşündüm, taşındım, buna bir çözüm aradım. Bulduğum şey şu: Ben dahil hepimiz, bugüne dek işlediğimiz kötü şeyleri sayıp dökelim; gerçek suçluyu, Tanrı babamızı kızdıran her kimse onu bulalım, kurban edip fitneyi dindirelim.”
     Bütün hayvanlar alkış tutup;
     “Çok güzel, çok doğru konuştun aslan kralımız!” diye bağırmışlar. “En iyisi senin dediğindir, öyle yapalım.”
     Aslan;
     “Ben kendimden başlıyorum,” demiş. “Tabii, içinizde en çok kötülük eden benim sanıyorum. Zavallı koyunları bağırta bağırta yiyen kim? Ben! Ya geyik, minik karacaları, dağ keçilerini, yabandomuzlarını? Yine ben! Çok sıkıştığımda tavşanları bile haklamışımdır. Hadi, bunları yaptım diyelim, peki, geçen yıl saldırdığım koyun sürüsünün çobanını yememe ne buyurulur? Bütün bunlar hep şu kör boğazım yüzünden. Suçumu kabulleniyorum.”
     Tilki, aslan daha sözünü bitirir bitirmez hemen atılmış:
     “Aman efendimiz, siz bunlara mı suç diyorsunuz, bunlar mı kötülükmüş? Geçin efendim, geçin bir kalem! Hiç bile değil! Bir kere koyunları ele alalım: Ne güzel etmişsiniz, yemişsiniz onları. Tabii yiyeceksiniz, siz yemezseniz koyun milleti, onursuz bir hayvan olurdu, kimseler yüzlerine bile bakmazlardı. Yalnız onların mı? Karacaların da, geyiklerin de, dağ keçilerinin de, yabandomuzlarının da. Onları biz milletten sayıyorsak, sizin yüzünüz suyu hürmetinedir.”
     Aslan bıyık oynatmış;
     “Ya çoban, ya çoban?” diye sormuş.
     Tilkide söz mü yok!
     “Hıh,” demiş. “Layığını bulmuş o da. İnsan kısmına hayvan gütmek de ne demek oluyor! İşte böylece ağzının payını almış. Oh olur da bundan böyle insanlardan kimse çobanlığa özenmez.”
     Herkes aslanın ardından nice suç işlemişse bir bir sayıp dökmüş; ben şunu ettim, şu suçları işledim demiş. Ama her biri minareyi çalıp kılıfını hazırlayan hırsız örneği, hemencecik özrünü de birlikte getiriyormuş.
     Söz sırası eşeğe gelmiş. Esek başını söyle bir kaldırmış;
     “Ben de çok suçluyum, çok,” demiş. “Geçenlerde bir hoca efendinin tarlasından geçiyordum. Adamcağız yonca ekmiş, yeşil yeşil, körpe körpe bitmiş. Dayanamadım, şeytanın dürtüsüne uydum, daldım hoca efendinin tarlasına. Tıka basa yonca yedim. Benim de…”
     Daha sözünü bitirmeye kalmadan, bütün hayvanlar hep bir ağızdan;
     “İşte asıl suçlu, işte Tanrıyı kızdıran alçak bu!” diye bağırışıp hemen eşeğin üzerine çullanmışlar, oracıkta işini bitirmişler.
     Diyeceğim şu ki: Güçsüzseniz, güvencesizseniz bu dünyada, eşeğin başına gelenler sizin de başınıza gelebilir.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi