Kırmızı Gülün Alı Var

K

     Yıllar… Yıllar öncesine gidiyoruz bu hikâyemizle…
     Hani şu ordularımızın Viyana kapılarına dayandığı, süvarilerimizin atlarını Vistül nehrinde suladığı, akıncılarımızın Orta Avrupa’yı hallaç pamuğu gibi attıkları yıllara doğru bir yolculuk yapıyoruz şimdi sizlerle birlikte…
     Kış sona ermiş. İlkbahar mevsimi olanca çekicilik ve güzelliği ile Balkan dağlarını, Tuna nehrini kucaklayıvermiş. Her taraf yemyeşil, her taraf çiçek çiçek…
     Yüce dağların dumanlı doruklarındaki karların erimesi ile dereler, çaylar köpük köpük akıyorlar. Kırlarda mis gibi bir bahar havası ve toprak kokusu var.
     Bu civar kasaba ve köyleri için bahar mevsiminin başlaması demek, ayrılık zamanının gelip çatmış olması demek… Bu civar kasaba ve köylerindeki gözünü budaktan esirgemeyen koç yiğitlerin çoğu akıncı ocaklarına kayıtlarını yaptırmak için sırada bekliyor…
     Öyle önüne gelen bu ocaklara giremez! Soyu sopu incelenir, birçok sınavlardan geçirilir, ancak ondan sonra ocağa alınır, bölük defterine isimleri düşülür yiğitlerin.
     Geçilmez, aşılmaz sanılan dağları atlarının nalları ile ufalayan, krallara, prenslere, imparatorlara baş eğdiren, elçilere üzengi öptüren akıncılar, kışları sefer hazırlığı ile geçirir, bahar gelince de harekete geçerlerdi.
     Ya bir seher vakti ya da bir gece yarısı at kişnemeleri, kargı, mızrak ve kılıç şakırtıları arasında sancaklar açılır, kartal kanatları ile uçarcasına tozlu Rumeli yollarında, sarp yamaçlarda gözlerden kayboluverirlerdi akıncılar…
     Tuna nehrini, büyük bir gururla kurulduğu şu tepelerden seyreden Güllüce köyü de bugüne kadar ne bahadırlar, ne akıncılar yetiştirmiştir bir bilseniz… Şimdi de bir Gamsız Hasan’ları var…
     Ne yiğit kişidir Gamsız Hasan bilemezsiniz…
     Köyünde akranları arasında, kendi yuvasında her zaman boynu bükük, her zaman sessiz, her zaman adeta bir uyurgezer gibi pısırık görünüşlü Hasan, bu halinden ötürü “Gamsız” diye çağrılan Hasan’ı at sırtında düşman karşısında görüvermeli… Görüvermeli Gamsız’ın nasıl aslanlar gibi kükrediğini… Kılıç sallarken, kargı kullanırken nasıl şahlandığını… Düşman saflarında nasıl gedikler açtığını bir görüvermeli…
     Güllüce köyünün genç kızları işte bugün bu türkülerle, bu seher vakti sefere çıkan akıncı bölüklerini uğurluyorlar…
     Sefere giden yiğitlerin, akına çıkan kahramanların ardından gözyaşı dökülmez… Caiz değildir… Onların arasından kahramanlık ve hamaset dolu hasret ve buram buram sevda dolu türküler söylenir ancak…
     İşte şimdi aralarında Gamsız Hasan’ın yavuklusu Hacer’in de bulunduğu kızlar grubu, bir taraftan ellerindeki oyaları iğnelerken, diğer taraftan da bir türküye başlıyorlar hep bir ağızdan…

Kırmızı gülün alı var aman aman
Her gün ağlasam yeri var
Bugün efkârım var aman aman
Ah bu gönül arzu eder seni seni yâr seni
                Kırmızı gülü budarlar aman aman
                Altına meclis kurarlar
                Güzel olanı severler aman aman
                Ah bu gönül arzu eder seni seni yâr seni

Yöresi: Rumeli
Kaynak Kişi: Âşık Ali Tanburacı
Form: Türkü

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz