Dipsiz Kuyu

D

     Bir varmış, bir yokmuş…
     Bir ülkenin yaşlı bir padişahı varmış. Bunun iki de geçimsiz oğlu varmış. Padişah ölüm döşeğinde yatarken oğulları taht kavgasına düşmüşler. Bir gün padişah oğullarını çağırıp;
     “Ne duruyorsunuz? Gidip derdime bir çare arayın,” demiş.
     Bunun üzerine iki kardeş düşmüşler yola… Az gitmişler uz gitmişler… Yorulup bir kuyunun başında konaklamışlar.
     Yiyip içtikten sonra babaları ölünce kimin başa geçeceğini tartışmaya başlamışlar. Büyük oğlan bir fırsatını bularak kardeşini kuyuya itmiş. Saraya dönerek, ormandan geçerken kardeşinin kurtlar tarafından yendiğini; kendisinin ise canını zor kurtardığını söylemiş.
     Küçük oğlanın atıldığı kuyu dipsiz bir kuyuymuş. Düştükten sonra saatlerce baygın yatmış. Kendine gelince karşısında ak sakallı bir ihtiyar bulmuş. İhtiyar;
     “Yavrum, sen burada ne arıyorsun? Bu kuyuya düşen bir daha yeryüzüne çıkamaz,” demiş.
     Oğlan başından geçenleri anlatarak yardım istemiş. İhtiyar oğlana acıyarak;
     “Sen cesur ve yiğit bir delikanlıya benziyorsun. Hiç merak etme seni buradan kurtaracağım,” demiş.
     Sakalından iki tel koparıp vermiş. “Bunları birbirine sürttüğün zaman biri ak, biri kara iki at gelir. Ak ata binersen yeryüzüne çıkarsın; kara ata binersen yedi kat yerin altına inersin,” deyip ortadan kaybolmuş.
     Oğlan kılları birbirine sürtünce biri ak, biri kara iki at gelmiş. Oğlan ak ata bineceği yerde yanlışlıkla kara ata binince yedi kat yerin altına inmiş. Burası yeraltı ülkesiymiş! Bir süre dolaştıktan sonra karnı acıkmış ve bir evin kapısını çalmış. Bir nine çıkmış kapıya. Oğlan;
     “Beni konuk alır mısın?” diye sormuş.
     Nine;
     “Alamam, çünkü senin kim olduğunu bilmiyorum,” diye yanıt vermiş.
     Oğlan cebinden bir altın çıkararak;
     “Bunu versem alır mısın?” demiş.
     Nine altını görünce oğlanı kabul etmiş. Yemek yaparak yedirmiş. Oğlan su isteyince;
     “Suyumuz yok! Kocatepe’deki dev suyumuzu bırakmıyor. Haftada bir gün genç bir kızla bir tepsi yemek istiyor. Dev bunları yiyinceye kadar suyu bırakır. Biz de bu sırada kaplarımızı doldururuz. Bir hafta boyunca bu suyla idare etmeye çalışırız. Şimdi suyumuz yok. Yarın günümüz. Padişahımızın kızı ile beraber bir tepsi yemek gidecek; dev de suyu bırakacak.”
     Oğlan bunları duyunca ertesi gün Dev’e giden yolda beklemeye başlamış. Padişahın kızı, başında yemek tepsisi ile görünmüş. Oğlan kıza nereye gittiğini sorunca kız durumu anlatmış. Oğlan, “yoldaş olalım” diyerek kızın yanına yanaşmış. Devin yanına yaklaşınca bir yere gizlenerek kızı takip etmiş. Dev önce yemekleri yemiş. Sıra kıza gelince oğlan saklandığı yerden çıkarak devi öldürmüş. Kız devin kanına batırdığı elini oğlanın sırtına bastırmış ve sevinç içinde babasına koşmuş.
     Olanlardan habersiz olan babası;
     “Niçin geliyorsun kızım? Bizi susuzluktan öldürecek misin?” diye bağırmış.
     Kız babasına durumu anlatmış. Babası bu işe çok sevinmiş. O genci bulabilmek için ülkenin tüm gençlerinin sarayın önünden geçmesini emretmiş. Kızını da balkona oturtarak devi öldüren delikanlıyı göstermesini istemiş.
     Bu sırada devi öldüren yiğit, büyük bir ağacın altında uyumaktaymış. Bir ses duyarak uyanmış. Baksa ki, bir yılan ağaca çıkıyor, yuvadaki yavrular ötüşmeye başlamış. Hemen kalkıp yılanı öldürmüş ve yeniden uykuya dalmış.
     Bir süre sonra Zümrüdü Anka kuşu yuvasına dönmüş. Ağacın altında uyumakta olan delikanlıyı görünce: “Demek ki, yavrularımı yiyen adam buymuş,” diyerek yerden kocaman bir taş almış ve üzerine atmak istemiş. Yavrular bağrışarak; “O, bizi yılandan kurtardı!” demişler. Zümrüdü Anka kuşu taşı yere bırakarak oğlanı uyandırmış.
     Yiğit, yavrularımı yılandan kurtarmışsın. Dile benden ne dilersen,” demiş. Bu işe çok şaşıran oğlan;
     “Senin gibi bir kuştan ne dilenir?” diye sormuş. Derdini anlatıp derman dilemiş. Yeryüzüne çıkmak istediğini yana yakıla anlatmış. Zümrüdü Anka kuşu da;
     “Bana kırk tulum et, kırk tulum da su getirirsen seni yeryüzüne çıkarırım,” demiş.
     Oğlan istenenleri bulmak için konuk olduğu ninenin evine gitmiş. Nine oğlana padişahın kendisini aradığını, hemen gidip sarayın önünden geçmesini söylemiş.
     Oğlan sarayın önünden geçerken kız babasına; “Devi öldüren yiğit bu!” diyerek onu göstermiş. Padişah oğlanı çağırarak kızı ile evlenmesini istemiş. Oğlan:
     Bana kırk tulum etle kırk tulum su verirseniz kızınızla evlenirim,” demiş.
     Padişah oğlanın koşullarını kabul ederek istediklerini hazırlatmış. Oğlan kızı koluna takıp yürümüş. “Tulumları da askerler getirsin,” demiş. Zümrüdü Anka kuşunun bulunduğu ağacın altına varınca oturup beklemeye başlamışlar. Zümrüdü Anka kuşu gelince kırk tulum etle kırk tulum suyu kanatlarına yerleştirmişler. Zümrüdü Anka kuşu:
     “Ben “gak” dedikçe et; “guk” dedikçe su verirsiniz,” diyerek havalanmış.
     Oğlanla kız doğruca saraya varmışlar. Babası hâlâ ölüm döşeğinde yatıyormuş. Oğlunun ölüm haberine ne denli üzülmüşse, dönüşüne de o denli sevinmiş! Hele onun güzel bir kızla döndüğünü görünce sevinci daha da artmış. Ağabeyi, korkusundan ülkeyi terk etmiş.
     Padişah tahtını ve tacını küçük oğluna bırakmış. Ülkedeki tüm yoksullara birer altın vermiş. Oğluna da kırk gün kırk gece düğün yaparak mutluluğuna mutluluk katmış.
     Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi