Tarih Adım Adım Yazıldı-30. Marco Polo-5

T

TARİH ADIM ADIM YAZILDI – Ünlü Gezginlerin İzinden Dünya Tarihine Bir Bakış
1. Kitap-4. Bölüm : Polo Ailesi ve Marco Polo (1253-1324) (MARCO POLO-5)

                Venedikli gezginin seyahatnamesine göre, Tibet, özel bir dili olan, puta tapan halkıyla çok tehlikeli bir hırsızlar ırkını barındıran son derecede büyük bir eyalettir. Kumlarında altın bulunan Khin-şa-kiang adında çok önemli bir nehir bu eyaletin içinden geçmektedir. Nehirden, ülke kadınlarının önemli ölçüde kullandıkları çok sayıda mercan çıkarılmaktadır. Tibet, o sıralarda, Büyük Hakan’ın egemenlik ve etkinliği altında bulunuyordu.
                Marco Polo, Sinda-fu’dan ayrılırken batıya doğru yönelmişti. Böylece, Gaindu ülkesinden geçmiş ve muhtemelen bugünkü Simong ülkesini oluşturan bölgenin başkenti Li-kiang-fu’ya varmıştı. Bu eyalet içinde, önce, avlanılması sadece imparatora ait olan inci istiridyelerinin bulunduğu güzel bir gölü ziyaret etmişti. Burası, karanfil, zencefil, tarçın ve diğer baharatın çok bol miktarda üretildiği bir ülkeydi.
                Marco Polo, Gaindu’dan ayrılıp belki de İrrauadi olduğu düşünülen büyük bir nehirden geçtikten sonra, bir engele rastlamaksızın, güneydoğuya dönerek, muhtemelen Yun-nan’ın kuzeybatı kısmını oluşturan Karajan eyaletine girmişti. Gezgine göre, bu eyaletin hemen hemen hepsi süvari olan halkı, çiğ tavuk, koyun, manda ve sığır eti ile beslenmekteydi. Bu tarz beslenme fakir zengin ayrılmaksızın bölgede geneldi. Sadece zenginler, çiğ etleri sarımsak ve baharat ile yapılmış bir tür salçaya çeşnilendiriyorlardı. Bu ülkede çok sayıda iri kara yılan ile bol miktarda başka iri yılanlar vardı. Muhtemelen timsah olan bu sürüngenlerin uzunluğu on adım kadar tutuyordu. Bu hayvanların, başlarının yakınlarında bulunup son derece iri görünen ve bir tırnakla silahlı iki bacakları ve insanı bir hamlede yutabilen geniş ağızları vardı.
                Marco Polo, Karajan’ın batısında beş gün kaldıktan sonra, tekrar güney yolunu tutarak, başkenti Nosian ve bugünün Yung-Şang şehri olan Zardandan eyaletine girmişti. Bu belde halkının hepsi de altın dişliydi; yani, o sıralardaki modaya göre, dişler küçük ve ince levhalarla kaplanıyor ve yemek yerken bu levhalar çıkarılıyordu. Eyaletin tamamı atlı olan erkekleri, işsiz güçsüz oturmak, avlanmak ve savaşmaktan başka bir şey bilmiyorlardı. Bu Zardandanlılar’ın ne putları, ne de kiliseleri vardı; fakat buna karşın, ailenin en yaşlısına, yani pederşahi aile reisi olan kişiye son derece saygı gösteriyorlardı. Doktorları yoktu; hasta ölünceye veya iyileşinceye kadar yanında zıplayan, oynayan ve enstrümanlar çalan büyücüler bulunuyordu.

                Marco Polo, altın dişli insanların ülkesinden ayrılarak ve Hindistan’la Hindi-Çin arasındaki ulaşım trafiğini sağlayan ana yolu iki gün kadar izleyerek, en uzak ülkelerin bile tüccarlarını kendine çeken ve haftada üç kez kurulan büyük bir pazardan, Bamo’dan geçmişti. Filler ve diğer vahşi hayvanlarla dolu ormanlar içinden on beş gün at üstünde ilerledikten sonra, büyük Mien beldesine, Yukarı Birmanya’nın inşaatı henüz tamamlanmamış başkenti Amrapura şehrine varmıştı. Şimdi yıkıntı halinde olan eski Ava şehri ya da İrrauadi üzerindeki adı Paghan olan Mien beldesi, mimari bakımdan harikulade bir yerdi. Burada, biri güzel taşlardan inşa edilerek altın kaplamalarla süslenmiş, diğeri ise bir gümüş levha ile örtülmüş iki kule bulunuyordu ki, bu kulelerin her ikisi de ülkenin Han egemenliğine geçmeden önce Mien kralının mezarı olarak ayrılmıştı.
                Marco Polo, bu eyaleti ziyaret ettikten sonra, Bangala’ya kadar inmişti. Halihazırda Bengal adını almış olan bu bölge, 1290 yılına rastlayan o devirde, henüz Kubilay Han’ın etkinlik ve egemenliği altında bulunmuyordu. İmparatorun orduları, o sırada, pamuk, zencefil, şeker kamışı üretimiyle hayli zengin, sığırlarının boyu fil kadar iri olan bu verimli ülkeyi ele geçirmeye hazırlanıyorlardı. Gezgin, buradan hareket ederek, belki şimdi Kassay şehri olan aynı isimdeki eyaletin Kansigu beldesine kadar uzanmıştı. Bu krallığın halkı, vücutlarına dövme yaptırıyorlar, yüzlerinde, boyunlarında, karınlarında, ellerinde ve bacaklarında aslan, ejder ve kuş resimleri yer alıyordu.
                Kansigu, Marco Polo’nun bu seyahati sırasında, güneyin en son noktasıydı. Gezgin, bu beldeden itibaren, kuzeydoğuya doğru çıkmış, Amu, Annam yoluyla, on beş günlük bir yürüyüşten sonra Tonkin’e varmış ve bugün Tai-Ping’in bir bölümünü oluşturan Toloman eyaletine ulaşmıştı. Burada, teni esmer, çok cesur ve savaşçı erkeklerle karşılaşmış ve dağlarda özel olarak hazırlanmış, korunaklı mevkilerde yaşayan bu adamların her zamanki besinlerinin hayvan etleri, süt, pirinç ve baharattan ibaret olduğunu öğrenmişti.
                Marco Polo, Toloman’dan ayrılarak, kıyılarında çeşitli şehirlerin sıralandığı bir nehir yatağını on iki gün kadar izlemişti. Mösyö Charton, seyahatnamenin bu kısmında, gezginin, Ganj Nehri’nin öte tarafındaki Hindistan diye bilinen ülkeden uzaklaştığına ve Çin’e yöneldiğine işaret etmektedir. Marko Polo, gerçekten, Toloman’dan ayrıldıktan sonra, Gigi ya da Şintingi eyaletini ve aynı isimdeki başkentini ziyaret etmişti. Onun bu bölgede en çok dikkatini çeken şey, -cesur gezginin aynı zamanda esaslı bir avcı olduğuna da inanmak gerekiyor- geçtiği ovalarda ve dağlarda çok sayıda aslanın bulunmasıydı. Yalnız, seyahatname üzerinde inceleme yapan bazı kimselerin aralarında uzlaştıkları bir nokta vardır ki, o da, Marco Polo’nun aslan olarak görmüş olduğu hayvanların kaplan olması gerekmektedir; çünkü, Çin’de aslan yoktur!
                Seyahatnamede aslan konusu şöyle anlatılmaktadır:
                “Bu ülkede o kadar çok aslan vardır ki, bir insanın parçalanmak tehlikesine düşmeden evinin dışındaki bir yerlerde uyuması mümkün değildir. Nehir üzerinde yolculuk ederken ve geceleyin herhangi bir yerde durulması gerektiğinde, karadan oldukça uzak bir mesafede uyumaya dikkat edilmesi gerekir. Çünkü, böyle bir önleme başvurulmadığı takdirde, aslanlar tekneye kadar gelirler ve insanı yakalayarak parçalarlar. Bunu bilen ülke halkı, kendilerini korumada son derecede dikkatlidirler. Bu aslanlar çok tehlikelidirler. Fakat, gayet iyi bir husus vardır ki, o da bu bölgedeki köpeklerin aslanlara saldıracak kadar kuvvetli ve atılgan olmalarıdır. Bununla birlikte, köpeklerin saldırmak için en az iki tane olmaları gerekmektedir; bir insanla iki köpeğin iri bir aslanın işini bitirmeye yeterli olduğu bilinmektedir.”
                Marco Polo, bu eyaletten hareket ederek, Tibet’teki seyahatini tamamlamak için, daha önce uğradığı Szu-Çuan eyaletinin başkenti Sindi-fu’ya doğru ilerlemiştir. Geçmiş olduğu yolu tekrar tutarak, Hindi-Çin’deki görevini başarıyla tamamladıktan sonra Kubilay Han’ın yanına dönmüştür. Marco Polo’nun, hükümdardan, Çin’in güneydoğu bölgesinde bir başka görev almış olması muhtemeldir. Mösyö Pauthier’in Venedikli gezgin hakkındaki güzel eserinde belirttiği gibi, bu bölge, o geniş imparatorluğun en zengin ve ticari olanakları en fazla olan bölgesidir.
                Mösyö Pauthier’in harita üzerine çizilmiş seyahat güzergahına göre; Marco Polo, Hanbalık’tan ayrılarak Te-Şö şehri olması pek muhtemel bulunan ve bir endüstri bölgesi olan Siangli’ye doğru güneye yollanmış ve buradan kalkıp Konfüçyüs’ün doğduğu yer olan San-Tung eayaletinin başkenti ve bugün adı Tsi-nan-fu olarak bilinen Kondinfü’ye altı günde varmıştır. Burası, o sıralarda, bütün bölgelerin en önemlisi, ipek tüccarlarının en çok uğradıkları büyük bir şehirdi ve bu şehrin son derece mükemmel bahçelerinden bol miktarda nefis meyveler alınıyordu. Marco Polo, Kondinfü’den ayrılıp üç gün yürüdükten sonra, büyük Yun-no kanalının başlangıç noktasında bulunan Lin-tsin-şö şehriyle karşılaşmış ve buranın Kathay eyaletlerine ticaret eşyası götüren çok sayıdaki geminin buluşma yeri Mangi olduğunu görmüştür. Sekiz gün sonra, bugünün Ling-Sing şehri olduğu sanılan Ligi içinden geçmiş, sonra Singi şehrine uğramış ve Hindi-Çin’e doğru gitmekte olduğu sırada, yukarı yatağından geçmiş olduğu Karamoran’a, o Sarı Nehir’e varmıştır. Marco Polo, burada, Çin’in bu büyük can damarının ağzına bir fersahlık mesafede olduğunu anlamıştır. Nehri aştıktan sonra, Songlar (Sung) İmparatorluğu adıyla tanımlanan Mangi eyaletinde bulunmuştur.
                Bu Mangi Krallığı, Kubilay Han’ın egemenliğine girmeden önce, savaştan pek hoşlanmayan, zavallı ve felaket geçirmiş kimselere karşı daima merhametli ve yardımsever görünen barışçı bir kral tarafından yönetilmekteydi. Marco Polo, bu konuda bazı bilgiler vermekte ve olayları o kadar güzel anlatmaktadır ki, seyahatnamesinde yer alan metni aynen almak gereği duyulmuştur.
                “Songlar hanedanının bu son hükümdarı, o kadar çok para harcıyordu ki, bu harcama aklın alamayacağı kadar büyük miktarlara ulaşıyordu. Ben, size, onun çok soylu olan iki davranışının hikâyesini anlatacağım: Bu hükümdar, her yıl, yirmi bin küçük çocuğun beslenmesini sağlıyordu; çünkü, bu eyaletlerdeki töreye göre, fakir kadınlar, besleme imkânı bulamadıkları çocuklarını doğurur doğurmaz başlarından atmak zorunda kalıyorlardı. Kral, bütün bu terk edilmiş çocukları alıyor, hangi burçta doğarlarsa doğsunlar, bunların kayıtlarını yaptırıyor, çeşitli yerlerde beslenmelerini sağlıyor ve ülkede yeterli sayıda bulunan sütannelerden faydalanıyordu. Oğlu olmayan zengin bir adam, krala başvurarak, istediği kadar çocuk alabiliyordu. Kral, erkek çocukların ve kızların evlenme çağına gelmeleri durumunda, onları evlendiriyor, geçimlerini sağlıyor ve böylece, her yıl erkek ve kız olmak üzere yirmi bin genci yetiştirerek hayata katmış oluyordu. Herhangi bir yoldan geçerken, iki büyük binanın arasında küçük bir ev görünce, bu küçük evin diğerleri kadar neden büyük olmadığını soruyor ve eğer kendisine, bu binanın, büyük ev yapma imkânına sahip bulunmayan fakir bir adamın evi olduğu söylenecek olursa, o evin diğerlerinden daha güzel, daha yüksek olmasını sağlıyordu. Bu krala, binlerce soylu erkek ve kadın sürekli hizmet ediyordu. Kral, o kadar sert ve o kadar da ciddi bir adalet uyguluyordu ki, hiç kimse suç işlemeye cesaret edemiyordu. Tüccarların mağazaları geceleri açık bulunuyor, hiç kimse, bu mağazalardan en ufak bir şey çalamıyordu. Geceleri, gündüzden daha iyi ve daha güvenli yolculuk yapılabiliyordu.”
                Marco Polo, Mangi eyaletinin girişinde, halen Sarı Nehir kıyılarındaki, adı Hoai-gnan-fu olan Koigangi şehrine rastlamıştı ki, bu bölgenin başlıca endüstrisi, büyük tuzlalardan elde edilen tuzdur. Gezgin, güzel taşlarla döşenmiş bir yolu takip ederek, bu şehirden bir günlük mesafedeki, çuhalarıyla ün yapmış Pau-in-şen beldesine varmıştır. Sonra, çok sayıda geminin uğradığı Tai-şö şehrine ve oradan da Yangi beldesine gelmiştir.
                Yangi beldesi, Marco Polo’nun üç ay kadar valilik yaptığı Yang-şe-fu şehridir. Çevresi tahminen iki fersahtan aşağı olmayan bu şehir, çok kalabalık ve çok önemli bir ticaret merkezidir. Marco Polo, Yangi beldesinde bulunurken, sahil ve iç kısım şehirlerini inceden inceye tetkik etme imkânını sağlayan çeşitli keşif gezileri yapmıştır.
                Önce batıya doğru yönelmiş ve bugünün Nanking şehriyle karıştırılmaması gereken Nanghin şehrine ulaşmıştır. Günümüzdeki adı Ngan-Khing olan şehir, son derecede bereketli bir eyalet içinde bulunmaktadır. Marco Polo, aynı yönü izleyerek daha ileri gitmek suretiyle Hu-Kuang eyaletinin kuzey kısmında yer alan Saianfü’ye varmıştır. Şehir, Kubilay Han’ın egemenliğine karşı koyan Mangi’nin savunduğu son şehir olmuştur. İmparator, bu şehri üç yıl boyunca kuşatmada tutmuş ve kendini çok iyi savunan şehri ancak çok kuvvetli mancınıklarla ele geçirebilmiştir. Mancınıklar, üç Venedikli’nin yardımıyla inşa ettirilmiş olup, her birinin ağırlığı üç yüz libreye kadar çıkan iri taşlar fırlatıyorlardı.
                Marco Polo, Saianfü’den hareket ederek sahil şehirlerini keşfetmek amacıyla geri dönmüş ve hiç kuşkusuz Yang-çeu’ya girmiştir. Burada, genişliği bir fersah tutan ve bir defada beş bin gemiyi barındırabilen Kiang Nehri üzerindeki Singi’yi ziyaret etmiştir. İmparator sarayının buğday ihtiyacının büyük kısmını sağlayan Kain-gi’yi, iki Neşturî Hıristiyan kilisesinin bulunduğu Cinghianfü’yü, ticari ve sınai bir belde olup şimdi adı Çan-çeu-fu olan Singigi’yi ve çevresi altı fersah tutan büyük şehir Singi’yi dolaşıp tetkik eden Venedikli gezginin çok abartmalı notlarına göre, Kinang Nehri üzerinde , o sıralarda, altı bin köprü olduğu tespit edilmiştir.
                Marco Polo, Hu-çeu-fu olması muhtemel Vugi’de ve bugünkü adı Kin-hing olan Siangan’da bir süre kalıp üç günlük bir yürüyüşten sonra, zevkli insanların yaşadığı Kinsay beldesine girmiştir. Bu isim “Gökyüzü Beldesi” anlamına gelmektedir ve bu önemli başkentin bugünkü adı Hang-çeu-fu’dur. Çevresi altı fersahtır. İçinden geçen Tsien-tang-klang Nehri, Kinsay’ı bir başka Venedik haline getirmektedir. Songlar’ın bu eski başkenti, hemen hemen Peking kadar kalabalıktır. Caddeleri, sokakları taş ve tuğla döşelidir. Marco Polo’ya göre; burada “altı yüz bin ev, dört bin hamam ve on iki bin taş köprü” olduğu hesaplanmıştır. Bu beldede dünyanın en zengin tüccarları “çok güzel ve melek gibi yaratıklar” olan eşleriyle yaşamaktadırlar. Burası, imparator adına yüz kırk beldeyi yöneten bir kral vekilinin oturduğu yerdir. Burada, etrafı güzel bahçeler, yapay göller ve çeşmelerle çevrili, bin odalı Mangi hükümdar sarayı görülmektedir. Büyük Hakan, bu şehirden ve eyaletten muazzam gelir sağlamaktadır. Ülkenin başlıca ürünlerini teşkil eden tuz, şeker, baharat ve ipekten elde edilen gelir milyonları bulmaktadır.
                Marco Polo, Kinsay’ın bir günlük güneyinde, güzel bir beldeyi gezip dolaşmanın ardından, Tanpigi (Şao-hing-fu), Vugi (Hu-Çeu), Ghengi (Hui-Çeu), Siansian (Mösyö Charton’a göre Yen-çeu-fu, Mösyö Pauthier’e göre Sui-çang-fu) ve Kinsay Krallığı’nın son şehri olan Kügi (Kui-çeu)’yı ziyaret etmiş, daha sonra, en önemli şehri aynı isimde olan Fügi Krallığı’na girmiştir ki, bu şehrin bugünkü adı Fo-ki-en eyaletinin başkenti konumundaki Fu-şö-fu’dur.
                Gezginin anlatımına göre; bu yörenin savaşçı insanları son derece gaddardırlar; düşmanlarına hiç acımazlar; kanlarını içerler, etlerini yerler. Marco Polo, Kuenlifü (Kien-ning-fu)’yu ve Un-Guen’i geçtikten sonra, Fügi’nin başkenti olup inci ve değerli taşlar ticaretinin büyük ölçüde yapıldığı ve bugünkü adı Kuang-Çeu olan şehre girmiş ve beş günlük bir yürüyüşten sonra, güneydoğu Çin’de yaptığı keşif gezisinin en son noktası olup, muhtemelen bugünün Tsuen-Çeu şehri olan Zaitem limanına varmıştır.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi