Dertleri Zevk Edindim

D

     Hayatta yüzümün güldüğünü hiç görmedim. Bahtımı, ufkumu kaplayan simsiyah bulutların bir gün olsun aralandığını hatırlamıyorum. Kapkaranlık mazimin her anında binlerce acı hatıra vardır. Istıraplar, acılar. Elemler hepsi vardır…
     Bardaktan boşanırcasına bir yağmur yağıyormuş ben dünyaya gözlerimi açtığım zaman. Korkunç fırtınalı bir gece imiş… Yer yatağı içerisinde acılarla kıvranan anacığımın tek yardımcısı yaşlı komşu teyze hanım, beni rastgele eline geçen birtakım paçavralara sarıvermiş. Felçli anneannem; anacığımın feryatlarını duymamak için kulaklarını tıkayıp başını yırtık yorganın altına gizlemiş.
     Babamı hiç hatırlamıyorum. Annem ise beni dünyaya getirdikten sonra bir daha kendisini toparlayamamış, “Yarabbi! Ben buralarda sürünüp dururken körpecik yavrumu, ciğerparemi neden çekip alırsın?” diye bağırıp çağıran anneannemin sızlanmaları halen kulaklarımda çınlar…
     Tamamen el elinde büyüdüm. Hor görülerek, azarlanarak yetiştim. Bu hal benim her günkü değişmez kaderimdi. Küçük yaşlarımda bir kere olsun tebessüm izi görülmedi dudaklarımda. Gözlerim daima kuşku ile hangi yönden geleceğini kestiremediğim felaketleri aramaktan başka bir iş görmediler.
     Genç kızlığım her türlü elem ve ıstırabın dalga dalga üzerime çöktüğü yıllar arasında geçti. Çok güzel bir yüze ve vücuda sahip olduğumu söylerlerdi. Karşıma çıkan ekseriyeti yaşlı erkekler öncelikle bana cüzdanlarını göstermeyi tercih ediyorlardı.
     Yarabbim! Ama hiç mi gönüllüsü yoktu bunların? Benimle kurmak istedikleri ilişki ve arkadaşlıklarının faturasını düşünerek, yanıma yaklaşanlar beni kolayca istedikleri yola ve köşeye çekebileceklerini düşünenler, kendilerinden çekindiğimi, kendilerini reddettiğimi görünce hayret ediyorlardı.
     Benim gibi bir kızda el değmemiş pırıl pırıl bir gönülcük, bir sevgi ve ziynetin bulunabileceğini düşünmek dahi istemiyorlardı. Onlar için madde her şeyin üzerinde ve her şeyin hâkimi idi… Madde karşısında her kapı ardına kadar açılıverirdi bir anda. Bizim gibilerin duygusallığa önem vermeleri onlar için gereksiz, gereksiz olduğu kadar da lüks ve haksız bir istekti…
     Elem dolu kalbimden gitmiyor hatıralar
     Selahattin’i bu yıllarda tanıdım…
     Tam aradığım gençti. Mert, dürüst ve çalışkan bir kişiydi. Mahcubiyetten kızaran yüzünü yere indirmişti. Göz göze gelmekten korkuyordu. “Bundan başka sana verebileceğim hiçbir şeyim yok!” derken kalbini gösteriyordu. Zavallı… Zavallı çocuk…
     Dünyanın hiçbir zenginliği ile kıyaslanamayacak en büyük hazineye sahip olduğunun farkında bile değildi… Neye yarar? Tam tamına üç ay sürdü bu beraberliğimiz. Bir trafik kazasında kaybettim onu.
     Ondan sonra gene elemler, gene ıstıraplar…
     Böyle başladı, böyle devam ediyor halen.
     Leman’ın gözyaşları ile kısaca anlattığı hayat hikâyesi böylece sona eriyor. Yanımızdan ayrılırken hafiften hafife söylemeye başladığı bir şarkıya kulak verelim şimdi sizlerle… 

Dertleri zevk edindim bende neşe ne arar
Elem dolu kalbimden gitmiyor hatıralar
Maziden kalan her iz beni içten yaralar
Elem dolu kalbimden gitmiyor hatıralar 

Beste: Selahattin İnal
Güfte: Sırrı Uzunhasanoğlu
Makam: Kürdîli Hicazkâr
Usûl: Düyek
Form: Şarkı

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz