Üç Kısa Öykü-10

Ü

     Mazeret
     “Hayrola nerede?”
     “Be be ben mi? Ra rad radyodan geliyorum…”
     “Ne vardı radyoda?”
     “Spi spi spi spiker s ısı sınavı var da…”
     “Eee, ne oldu peki?”
     “Bı bı bı bırak yahu! Kı kı kıravat tak tak takmadık diye al al almadılar…”
     Arkasına sığındığımız mazeretler, işte bu yalanlardır. Mazeretler, çoğunlukla yaşadıklarımızı çarpıtarak sorumluluğu üzerimizden atmak ya da kendimizi aklamak için uydurulan kılıflardır!
     Kaçan Fırsatlar
     Bir adam halinden yakınır dururmuş.
     “Çalışıyorum, didiniyorum, sonunda ancak geçinebiliyorum. Üstelik tek başımayım, kimsem yok!”
     Böyle mutsuz bir şekilde sızlanıp dururken, bir karar vermiş: Yollara düşüp bir melek bulacak, halini anlatıp ondan bu haksızlığı düzeltmesini isteyecekmiş.
     Yola koyulmuş. Dağda giderken bir kurtla karşılaşmış. Ayakta zor durabilen, bir deri bir kemik kalmış kurt, adama yaklaşmış, nereye gittiğini sormuş. Adam derdini anlatmış. “Bir melek arıyorum. Onu bulup bana yapılan haksızlığı düzeltmesini isteyeceğim.”
     Bunun üzerine kurt, “Bana da bir iyilik yapar mısın?” demiş. “Ben de gece gündüz dolaşıyorum, bir lokma yemek zor buluyorum. O meleğe benden söz et, böyle açlıktan ölen kurt da olur muymuş diye sor.”
     Adam tekrar yola koyulmuş. Çok geçmeden karşısına güzel bir kız çıkmış. Kız da ona nereye gittiğini sormuş. Hikâyesini dinledikten sonra adamın ellerine sarılmış: “Yalvarırım, o meleğe benim durumumu anlat. Gencim, güzelim, zenginim, her şeyim var ama mutsuzum. Mutluluğa ulaşabilmek için ne yapmam lazım, ne olur o meleğe sor.”
     Adam, melekle kız için de konuşacağına söz vermiş ve yola devam etmiş. Yorulduğu bir sırada dinlenmek için bir ağacın altına uzanmış. Fakat çevresi yemyeşil olan bu ağacın neredeyse tek yaprağı bile yokmuş. Tabii ağaç bu duruma çok üzülüyormuş. Adamın meleğe gittiğini anlayınca, “Ne olur o meleğe benim durumumu da sor,” demiş.
     Adam ağaca da, “Peki” dedikten sonra yola koyulmuş. Nihayet bulmaktan ümidini kestiği sırada melek karşısına çıkıvermiş. Adam derdini anlatmış.
     “Gece gündüz demeden çalışıyorum. Dünyanın hiçbir nimetinden yararlanamıyorum. Acınacak bir hayatım var. Benden çok daha az çalışıp çok daha fazla sefa süren birçok insan var. Söyler misin, eşitlik, hak, adalet bunun neresinde?”
     Adamı dinleyen melek, “Tamam, tamam!” demiş. “Zengin ve mutlu olabilmen için sana iki şans veriyorum. Şimdi geldiğin yoldan evine dön.”
     Meleğin bu sözleri üzerine rahatlamış adam ve kurdun, kızın ve ağacın ricalarını da meleğe söylemiş. Melek onlar için de bir şeyler söylemiş. Adam bunları dikkatle dinlemiş ve dönüş yoluna koyulmuş. Uzun bir yolculuğun ardından ağacın yanına gelmiş ve meleğin söylediklerini anlatmış.
     “Köklerinin tam yanında gömülü altın dolu bir sandık varmış. Bu yüzden beslenemiyormuşsun. Beslenemediğin için yaprağın ve meyven yokmuş. Sandık çıkarılırsa senin de meyven ve yaprağın olacak.”
     “Yaşasın,” demiş ağaç; “Çabuk orasını kaz ve sandığı çıkar.”
     “Hayır,” demiş adam. “Melek bana kendi şansımı verdi. Evime dönmem lazım.”
     Yoluna devam etmiş. Genç kız bıraktığı yerde onu beklemekteymiş. Ona, Sevinçlerini ve acılarını paylaşabileceğin birini bulup da evlenirsen bütün dertlerin sona erecek, mutlu olacaksın,” demiş. O zaman kız, “Hadi seninle evlenelim, mutlu olmaya çalışalım,” diye atılmış.
     Adam, “Hayır, olmaz. Buna zamanım yok. Melek benim şansımı verdi, bir an önce evime gitmeliyim. Sen de artık kendine bir koca bul,” demiş.
     Çok geçmeden o zayıf, bir deri bir kemik kalmış kurt çıkmış karşısına. Adam olan biteni ona da anlatmış. Kendi şansımı bulmak için evine gittiğini, acelesi olduğunu söylemiş. “Peki, ya ben?” demiş kurt; “Benim için ne dedi?”
     “Senin için ne dediğini ben de anlamadım,” demiş adam. “Melek dedi ki, o kurt yiyecek bir aptal bulamazsa aç ve susuz dolaşmaya mahkûmdur.”
     Kurt, “Ben çok iyi anladım,” demiş ve aptal adamı yemiş…
     Tek Parça Değilsin ki?
     İki adam küçük bir botla balığa çıkmışlar. Balığa gittikleri gün sanki bir gündür. Ta ki kancaya takılan kocaman bir balık kurtulmak için çırpınırken, adamı çekip suya düşürünceye kadar… Adam yüzme bilmez ve panik içindedir. Arkadaşına;
     “Yardım et!” diye bağırır. “Kurtar beni!”
     Arkadaşı elini uzatır ve adamı bota çekebilmek için saçlarından yakalar. Ama tutup çekmek istediğinde, adamın peruğu elinde kalır ve adam tekrar suya batar. Kafasını zorlukla çıkarıp çığlık atmaya devam eder.
     “Yardım et bana, yüzme bilmiyorum!”
     Arkadaşı tekrar uzanır, bu kez kolunu yakalar. Tam çekecekken kol yerinden çıkar. Bu takma bir koldur.
     Boğulmak üzere olan adamın çırpınışları devam etmektedir.
     Arkadaşı üçüncü kez uzanır. Bu sefer eli adamın bacağına denk gelir ve çeker. Çektiği tahta bir bacaktır.
     Adamın boğulmasına ramak kalmıştır, ama debelenmeye ve çığlık atmaya devam eder.
     Arkadaşı sıkılmış bir şekilde bağırır:
     “Tek parça değilsin ki, nasıl yardım edeyim sana?”

(Anonim–Çeviren: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi