Tarih Adım Adım Yazıldı-33. Marco Polo-8

T

TARİH ADIM ADIM YAZILDI – Ünlü Gezginlerin İzinden Dünya Tarihine Bir Bakış
1. Kitap-4. Bölüm : Polo Ailesi ve Marco Polo (1253-1324) (MARCO POLO-8)

                 Gezginin gözlerinde, Madagaskar, dünyanın en büyük, en soylu adalarından biridir. Halkı, kendini tamamen ticarete vermiştir ve özellikle fildişi ticareti ile uğraşmaktadır. Halk, diğer etlere nazaran çok lezzetli ve sağlığas elverişli olan deve etiyle beslenmektedir. Hindistan kıyılarından gelen tüccarlar, Umman Denizi’ni ancak yirmi günde geçmektedirler. Fakat, gemilerini sürekli olarak güney yönüne iten ters akıntılar yüzünden, dönüşleri en aşağı üç aylık bir zamanı gerekmektedir. Bununla birlikte, bu adaya çok sık gelmektedirler; çünkü bu ada onlara, tüm ormanları kaplayan sandal ağacı ve amber sağlamakta ve bu mallara karşı çuha ve ipekli kumaş değişimi yapılmaktadır. Marco Polo’ya göre, bu ülkede vahşi hayvanlarla av hayvanları hiç eksik değildir. Leoparlara, ayılara, aslanlara, geyiklere, yaban domuzlarına, zürafalara, yaban eşeklerine, karacalara, alageyiklere ve diğer evcil hayvanlara sürüler halinde rastlanmaktadır. Fakat, burada, göze çarpan en önemli hayvan, Binbirgece Masalları’nda sözü edilen, bir fili pençelerine takıp havaya kaldırmaya yetenekli, yarısı aslan yarısı kuş olan o Anka kuşudur. Görünümü çok güzel olan bu kuş, belki de yumurtaları fosil olarak hâlâ Madagaskar’da bulunan “Epyornis maximus”dur.

                Marco Polo, bu adadan hareket ederek kuzeybatıya yönelmiş ve böylece, Zengibar’ı ve Afrika kıyılarını görmüştür. Bu bölgelerin halkı ona, çok iri ve dört kişinin taşıyabileceği yükleri sırtlayacak kadar güçlü görünmüştür. Bunda da şaşılacak bir şey olmadığını anlamış, çünkü bu adamların beş kişinin yiyeceğini yediklerini öğrenmiştir. Ülke yerlileri siyahi olup tamamen çıplak dolaşmaktadırlar. Geniş ağızları, kalkık burunları, iri gözleri, kalın dudakları vardır ki, bu tanım, Afrika’nın o bölgesinde yaşayan yerlilere aynen uymaktadır. Bu yerliler, pirinç, şeker, süt ve hurma ile beslenmektedirler; içkilerini pirinçten, şekerden ve baharattan imal etmektedirler. Bunlar, ölümden hiç korkmayan cesur ve savaşçı insanlardır. Deriden bir kalkan, bir kılıç ve bir mızrakla silahlı olarak develer ve filler üzerinde savaşırlar; binek hayvanlarını, başa vuran ve onları uyaran bir tür içki ile harekete geçirirler.
                Mösyö Charton’un değerlendirmesine göre, Marco Polo zamanında, Hindistan’ın egemenliği altında olan ülkeler üç kısma bölünmekteydi. Bunlar; Ganj Nehri ile Sind Irmağı arasındaki Büyük Hindistan, Ganj’ın diğer tarafında olup yarımadanın batı kıyılarından Koşinşin sahillerine kadar olan bölgeyi oluşturan Küçük Hindistan ve son olarak da, İran Körfezi’ne kadar olan ve Etiyopya ile Arabistan sahillerini kapsayan Orta Hindistan’dan ibaretti.
                Marco Polo’nun Zengibar’dan ayrıldıktan sonra, kuzeye doğru çıkarak kıyıları keşfetmek ve güzel kumaşların dokunduğu çok zengin bir ülke olan Etiyopya’dan başlamak suretiyle yöneldiği ülke bu Orta Hindistan olmuştur. Filo, bundan sonra hemen hemen Babülmendep Boğazı gerisinde bulunan Zella limanına kadar ilerlemiş, Yemen ve Hadramut sahillerini izleyerek, Çin ve Hindistan’la ticari ilişkilere aracı olan tüm gemilerin uğradığı Aden limanına girmiş, çok mükemmel ve cins atları bol miktarda ihraç eden büyük bir belde konumundaki Escier, birinci kalitede “günlük” üreten Dafar, Umman kıyılarında bulunan Kalatu ve sonunda Marco Polo’nun Tatar kralının sarayına gitmek üzere Venedik’ten gelişinde ziyaret ettiği Cormos, yani Hürmüz şehirleri görülmüştü.
                Moğol imparatorunun emriyle kurulmuş olan filonun gerçekleştirdiği seyahatin tamamlandığı yer, İran Körfezi’nin bu liman’dır. Prenses, on sekiz ay süren bir deniz yolculuğundan sonra, sonunda, İran sınırlarına varmıştı. Fakat, o sırada, nişanlısı Prens Argun ölmüş bulunuyordu. Ülke, iç savaş dolayısıyla kana bulanmış durumdaydı. Prenses, Argun’un zorba kardeşinin boğulup öldürülmesinden sonra, 1295 yılında tahta çıkan ve Prens Argun’un oğlu Prens Gazan’a teslim edilmişti. Prensesin bundan sonra ne olduğu bilinmemektedir; fakat, prensesin, Marco, Nicolo ve Matteo Polo’dan ayrılmadan önce, çıkarı neyi gerektiriyorsa da, bunun takdirini onlara bıraktığı bir gerçektir.
                Marco Polo, pek muhtemel olarak, İran’da bulunduğu sırada, büyük Türkiye hakkında ilgi çekici dokümanlar toplamıştı ki, bunlar da seyahatnamenin son kısmında verdiği bazı bilgilerle İran’daki Moğol hanlarının gerçek tarihinden ibaretti. Yapmış olduğu keşif ve seyahatleri böylece tamamlanmıştı. Tatar prensesinden izin alan üç Venedikli, yanlarında muhafızlar olduğu ve her türlü yol masraflarının sağlandığı bir durumda, yurtlarına dönmek için kara yolunu tutmuşlardı. Trabzon’a, Trabzon’dan İstanbul’a, oradan da Eğriboz Adası’na yollanmışlar ve sonra Venedik’e gitmek üzere gemiye binmişlerdi.

 

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi