Bu Hayat Sizin
Bu Hayat Sizin

Bu Hayat Sizin

       Neden aklı başında, yetişkin, sağlıklı, gücü ve kuvveti yerinde bir insan, hayatının sorumluluğunu eline almaz? Neden dünyayı tek bir kişi değiştirebilirken, peşinden milyonları sürükleyebilirken, tek bir insan bir ulusu ayakta tutabilirken, hayatta birçok talihsizlik yaşayıp bütün olumsuz şartların üstesinden gelerek çevresini ve insanlığı gıpta ile baktırırken, dünyanın şaşkın bakışları arasında imkânsızı başarırken, neden kendimizi bir kurban gibi görürüz? Neden işler yolunda gitmeyince, birçoğumuz durup düşünmeyi ve hatalarımızı kabullenmeyi reddedip suçlayacak birini ararız?
       Arzuladığınız yaşama doğru hareket ederken bazı yüklerden kurtulmanız gerekir; mazeretlerdir onlar.
       Hatalarımız ve istenmeyen sonuçlar için mazeretler bulmak başarısızlığın en büyük nedenlerindendir. Birçok kişi bir mazeret seçtikten sonra onunla yapışık bir ikiz gibi dolaşmaya ve hayatını yaşamaya başlar. En büyük yalarlar, kendimize söylediğimiz yalanlardır!
       Maalesef bazı yalanları tekrar ede ede bizim doğrularımız haline geliyor ve aksi yöndeki düşüncelere şiddetle karşı çıkıyoruz. Yalanlarla gerçekler adeta iç içe geçiyor.
       Arkasına sığındığımız mazeretler de bu yalanlardır. Mazeretler, çoğunlukla yaşadıklarımızı çarpıtarak sorumluluğu üzerimizden atmak ya da kendimizi aklamak için uydurulan kılıflardır.
       Ne kadar yaratıcı olduğuna bakar mısın? Bir de gerekenlere sahip değilim diyorsun. Ürettiğin mazeretlerin çeşitliliğine dön de bir bak! Başarılı olmanı engellediğini iddia ettiğin şu senaryoların çeşitliliği ünlü senaristleri bile kıskandırır.
       “Başarının ana babası çoktur, başarısızlık ise yetimdir – Buda”
       İstediğiniz sonuçları elde edemediğinizde, kendiniz de olmak üzere hiç kimseye neden göstermeyin.
       İlk denemende olmadı diye neden imkânsız olsun? Yapanlar yok mu? Yapanlar olmayacak mı? Mazeretler sadece sorumluluktan kaçma senaryolarıdır.
       Herkes keyfi yerindeyken çalışabilir. Önemli olan moralimiz bozukken ya da umutsuzluğa kapılıp tünelin sonundaki ışığı göremediğimizde disiplininizi koruyabilmek. Motivasyonunuz düşmüşken, işler ters gitmişken, yüzünüz kızarmışken, tüm gece boyunca kendinizi televizyonun karşısındaki koltuğa teslim etmek üzereyken, tekrar hedeflerinize konsantre olabilmektir önemli olan. Yıkıldığınızda tekrar ayağa kalkabilmektir. Başarı başka şeyleri yapmak isterken yapmanız gerekenleri yapmaktır. Ne demiş Mevlana; “İşin ayıbı da bizdedir, kusuru da!”
       Hoşnut olmadığınız bir şey varsa, değiştirmek için bir şeyler yapmaya başlayın. Yapmayacaksanız da şikâyet etmeyin!
       Hiçbir zaman şikâyet etmemiş olsaydınız, suçlamayıp hayatınızın sorumluluğunu elinize almış olsaydınız, hayatınız bugün ne durumda olurdu?
       Eğer bugünden itibaren suçlamadan, sorumluluğu ele alarak yaşamaya başlamış olsaydınız, hayatınız hangi yönde gelişmeye başlardı? Ufak tefek şeylerin moralinizi bozmayacağını, enerjinizi boş yere ve gereksiz şekilde harcamayacağınızı bir hayal edin…
       “Çözümün bir parçası olmayan, sorunun bir parçası olur – Goethe”
       Sorumluluk bilincine sahip olduğunuzda, hayatınızda bir şey yolunda gitmediğinde, neyi yanlış yaptım ya da nerede farklı davranabilirdim diye düşündüğünüzde, sorumluluğu kabullenmezseniz suçlayacak birilerini ararsınız… Siz şimdi kimi, ne için suçluyorsunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir