Tarih Adım Adım Yazıldı-36. İbni Batuta-1

T

TARİH ADIM ADIM YAZILDI – Ünlü Gezginlerin İzinden Dünya Tarihine Bir Bakış
1. Kitap-5. Bölüm : İbni Batuta’nın 1328-1353 Yıllarını Kapsayan Gezisi-1)
 

                Venedikli gezginin ayarında olmak üzere, Mısır’ı, Arabistan’ı, Anadolu’yu, Tataristan’ı, Hindistan’ı, Çin’i, Bengal’i ve Sudan’ı dolaşmış bir Arap gezgininden söz etmek gerekir ki, bu gezgin, Orta Asya’nın nispeten büyük bir kısmını dolaşan Marco Polo’nun gezdiği yerleri de görmüştür. Hem yetenekli, hem de cesur olan bu gezgin, en gözüpek kâşiflerin sıralamasında yer almayı hak eden bir kişidir.
                Bu, bir din adamıdır. Adı Abdullah el Lavati’dir. Fakat, İbni Batuta adıyla ün yapmıştır. 1324 yılında, hac amacıyla Mekke’ye gitmeye karar vermiş, doğduğu şehir olan Tanca’dan hareket ederek, İsbkenderiye’ye ve oradan da Kahire’ye yollanmıştır. Mısır’da kaldığı süre boyunca, Nil Nehri’ni, özellikle delta bölgesini incelemiş, yatağından kaynak yönüne doğru çıkmayı denemiş, Nubiye bölgesi sınırlarındaki karışıklıklar nedeniyle yoluna devam edememiş, büyük nehirden aşağı inme zorunda kalmış ve Küçük Asya’ya gitmek üzere yelken açmıştır.
                Gazze’yi, İbrahim, İshak ve Yakup peygamberlerin mezarlarını ve o sırada, iyice tahkim edilerek saldırılamaz duruma getirilmiş olan Sur şehrini, bir yıkıntıdan başka bir şey olmayan ve ünlü hamamları tamamen harap olmuş bulunan Taberiye’yi ziyaret ettikten sonra, Lübnan Dağı’nın güzelliklerine hayran kalan İbni Batuta, bütün o devir keşişlerinin günlerini tamamlamak için dünyanın en güzel bölgelerinden biri olarak, çok yerinde bir kararla seçmiş oldukları ve buluşma yeri gibi kabul ettikleri bu yerleri görmüştür. Bu sıralarda, Balbek’ten geçerek Şam’a varmış ve bu şehri veba hastalığı nedeniyle perişan bir halde bulmuştur. Gezgine inanmak gerekirse, korkunç salgın, günde yirmi dört bin insanı yok ediyor ve Tanrı’nın yardımı olmadığı takdirde, Şam’ın bir gün gelip tamamen tükeneceği kaçınılmaz bir son gibi görünüyordu.

                Arap din adamı, Şam’dan ayrılarak Meşhed şehrine yollanmış ve orada Hazreti Ali’nin mezarını ziyaret etmiştir. Bu mezar, bütün felçli hastaların kalabalık gruplar halinde geldikleri bir ziyaretgâhtır ki, hastaların iyileşmeleri için bir geceyi mezar başında dua etmekle geçirmeleri yeterli olmaktadır. İbni Batuta, bütün Doğu’da “Şifa Gecesi” adıyla bilinen bu mucizenin doğruluğundan kuşku duymaz gibi görünmektedir.
                Yorgunluk nedir bilmeyen ve gezip görme isteğinin etkisinde kalarak hareket eden İbni Batuta, Meşhed’ten sonra Basra’ya gitmiş ve İsfahan yöresini dolaşarak Şiraz’a varmıştır. Buradan da yola çıkarak Bağdat’a, Tebriz’e, Hazreti Muhammet’in kabri bulunan Medine’ye ve sonunda üç yıl kadar dinleneceği Mekke’ye ulaşmıştır.
                Bilindiği gibi, bu kutsal şehirden tüm çevre ülkelere sürekli biçimde kervanlar hareket etmektedir. İbni Batuta, bu cesur tüccar kervanlarının birine katılarak Yemen’in bütün şehirlerini ziyaret etmek imkanını bulmuştur. Keşif seyahatini, Kızıldeniz’in sonundaki Aden’e kadar uzatmış ve Etiyopya limanlarından biri olan Zeyla’ya gitmek üzere yelkenli bir gemiye binmiş, böylelikle Afrika topraklarına tekrar ayak basmıştır. Berberiler ülkesi içinde ilerleyerek, yalnızca balık ve deve eti ile yaşayan bu kirli ve tiksinti verici insanların töreleri ve ahlakları hakkında incelemeler yapmıştır. İbni Batuta, bu sırada, Makdasbu şehrinde, bir tür konfor diye nitelendirebileceğimiz farklı bir lüksle karşılaşmış ve bu şehir hakkında iyi anıları muhafaza etmiştir. Şehir halkının çok şişman olduklarını görmüş ve bu insanların çok iştahlı ve bol yemek yiyen kişiler olduklarını anlamıştır.
                İbni Batuta, Berberiler ülkesini ve özellikle sahil kısımlarını görüp bilgi aldıktan sonra, Zengibar’a gitmeye karar vermiş ve Kızıldeniz’den geçerek Arabistan kıyılarını izlemiş ve Hint denizinin bir kıyı şehri olan Zafar’a yollanmıştır. Bu bölgenin bitki hayatının çok mükemmel olduğunu, karabiber, hindistancevizi ağaçlarıyla buhur ağaçlarının çok güzel ormanlar oluşturduğunu görmüş, fakat hep serüvenci zihniyetin etkisi altında kalarak daha ileriye gitmek istediğinden, İran Körfezi’ndeki Hürmüz şehrine varmış ve birkaç İran ilini dolaşmıştır. Onu, 1332 yılında, ikinci kez Mekke’de görüyoruz. İbni Batuta, ayrılışından üç yıl sonra tekrar kutsal şehre dönmüştür.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi