Aşk Bu Değil Yapma Güzel

A

     Aşk bu değil… Yapma güzel!
     Aşk, Adem ile Havva’nın yaradılışı ile başlamıştır dünyamızda. Bugün, tarih sayfalarına intikal etmiş birçok aşklar yaşanmıştır şu dünya yüzünde…
     Sezar ile Kleopatra, Nelson ile Lady Hamilton, Napolyon ile Jozefin… İki güzellik bir felakettir dedirten Paris ile güzel Helen’in aşkları gibi… Romeo-Juliet gibi… Leyla ile Mecnun, Arzu ile Kamber, Ferhat ile Şirin gibi…
     O zamanlar, dünyanın yarısına hükmetmiş, Büyük Britanya İmparatorluğu Taht ve Taç’ının feda edilmesini zaruri kılan VII. Edward ile Simpson’un aşkları gibi aşklar yaşanmıştır.
     Aşk bunlardır. Aşk feragat ister, aşk olgunluk, müsamaha, iyi niyet, anlayış ve tahammül ister… Aşkta kaprislerin yeri yoktur. Aşk, eğer hakiki manada bir aşk ise, ister normal ister yasak aşk olsun, bu kurallara uymak mecburiyetindedir.
     Bunlardan herhangi biri olmadı mı, bu kaide bozulur; aşk, aşk olmaktan çıkar, tadından ve anlamından çok şeyler kaybeder.
     Semih ile Çiğdem’in aşkı ise, bir tuhaf aşktı doğrusu…
     İnişli çıkışlı bir grafik içerisinde, yıllar var ki sürüp gidiyor. Bu durum, biraz Çiğdem’in tutumundan ileri geliyor galiba… Zaman olur, gözleri dünyayı görmez, bütün ruhu ile, bütün benliği ile “Semih” der, başka bir şey demez… Ama zaman olur ki, en umulmayacak anlarda, insanı deli eden, çıldırtan hareketlerde bulunur. Zavallı Semih de, bu çapraşık halin içinden bir türlü çıkamaz…
     İşte size bir örnek…
     Kaç saattir buradalar… Bu haldeler de farkında bile değiller… Laciverte yakın, koyu renkli uzun perdeleri sımsıkı kapatılmış salonun bir köşesindeki pikapta, eski romantik bir vals çalmakta…
     Gayet hafiften gelen müziğin temposuna uymuş, birbirlerinin kollarında değil de, kenetlenmiş gibi, tek bir vücut gibi, birbirlerinin sıcaklıklarını tamamen hissedecek gibi duruyorlar… Mütemadiyen, yorulmadan, bıkıp usanmadan dönüyorlar… Rüya âlemindeler sanki…
     Kolsuz, incecik elbisesi içerisinde, bir yığın ateş gibi yanan Çiğdem ile Semih, bir an yan taraftaki divanın üzerine düşüveriyorlar. Müzik kısmı bitmiş plağın, boşuna devir yapan cızırtıları ve kısık kısık nefes alışları duyuluyor şimdi sadece…
     Biraz evvelki Çiğdem nerede? Şu andaki Çiğdem nerede? Şimdi ne kadar zorlasa, bir türlü kendisine yakıştıramadığı o sert bakışları ile, sarf ettiği birbirini tutmayan sözleri ile, Semih’i hırpalamaya çalışıyor. Eee… Bu kadarı da fazla doğrusu…
     Semih, sırtına henüz geçirdiği gömleğinin düğmelerini iliklemeyi bırakıp, onu tekrar kollarının arasına alıyor… Sıkıyor; kemiklerini kırmak istercesine sıkıyor… Yüzü, Çiğdem’in çıplak omuzlarında, ensesinde, yüzünde, saçlarında hoyratça dolaşıyor… İntikam alırcasına, onu olduğu yerde bırakıp karşısına geçiyor ve gülüyor… Sürekli gülüyor Semih… Sonra da bir şarkıya başlıyor…

Aşk bu değil yapma güzel
Sen insanı güldürürsün
Sevişirken güzel güzel
Sen insanı öldürürsün.

Beste: Avni Anıl
Güfte: Rüştü Şardağ
Makam: Nihavend
Usûl: Curcuna
Form: Şarkı

Yazar hakkında

Yorum Ekle