İstihbarat Notları (Türk Dış Politikası-8)
İstihbarat Notları (Türk Dış Politikası-8)

İstihbarat Notları (Türk Dış Politikası-8)

Türkiye-Rusya Federasyonu
* Yakın çevre politikası
* Çeçen/PKK
* Boru hattı meselesi
* 1997 sonrası yakınlaşma
* 24 Kasım 2015 uçak krizi
* Mektup diplomasisi
* Rus büyükelçi suikastı
Türkiye-Güney Kafkasya
* Azerbaycan: Karabağ meselesi/Boru hatları
* Gürcistan: Gürcistan’ın, Kafkasya ve Orta Asya’ya uzanan yol üzerinde stratejik bir konuma sahip olması ve Rusya’nın Güney Kafkasya’daki etkinliğinin dengelenmesi açısından, Türkiye için büyük bir önemi vardır. Gürcistan topraklarından geçen boru hattı projeleri, iki ülkeyi siyasi ve ekonomik olarak yakınlaştıran bir diğer önemli etken olmuştur. Bu iş birliğinin bir sonucu olarak Türkiye, Gürcistan’ın en önemli ticari ortağı hâline gelmiştir
* Ermenistan: Bölgede diplomatik ilişkilerin kurulamadığı tek ülke/2009 Protokoller
* Ermenistan bağımsızlığını ilan etmesinden bu yana Kars Antlaşması’nın geçerliliğini resmen tanımayı reddetmektedir.
* Ermenistan Bağımsızlık Bildirgesi’nin 11. maddesinde, Türkiye’nin doğu bölgesinden, “Batı Ermenistan” olarak bahsedilmektedir. Ayrıca anayasasının 13. maddesinde Ağrı Dağı, Ermenistan’ın devlet simgesi olarak belirtilmektedir.
* Ermenistan’ın resmî antlaşmalarla çizilmiş Türkiye sınırını tanımaması ve anayasal belgelerinde Türkiye topraklarına atıflarda bulunması, iki ülke ilişkilerinin normalleşmesinin önünde büyük bir engel teşkil etmektedir.
* Azerbaycan’ın % 20’si işgal, uluslararası hukuku ihlal.
* 1915 Sözde Soykırım İddiaları. 24 Nisan’da dünya çapında etkinlikler.
Türkiye-Orta Asya
* 1991 yılında Orta Asya cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını elde etmeleri, Türk dış politikasına yeni bir boyut kazandırmıştır. Orta Asya cumhuriyetlerini tanıyan ve bu ülkelerde büyükelçilik açan ilk ülke, Türkiye olmuştur.
* Türkiye’nin Orta Asya cumhuriyetlerine 1990’lı yılların başında gösterdiği büyük ilgi, dönemin başında Pantürkist bir politika olarak algılanmış, özellikle Rusya’yı rahatsız etmiştir. Türkiye, bu nedenle 1990’lı yıllarda sık sık tekrarlanan “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne Türk Dünyası” ifadesinde somutlaşan dış politikasını, 1990’ların ikinci yarısında gözden geçirmek zorunda kalmıştır.
* Türkiye, bölge ülkelerinin kalkınmalarına yardımcı olmak üzere 1992 yılında Türk İş Birliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA) kurulmasına öncü olmuştur.
* Türkiye, Orta Asya cumhuriyetleriyle ilişkilerini kültür ve eğitim alanlarında da hızla geliştirmeye çalışmıştır. “Büyük Öğrenci Projesi” adı verilen kapsamlı bir burs programı çerçevesinde yaklaşık 18.000 öğrencinin Türkiye’de eğitim görmesi sağlanmış, 1992 yılında Kazakistan’da Türk-Kazak Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi, 1995 yılında ise Kırgızistan’da Türk-Kırgız Manas Üniversitesi açılmıştır.
Türkiye-Balkanlar
* Doğu Bloku’nun dağılması ve Yugoslavya’nın parçalanmasından sonra Türk ve Müslüman halkların yaşadığı Balkan coğrafyasında, Türkiye 1990’lı yılların başında aktif bir dış politika izlemiştir.
* Türkiye, Bosna’daki iç savaşta siyasi ve askerî açıdan Müslümanları desteklemiş, Boşnaklara yönelik saldırıların durdurulması için BM, NATO, AGİT, İKÖ ve Avrupa Konseyi gibi uluslararası örgütler nezdinde girişimlerde bulunmuştur.
* Sırp güçlerinin Kosova’da, Arnavutlara karşı etnik temizlik harekâtına girişmesi üzerine, bu bölgeden Arnavutluk ve Karadağ’a mülteci akını başlamıştır. Kosova’da yaşanan bu soruna kayıtsız kalamayan Türkiye, 18 bin mülteciyi kabul etmiş ve NATO’nun Mart 1999’da Yugoslav hedeflerine karşı başlattığı operasyonlara katılmıştır. Ayrıca Kosova’daki barış gücüne de asker göndermiştir.
Türkiye-ABD
* Soğuk Savaş sonrası dönemde Türkiye ve ABD, Kafkasya, Balkanlar ve Orta Asya’da iş birliğine yönelirken Orta Doğu konusunda birtakım uyuşmazlıklar yaşamıştır.
* Türkiye, Kosova, Bosna ve Makedonya sorunlarında ABD’nin politikasını desteklemiş, hatta NATO’nun Bosna ve Kosova’ya düzenlediği operasyonlara, etkin bir şekilde katılmıştır.
* ABD Hükûmeti de Hazar petrollerinin dünya piyasalarına akışını sağlayan Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı Projesi’nde Türkiye’ye büyük destek vermiştir.
* Türkiye-ABD ilişkileri açısından bu dönemin ilk önemli olayı I. Körfez Savaşı sırasında yaşanmıştır. Türkiye, 1991’de ABD’nin Irak’a düzenleyeceği saldırılarda topraklarındaki üslerin kullanılmasına izin vermiştir.
* Türk Hükûmeti, ABD’ye verdiği bu destek sayesinde Türkiye’nin Soğuk Savaş sonrasında azalan stratejik önemini yeniden kazanacağını düşünmüştür.
* Türk Hükûmeti’nin de 11 Eylül 2001’de gerçekleştirilen terör eylemleri sonrasında ABD’nin yanında yer alması, ilişkilerin gelişmesinde etkili olmuştur.
* ABD, 2003’teki Irak işgali sırasında Türkiye’den bazı taleplerde bulunmuştur. Bunun üzerine hazırlanan tezkereye TBMM, 1 Mart 2003’te onay vermemiş, bu durum iki ülke arasında büyük bir sorun yaratmıştır.
* Öte yandan ABD’nin Irak’ın kuzeyindeki Kürt oluşumuna karşı izlediği siyaset de Türkiye-ABD ilişkilerini olumsuz etkilemiştir.
Türkiye-Avrupa Birliği
* Bu dönemde Türkiye-AB ilişkileri dört önemli dönemden geçmiştir:
  1. Gümrük Birliğine Hazırlık Dönemi (1990-1995): 1990’lardan sonra Avrupa ülkeleri arasında sınırların kaldırılması ve birleşik bir Avrupa kurulması, sık sık gündeme gelmiştir. Bu doğrultuda “Avrupalılık” kavramı yeniden ele alınmış, Türkiye’nin Avrupalı olup olmadığı sorunu tartışmaya açılmıştır. Sosyalist Blok’un çözülmesi sonucu Orta ve Doğu Avrupa’da serbest kalan ülkelerin AB’ye katılımlarını sağlamak, bu yıllarda AB’nin öncelikli hedefi hâline gelmiş ve Türkiye ile ilişkiler ikinci plana itilmiştir. Bu nedenle Türkiye’nin önceliği bir an önce AB ile Gümrük Birliğine girmek ve böylelikle üyelik vizyonunu elde etmek olmuştur.
  2. Gümrük Birliği Dönemi (1996-1998): Türkiye 1995’te imzalanan Gümrük Birliği Antlaşması ile 1 Ocak 1996’dan itibaren Gümrük Birliğine katılmıştır. Bu Antlaşma ile AB’nin belirleyeceği dış ticaret politikalarına uymayı taahhüt eden Türkiye, tam üye olmadan Gümrük Birliğine giren ilk ve tek ülke olmuştur. AB Konseyinin, 1997 Lüksemburg Zirvesi’nde Türkiye’yi aday ülkeler arasında göstermemesi, ilişkileri kopma noktasına getirmiştir.
  3. Adaylık Dönemi: Türkiye’nin aday ülke statüsü kazanması, 1999’da yapılan Helsinki Zirvesi’nde açıklanmış ve diğer aday ülkeler ile eşit konumda olacağı ifade edilmiştir. Böylece Türkiye, Lüksemburg Zirvesi’nde verilmeyen katılım ortaklığı statüsünü elde etmiştir.
  4. Müzakerelerin Başlaması: AB Konseyi, Brüksel Zirvesi’nde 3 Ekim 2005’te tam üyelik müzakerelerine başlama kararı almıştır. Türkiye, böylece önemli bir aşamayı geride bırakarak aday ülke konumundan katılımcı ülke statüsüne yükselmiştir. 

(Gelecek Yazı: Davutoğlu Dönemi)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir