İstihbarat Notları (Türk Dış Politikası-7)

İ

Soğuk Savaşın Bitişi
* Devlet Başkanı Gorbaçov’un 1985’ten itibaren uygulamaya başladığı “Glasnost (Açıklık)”, “Perestroyka (Yeniden Yapılanma)” ve “Milliyetler Politikası” dahi bu çözülmeyi durduramamış, aksine Doğu Bloku içindeki kopuşu hızlandırmıştır. SSCB’yi süper güç olmaktan çıkaran çöküş, Soğuk Savaş’ın da sonu olmuştur.
* Almanya’yı ikiye bölen Berlin Duvarı 9 Kasım 1989’da yıkılmıştır.
* Gorbaçov’un 25 Aralık 1991 tarihinde devlet başkanlığından istifa etmesi ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği dağılmıştır.
* ABD tek süper güç olarak ortaya çıkarken, SSCB yerini Bağımsız Devletler Topluluğuna (BDT) bırakmıştır.
* Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle birlikte kurulan politik sistem, George Bush tarafından “Yeni Dünya Düzeni” diye adlandırılmıştır.
Soğuk Savaşın Sona Erişinin Türk Dış Politikası Açısından Yarattığı Sonuçlar
* Sınır anlaşmazlıkları, azınlık sorunu, sosyal ve ekonomik sorunlar, SSCB’nin ve Yugoslavya’nın dağılmasının yarattığı yeni devletlerin henüz devletleşme süreçlerini tamamlayamamaları ve Soğuk Savaş döneminin dondurduğu bazı sorunların gerilim ortamının sona ermesiyle su yüzüne çıkması.
* Türkiye’yi kuşatan coğrafyada meydana gelen olumsuzluklar.
* Türkiye’nin Soğuk Savaş döneminde Batı’dan aldığı desteğin en önemli nedeni, Sovyet tehdidine karşı Batı güvenliği açısından Türkiye’nin sahip olduğu stratejik önemden kaynaklanıyordu. Türkiye Batı’nın gözündeki bu önemini yitirmişti.
* Soğuk Savaşın sona ermesi ve bunun yarattığı gelişmeler sonucunda Türkiye, bölgesel bir güç olma, Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu bölgelerinde daha etkili bir rol oynama fırsatını yakalamıştır.
* Ayrıca SSCB’nin dağılması sonucu bağımsızlığını kazanan 6 Türk Cumhuriyeti ile etnik, dilsel ve dinsel bağı vardır.
* Türkiye dünya enerji kaynaklarının bulunduğu bölgelerin ortasında yer almaktadır ve bu kaynakların dünya pazarlarına sunulması için de önemli bir geçiş yolu oluşturmaktadır. Tüm bu fırsatlar Türkiye’nin stratejik önemini artırmaktadır
* Çift kutuplu dünyada ABD ve Batı Avrupa eksenli bir politika izleyen Türkiye,
* 1990’lı yıllarda başta Orta Asya, Balkanlar ve Kafkasya olmak üzere yeni bölgelerle ilişkiler kurma fırsatı yakalamıştır.
* Sovyetler Birliği’nin yerini alan Rusya ile iyi ilişkiler kurulurken, Uzak Doğu ülkeleriyle ilişkiler de hızla gelişmeye başlamıştır.
* Körfez savaşlarından sonra ise Orta-Doğu, Türkiye için güvenlik risklerinin arttığı ve ABD ile çıkar çatışmalarının yaşandığı bir alan hâline gelmiştir.
Soğuk Savaş Sonrası Uluslararası Sistem
* Soğuk Savaş sonrası dönemin önemli özelliklerinden biri de, daha yoğun istikrarsızlık ve çatışmalara sahne olmasıdır.
* Soğuk Savaş döneminde uygun zemin bulamadığı için yeşeremeyen etnik ve dini çatışmalar harekete geçti.
* Yugoslavya dağıldı; Hırvat-Sırp, Sırp-Müslüman ve Hırvat
* Daha sonra Kosova ve Makedonya sorunları ortaya çıktı.
* Kafkaslar da, Ermeni-Azeri, Rus-Çeçen, Gürcü-Abhaz çatışmalarına sahne oldu.
* Ortadoğu hep istikrarsız bir alan olarak kaldı.
* Sovyetler Birliği’nin dağılmasından dolayı ABD, dünya politikasındaki yerini güçlendirdi ve tek süper güç konumuna yükseldi.
* Bu nedenle, liberalizmi (pazar ekonomisini) dünyaya yaymaya çalışan, demokrasiyi, insan haklarını ve hukukun üstünlüğünü sadece kendi değerleri olarak değil, dünyanın evrensel değerleri olarak yerleştirmeye çalışan ABD “dünya jandarması” olarak nitelendirilmeye başlandı.
* 1980’lerin başlarında Paul Kennedy’nin Büyük Güçlerin Yükseliş ve Çöküşleri gibi çalışmalarda görülen ABD’nin düşüşe geçtiği yolundaki yorumlarının yerini, yeni dönemde ABD’nin tek süper güç olarak uluslararası alandaki üstünlüğünü vurgulayan görüşler almıştır. Bu bağlamda, Francis Fukayama, 1989’daki Tarihin Sonu adlı çalışmasıyla, ABD’nin temsil ettiği liberalizmin diğer ideolojiler üzerinde üstünlük kurduğunu yazıyordu.
* Samuel Huntington ABD’nin liderliğini ve üstünlüğünü pekiştirme amacı çerçevesinde yeni bir düşman yaratılması peşindeydi.
* Huntington, 1993’te kaleme aldığı “Medeniyetler Çatışması” başlıklı makalesinde, Batı’yı bir arada tutacak ortak düşman arayışını dile getiriyor ve gelecekteki asıl çatışmanın din ve kültürler üzerinde kurulu uygarlıklar arasında olacağını ileri sürüyordu.
* 1990’larda SSCB yıkıldığı için ABD’nin İslam’ı komünizme karşı kullanması gibi bir durum da söz konusu olmadığı için, İslami fundamentalizm yeni düşman olarak seçilebilirdi.
* Öte yandan Brezezinski, ABD’nin üstünlüğünün sürmesinin stratejik temellerini açıklamaya çalışırken,
* Kissinger, Soğuk Savaş sonrasında uluslararası alanda bir güç dengesi oluşturulmasının yollarını arıyordu.
* Bütün bu yazarların iki ortak noktasının bulunduğu söylenebilir:
* Hepsi ya ABD yönetim çevreleriyle yakın ilişki içinde ya da doğrudan yönetimden gelmedir.
* İkinci olarak,  hangi açıdan bakarlarsa baksınlar bu uzmanlar ABD’nin tek süper güç olduğunu ve dünyadaki gelişmelerin artık onun tarafından belirleneceğini söylüyorlardı. 

(Gelecek Yazı: Komşularla İlişkiler)

Yazar hakkında

Yorum Ekle