Akşamın Olduğu Yerde Bekle Diyorsun

A

     “Akşamın olduğu yerde bekle diyorsun, gelmiyorsun.”
     Şeyda Hanım, özel arabasının direksiyonunda, çok az da olsa yer yer sararmaya başlayan yapraklarla daha da romantikleşen ağaçların iki sıra halinde gölgelediği çiftlik yollarından süratle şehre dönerken dudaklarında bu şarkı vardı.
     Aşağıları perde perde görebilecek gibi bir tepenin virajını alır almaz, arabasını müsait bir yere park ederek karşı ufuklarda batmakta olan güneşin her an, her saniye değişen tonlardaki altın tozlu, yaldızlı ışıklarının, diğer karşı ufuktaki şehrin yüksek yüksek binalarında, camlarında husule getirdiği efsanevi şekil ve renkleri kendinden geçerek seyre daldı.
     Doğrusunu söylemek gerekirse, aylar var ki Şeyda Hanım kendinde değil pek… Onun bu birkaç ay evvelki ruhsal yapısı ve yaşantısını bilip, bugünkü halini görenler hayret etmekten kendilerini alamıyorlardı.
       Yüksek tahsilli, mazbut bir kızdı. Koyu kahverengi düz saçları omuzlarına dökülür, aynı renkteki çok güzel gözleri ışıl ışıl yanardı.
       Şendi, şuhtu, hassas bir ruha sahipti… İyi giyinmesini bilirdi. Aynı zamanda da güzellik ilahelerini kıskandıracak şekilde nefis bir vücut yapısına malik oluşu kuşkusuz ilk göze çarpan Tanrı vergisi hazinelerinden biriydi…
       Kemal Bey ile bir partide tanışmışlardı.
       Aylar öncesi idi…
       Birlikte bulundukları bu partide, birbirlerini görür görmez hemen ilgilenmişler, ahbaplığı ilerletivermişlerdi. Kemal Bey, otuzunu aşkın, babasından kalma araziler içinde çiftçilikle uğraşan uzun boylu, aslan yapılı, sarışın, dinç bir delikanlı idi.
       O gece Şeyda ile tanışmaları, onun da ruhi bünyesinde büyük bir değişiklik meydana getirmişti. Amma… Hasat mevsiminin gelip çatmış olması ve çiftliğin çok ağır olan sorumluluğu üzerinde bulunması nedeniyle ve çok arzuladığı halde, onu düşünerek, ona zaman ayıracak hal bırakmamıştı kendisinde.
       Böylece aradan günler geçip giderken bir gün…
       Yine böyle bir günün akşamüzeri Şeyda’yı, özel arabası ile çiftlikte ve karşısında buluvermişti ansızın…
       İşi gücü mecburen bir kenara itivermiş, Şeyda ile birlikte çiftliği kıyı köşe dolaşıp, korularda, kırlarda, bayırlarda, tepelerde gezmişler, salkım söğütlerin süslediği küçücük dere kenarında, yeşil çimenlerin üzerinde, yan yana oturmuşlar, birbirlerinin gözlerinin içine bakarak bol bol konuşmuşlar ve istikbale ait planlar kurmuşlardı.
       Sonra da bu konuşmalar sık sık tekrarlanmış, çiftlik arazisinin ayrı ayrı birçok alanları, bu güzel arkadaşlıklarına, birlikteliklerine… Daha doğrusu büyük aşklarına tanık olmuşlardı.
       Müsait bir gecede ise, sabahı çiftlikte birlikte karşılamışlar, fırtınalı bir aşk yaşantısından sonra yüzlerindeki mutluluk ifadeleri arasında gözlerini, sabahın ilk ışıkları ile birlikte aynı odada, aynı yatakta açmışlardı.
       Son günlerde Şeyda’yı üzen bir nokta vardı…
       Kemal’i daima o arıyor, onun peşinde o koşuyordu. Ayrılacakları zaman Kemal “Haftaya” diyordu. “Akşamın olduğu yerde” diyordu… “Seni çok seviyorum” diyordu.
       Demesine öyle diyordu ya… Bu vaatlerinin bir türlü sonu gelmiyor, Şeyda’yı arayıp sormuyordu. Sıkıştırıldığında ise çiftlikte yalnız olduğunu, oradan ayrılamadığını söylüyordu. Sonra da gayret, daha doğrusu fedakârlık yine Şeyda’ya düşüyordu. Kemal’i yine o arıyor, Kemal’in ardından koşmak yine ona düşüyordu.
       İşte bu akşamüzeri yine öyle olmuştu…
       Şeyda, arabası ile çiftliğe kadar uzanmış, Kemal ile buluşmuş, kır bayır gezip dolaşmış, o büyük aşkının en güzel, en tatlı meyvelerini Kemal’in kolları arasında tatmış, bu sihirli hava içerisinde, damla damla erimiş ve yine “Haftaya… Akşamın olduğu yerde” vaatlerine inanarak şehrin yolunu tutmuştu.
       Kim ne derse desin, kim ne söylerse söylesin, umurunda değildi. O hayatından memnun ve müsterihti. Ruhen de, bedenen de tamamen tatmin olmuş durumda idi…
       Direksiyon başında yüksek tepeler üzerinden ovayı bir müddet daha seyrettikten sonra arabayla yamaçlardan aşağılara doğru kıvrıla kıvrıla süzülürken, duyarak, isteyerek, inanarak söylediği bir şarkının nağmeleri dökülüyordu dudaklarından… 

Akşamın olduğu yerde bekle diyorsun gelmiyorsun
Çünkü seni çok sevdiğimi biliyorsun gelmiyorsun
Mevsimler gelip geçiyor sen gülüyorsun, gelmiyorsun
Çünkü seni çok sevdiğimi biliyorsun gelmiyorsun 

Beste: Avni Anıl
Güfte: İlham Behlül Pektaş
Makam: Hüzzam
Usûl: Düyek
Form: Şarkı

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz