Darıldın mı Gülüm Bana
Darıldın mı Gülüm Bana

Darıldın mı Gülüm Bana

     Mısırlı aktariye tüccarı Naim Ağa’nın kızı Safinaz, boynuna sarılmış, tombul yanaklarından öpmüş, ne yapmış ne etmiş Cevri kalfayı dize getirmişti nihayet…
     Cevri kalfa konağın en eskisi ve emektarı idi. Safinaz’ın babası dahi onun elinde büyümüştü. Konağın beyi ve hanımefendisi dahi onu kırmaz, onu gücendirmekten korkarlardı. Cevri kalfa istediği gibi hareket eder, ister güzellikle, ister emirle herkese söz geçirir, dediğini yaptırırdı. Sadece Safinaz’a karşı başka davranırdı…
     Ona kızamaz, ona acı söyleyemezdi. Hele hele onun, o mahzun hallere bürünüp, kiraz gibi güzel dudaklarını büzerek, “Aşk olsun… Şimdi anladım; beni hiç sevmiyorsun!” diyerek yaptığı nazlar karşısında bütün öfkesi geçer, hemen yelkenleri suya indiriverirdi.
     İşte şimdi de öyle olmuş, Safinaz ne yapıp ne edip, Cevri kalfayı emellerine alet edivermişti bir çırpıda…
     Siyah, uzun, dalgalı saçları omuzlarına dökülmüş, çeşitli kokularla taranmış olduğu halde, yanında Cevri kalfa ile birlikte, konağın en güzel atlarının koşulduğu faytona atlayarak, Kâğıthane yoluna doğru geziye çıkmışlardı.
     Safinaz düşünceliydi… Dertliydi Safinaz… Bir türlü kimselere açamadığı bir dert içten içe kemiriyordu gönülcüğünü…
     Cevri kalfanın da müsamahası ile konağın delikanlı faytoncusu, Çerkez yanaşma Asım ile gizli gizli anlaşmışlar, birbirlerini delicesine sevmeye başlamışlardı.
     Fakat nasıl olmuştu da onu darıltmıştı? Esmer cildini süsleyen kırmızı benizli, heykel vücutlu Asım’ı ne yapmıştı da darıltmıştı? Bir türlü bilemiyordu bu hatayı nasıl işlediğini.
     Her zaman, böyle gezilerde, kırmızı fesinin püsküllerini savurtarak, ikide bir başını geriye çevirip, muhabbet lafları eden, maniler söyleyen Asım, bu defa bir kerecik olsun başını çevirip bakmamıştı bile ondan tarafa…
     Safinaz düşündü, taşındı, işi şakaya getirip gönül almaktan başka bir çıkar yol yoktu gayri… O da öyle yaptı, bu karara varır varmaz…
     Beyaz, incecik ipek eldivenlerinin, dışarıda bıraktığı sıhhatli ve gösterişli bembeyaz tenli dirseği ile Cevri kalfayı hafifçe dürterek, bacı kalfanın da o kendine has şivesi ile iştirakini sağladıktan sonra bir türküye başladı Safinaz…
     Kâğıthane deresinin tozlu yollarında bizlerden uzaklaşan lüks ve çok gösterişli fayton bir dönemeçte gözlerden kaybolurken, bazen rica, bazen takazalarla dolu çok anlamlı bir türkünün tatlı melodisi, koyu gölgeli ağaçlar arasından süzülüp kulaklarımıza kadar yankılanıyordu…

Darıldın mı gülüm bana
Hiç bakmıyorsun bu yana
Darıldınsa barışalım
Kumru gibi koklaşalım
                Esmerim güzelim tuti dillim
                Ben yanıyorum ah çok seviyorum
Her zaman üzersin beni
Yaramaz çapkın seni
Benim hiç günahım yoktur
Baştan sen çıkardın beni
                Esmerim güzelim tuti dillim
                Ben yanıyorum ah çok seviyorum
Bir gün nadim olacaksın
Beni çok arayacaksın
Ben ah edip ağladıkça
Sen Allah’tan bulacaksın
                Esmerim güzelim tuti dillim
                Ben yanıyorum ah çok seviyorum

Beste: ?
Güfte: ?
Makam: Rast
Usûl: Nim Sofyan
Form: Kanto

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir