Üç Kısa Öykü-9
Üç Kısa Öykü-9

Üç Kısa Öykü-9

Kaya
     Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. Bakalım neler olacaktı? Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler. Pek çoğu, kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından bu kadar vergi alıyor ama yolları temiz tutamıyordu. Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu. Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eliyle kayaya sarıldı ve ıkına sıkına itmeye başladı. Sonunda kan ter içinde kaldı ama kayayı da yolun kenarına çekti. Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü. Keseyi açtı; kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde. “Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir,” diyordu kral. Köylü, bugün yaptığı hareketin mükâfatını almıştı.
     Unutmayın; “Her engel, hayat koşullarımızı iyileştirecek bir fırsattır!”
Mine Çiçeği
     Hâkim yaşlı çifte sormuş:
     “Bunca yıldan sonra niçin ayrılmak istiyorsunuz?”
     Yaşlı kadın cevaplamış:
     “Hâkim Bey, bir ay öncesine kadar aklımda böyle bir şey yoktu. Eşim bana bir mine çiçeği hediye getirdi, ben de çiçekleri çok severim. Çiçek çok sulanması gereken bir çiçekmiş ve kocam düzenli aralıklarla sulanmadığında çiçeğin öleceğini söyledi. Ben kemik rahatsızlıkları olan bir insanım. Geceleri uykumdan kalkıp çiçeği sulamam gerektiği halde, bir gün fark ettim ki kocam bir kez olsun benim ağrıma rağmen gece kalkıp da çiçeği sulamadı. Bunun üzerine ben de bu kadar düşüncesiz bir insanla yaşamamam gerektiğine karar verdim.”
     Hâkim, kadına hak vermiş ama âdettendir diye bir de adama sormuş:
     “Senin söyleyecek bir şeyin var mı?”
     Yaşlı adam cevaplamış:
     “Eşimin anlattığı her şey doğru, tek bir şey dışında… Mine çiçeği çok sulandığında ölür. Karımın kemik rahatsızlığı var ve iyileşmesi için düzenli egzersiz yapması gerekir. Ama eşim bunu yapmadığı için ben de bu yalanı buldum. ‘Çiçeği ölmesin’ diye her gece kalkmak zorunda kaldı. O her uyandığında ben de uyanık olurdum, işini bitirip uyuduğunda gidip çiçeği suyunu boşaltır, peçetelerle toprağını kuruturdum. Sonra da yatağa gelip, bana bu güzel hayatı bahşeden, canımdan çok sevdiğim eşimi doyasıya seyrederdim.”
Hâkim çifti boşamamış.
Ülkenin En Mutlu Adamı
     Zamanın birinde çok mutsuz bir kral varmış. Hayal edebileceğiniz her şeye sahipmiş ama yine de çok mutsuzmuş. Uzak ülkeler dahil her yerden şaklabanlar, sirk soytarıları, dalkavuklar gelmiş ama yine de kralı mutlu edememişler.
     Kral uzak dağlarda yaşayan bilgi adamı çağırmalarını istemiş. Derdine olsa olsa o çare olur diye düşünmüş. Yaşlı bilgeyi getirmişler, kral mutsuzluğunu anlatmış ve ona mutlu olmanın yolunu gösterirse bilgeye ne isterse vereceğini söylemiş. Bilge biraz düşünmüş ve demiş ki:
     “Kralım sizi mutlu edecek tek şey var. Ülkedeki en mutlu adamı buldurun ve onun bir gömleğini ödünç alıp giyin. Mutluluğun sırrını keşfedecek ve çok mutlu olacaksınız.”
     Bir giydiği kıyafeti bir daha giymeyen, binlerce gömleğe sahip olan zengin kral çok heyecanlanmış. Adamlarını ülkenin her yanına salmış. Adamlar tüm ülkeyi dolaşmışlar ve herkes ülkenin en mutlu adamı olarak aynı kişiyi göstermiş. Kralın adamları ülkenin o mutlu adamını bulmuşlar ve hayretle görmüşler ki en mutlu adamın bir gömleği bile yokmuş.

(Anonim–Çeviren: Sevgi Şen)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir