Artık Bu Solan Bahçede Bülbüllere Yer Yok

A

     Ben ne olduğunu, ne olacağını anlamaya çalışırken, Nedret de bir kuş gibi uçup gidiverdi buralardan…
     Cem güçlükle konuşabiliyordu. Üniversiteden aynı yılda, genç birer mühendis olarak birlikte mezun olmuştuk. İdealist bir geçti. Hayat dolu, dinamik ve çalışkan bir gençti. Aynı zamanda bir hayli de yakışıklı idi. Onu hayatından bıkmış, bezmiş, kendisi kapıp koyuvermiş bir durumda göreceğim aklımın ucundan dahi geçmezdi.
     Davetimi kabul etti…
     “Benim her şeyimdi Nedret…”
     Cem konuşmasına böyle başladı ve devam etti…
     Nedret bir resmî kuruluşta ressamdı. Zaman zaman dairelerimiz arasında müşterek çalışmalar yapılıyordu. Nedret’le bu çalışmalar esnasında tanıştık. Kanımız birbirimize kaynayıverdi. “Sen hiçbir baltaya sap olamazsın. Bak kaç yaşına geldin? Ben artık bu evde gelin görmek istiyorum. Onun zevkini tatmak hakkım değil mi benim?” diye, durmadan başımın etini yiyen anneme bahsettim Nedret’ten…
     Aman Allah’ım… Ertesi sabaha kadar nasıl sabretti bilemem. İşe giderken bana, onu akşama eve çay içmeye davet etmemi sıkı sıkıya tembih etti. Nedret o şipşirin gözlerini kırpıştırarak davetimi kabul etti…
     Akşam çaylarımızı rengârenk çiçeklerle süslü evimizin bahçesinde birlikte içtik. Anacığımın etekleri sevinçten zil çalıyordu. Bundan kısa bir müddet sonra nişanlandık Nedret’le.
     Ekseri geceler anne ve babası ile birlikte akşam yemeğinde bizde olurlardı.
     Yemekten sonra büyüklerimiz yukarıdaki salona çekiliyorlar, Nedret ile biz bahçede baş başa kalıyor, saatlerin nasıl geçtiğini anlamıyorduk…
     Sonu gelmedi…
     Altında oturduğumuz manolyanın mis gibi kokuları etrafa yayılırken, imceden inceye, içli içli şakıyan bülbüllerin sesleri gönüllerimizi dolduruyordu.
     Etrafı, altın yaldızlı ışıklar ile saran mehtabın billur kadehleri ile mutluluğumuzu yudum yudum içiyor, elimizdeki ışıl ışıl kadehleri yere çarparak kırarken, çıkan sesler ile kendimize geliyor, daldığımız hayal dünyasından kurtuluyorduk…
     Sonu gelmedi…
     Ne yazık ki sonu gelmedi bu sevgimizin, bu aşkımızın…
     Uzaktan akrabası olan Semih’in gelmesi her şeyi mahvetti. Semih’in kanı bana ısınmamıştı… Ben de onu bir türlü sevemedim…
     Birkaç gün içinde Nedret birdenbire değişiverdi…
     Ben ne olduğunu, ne olacağını anlamaya çalışırken kuş gibi uçup gidiverdi buralardan Nedret…
     Beni kınama…
     Annem… Zavallı anacığım kahrından ölüp gitti. İşte o gün bugün ben de böyleyim.
     Artık gönüllerimizin içine kadar nüfuz eden o mehtapta eski cazibe, gönüllerimizdeki eski heyecan, eski şevk, salon bahçemde eski renkler yok artık…
     Ne sevenler ne sevilenlerden eser kaldı artık bu bahçede… Beni ayıplama sakın… Artık bu solan bahçede bülbüllere yer yok… Dilimden düşürmediğim şu şarkı için beni sakın kınama dostum…

Artık bu solan bahçede bülbüllere yer yok
Bir yer ki sevenler, sevilenlerden eser yok
Bezminde kadeh kırdığımız sevgililer yok
Bir yer ki sevenler sevilenlerden eser yok

Beste: Dr. Alâeddin Yavaşça
Güfte: Faruk Nafiz Çamlıbel
Makamı: Hicaz
Usûl: Düyek
Form: Şarkı

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz