Ebu Hasan’ın Hikâyesi

E

     Bir varmış, bir yokmuş…
     Bir fellahın iki öküzü varmış. Bir gün, fellah öküzlerini otlatırken, bir tanesi elinden kaçmış. Fellah kaçan öküzü kovalamış, ama yakalayamadan dönmüş. Giderken elindeki bıçağı sallayıp demiş ki; “Bak, Öküz,” demiş. “Seni yarın burada görürsem, bu bıçakla keserim.”
     Öküz fellahın bu lafına hiç aldırmadan, koşup gitmiş. Sonunda yeşil otların büyüdüğü bir çayıra ulaşınca, orada durup otlanmaya başlamış. Bunu gören Ebu Hasan (fellahlar tilkiye bu Arapça ismi takarlar), öküzün karşısına dikilip demiş ki: “Neden buralarda otlanıyorsun, ey Öküz? Bilesin ki, bu yerler pantere aittir. Panter seni burada görürse, üstüne atlayıp kaburgalarını parça parça eder.” Sonra da gidip pantere demiş ki: “Dinle bak panter, öküz gelmiş senin çayırında otlanıyor.” Sonra bir köşeye sinip saklanmış.
     Panter öküze gidip sormuş: “Ey Öküz, sen neden bu taze çayırda otlarsın?” Öküz cevap vermiş: “Bana bakan efendim beni aç bırakıyordu. Açlıktan ölüyordum. Sonra bu çayırı gördüm, hoşuma gitti, burada otlanmaya karar verdim. Ve işte şimdi senin elindeyim. Sen ne dersen onu yaparım.” Bunun üzerine panter öküzü çayırda otlasın diye bırakmış.
     On gün geçmiş. Öküz iyi beslenmekten büyümüş irileşmiş, deve gibi olmuş. Sonra tilki yine gelmiş. Öküz sormuş: “Ne var, niye geldin?” demiş. Tilki ona şu yanıtı vermiş: “Panter seni burada iyice semizleyesin diye otlanmaya bıraktı. Sen şişmanlayıp semirince pençesiyle vurup öldürecek. Sonra da oturup yiyecek.” Sonra “Bak, sen de ne yap, biliyor musun?” diye sürdürmüş, demiş ki: “Panter sana gelince, boynuzlarını yere doğru eğip öfkeli öfkeli gözlerini dik. Sonra da boynuzlarınla süs, öldür onu!”
     Ebu Hasan böyle dedikten sonra kalkıp panterin yanına gitmiş. Demiş ki: “Sen bu öküzü yeşil çayıra bıraktın otlansın diye,” demiş. “Ama bir git de bak, neler neler olmuş! Merak ediyorum, bu işin sonu nereye varacak?”
     “N’olmuş yani? Ne var bunda?” diye sormuş Panter.
     Ebu Hasan yanıt olarak demiş ki: “Öküz şimdi öyle bir semirip güçlendi ki, görme! Bu durumda artık seni kolayca yener. Hele bir karşısına çıkmayagör!”
     Bunun üzerine panter sinirlenmiş. Koşup öküzün yanına gitmiş. Öküz onu görür görmez boynuzlarını yere eğip öfkeyle yanan gözlerini pantere çevirmiş; sonra üzerine saldırıp panteri süsmüş, bir vuruşta parçalamış. Ama panter de boş durmamış, öküzü pençeleriyle yakalamış, her yanında derin yaralar açmış. Sonunda öküz de panter de, birlikte ölüp gitmişler.
     Ebu Hasan koşup gelmiş, acele karısını çocuklarını çağırmış, tüm aile iki kocaman hayvanı yiyip bitirmişler. Geriye kemikler kalınca, akrabalarını şölene davet etmiş. Onlar da gelip kemikleri sıyırmışlar.
     Sonra böyle gezinip dolanırken bizim tilki, bir bedevinin çadırında bir koyun postu bulmuş. Kafasını içine sokup postu sırtına geçirmiş. Sonra gidip panterin bir kovukta oturup duran kardeşini bulmuş. Panterin kardeşi tilkiyi görünce, yakalayıp sormuş: “Ey Ebu Hasan,” demiş, “Sen neden benim kardeşimi öldürdün?”
     Tilki demiş ki: “Hayır, yanılıyorsun, senin kardeşini ben öldürmedim, onu öküz öldürdü, ben tilkiyim, öküz değilim.”
     “Ama aralarını açıp, onları birbirine saldırtan sen değil miydin?” Tam bunu söylerken gözü tilkinin sırtındaki koyun postuna takılmış, sormuş: “Bana da böyle bir kürk yapar mısın?”
     “Elbette yaparım,” diye yanıt vermiş Ebu Hasan. “Şimdi sen bana dört tane sağlıklı koyun bulup boğazlayacaksın. Ben de sana onların kürkünden böyle bir kostüm hazırlarım.”
     Panter hemen gitmiş, dört koyunla geri dönmüş. Tilki koyunların etini yiyip kürklerini kuyuya atmış. Panter geri gelip de “Hani benim kürküm nerde, ey Ebu Hasan?” diye sorunca, kürklerin yetmediğini, bir koyun daha bulmak gerektiğini söylemiş. Panter gidip bir koyun daha getirmiş. Ebu Hasan koyunu öldürmüş, çocuklarıyla birlikte âfiyetle yiyip bitirmişler. Sonra onun kürkünü de kuyuya atmış.
     Panter gelip sormuş: “Hani nerde bizim kürk, Ebu Hasan?”
     “Bekle, getireyim” deyip bizimki kaçmaya başlamış. Tilki kaçmış panter kovalamış. Tilki deliğe girip kaybolmak isteyince panter kuyruğundan yakalamış. Ebu Hasan çekmiş, panter çekmiş, öyle asılmışlar ki, sonunda kuyruk panterin elinde kalakalmış! Kuyruğu kopan tilki deliğe dalıp sıvışmış. Panter arkasından seslenip demiş ki: “Şimdi sen nasılsa kuyruksuz kaldın, Ebu Hasan, ben de seni bir daha görürsem kuyruğundan tanırım.” Sonra ayrılıp yollarına gitmişler.
     Derken tilki gide gide bir üzüm bağına varmış, önce üzümleri bir güzel yemiş. Sonra bütün tilkileri çağırmış: “Buraya gelin, buraya!” diye seslenmiş. Sormuşlar: “Nereye?” Demiş ki: “Hadi gelin üzüm yiyelim!”
     Böylece hepsini üzüm bağına indirip getirmiş, demiş ki: “Ben sizin kuyruklarınızı birbirine bağlamazsam, size üzüm yedirmem, ona göre!” demiş. Tilkiler onun dediğini yapmışlar, kuyruklarını birbirlerine bağlamışlar. O zaman Ebu Hasan acele koşup bağ sahibinin yanına varmış, kulağına fısır fısır bir şeyler söylemiş. Bunun üzerine bağ sahibi koşup, birbirine bağlanmış duran tilkilerin üzerine tüfekle ateş etmiş. Tilkiler kaçışırken kuyrukları kopmuş, hepsi kuyruksuz kalmışlar.
     Sonra Ebu Hasan gidip panteri bulmuş. Panter onu görünce demiş ki: “Hah, yakaladım seni!”. Bizimki şaşırmış gibi yaparak: “Benden ne istiyorsun?” diye sormuş. Bizimki şaşırmış gibi yaparak “Benden ne istiyorsun? ” diye sormuş. Panter cevap vermiş: “Sen koyunları yedin, bana kürk yapmadın, söz verdin sözünü tutmadın.”
     “Yok, o ben değildim.” demiş tilki. “Elbette sendin!” demiş panter. “Nerden biliyorsun?” diye sorunca: “Çünkü” demiş. “Ben senin kuyruğunu koparmıştım.” “Ama benim akrabalarımın hepsi kuyruksuzdur,” demiş tilki. “Öyle mi? Hadi çağır da görelim.” demiş panter.
     Ebu Hasan akrabalarına seslenip çağırmış. Hepsi gelmişler, panter de onların kuyruksuz olduğunu görüp şaşırmış. Kuzuları yiyenin hangisi olduğunu anlayamamış. Sonra tilki panteri evine davet etmiş. Evinde kuyunun ağzına örtü yaymışmış. Pantere oraya oturması için ikramda bulunmuş. Panter örtünün üstüne oturunca kuyuya düşmüş. Ama düşerken kuyunun ağzında durup onun nasıl düştüğüne bakan tilkiyi bir sıçrayışta yakalamış. Böylece ikisi birlikte kuyunun dibinde kalmışlar. Aradan iki gün geçmiş. İki gün sonra panter açlıktan ölmüş, Ebu Hasan da onu âfiyetle yemiş.
     Bu sırada yoldan iki köylü karısı geçiyormuş. Ellerindeki sepette piliçler varmış. Pazara götürüp satacaklarmış. Gün batınca durup yerleşecek bir yer aramışlar. Kuyuyu görünce kuyunun yanına yerleşmişler. Uykuları gelince uzanıp yatmışlar. Ellerindeki sepeti de içindeki piliçlerle birlikte, güzel güzel orada uyusunlar diye, kuyuya sarkıtmışlar. Bunu gören Ebu Hasan durur mu, atlayıp sepetteki tavukların hepsini yemiş, bir tane bile bırakmamış. Sabah kadınlar sepeti yukarı çekince ne görsünler? Sepette tilki yatmış uyumuyor mu? Kuyudan çıkınca tilki fırlamış kaçmış. Kadınlar da ağlaya ağlaya köylerinin yolunu tutmuşlar.
Ebu Hasan eve dönünce kendi kendine düşünüp söylenmeye başlamış: “İyisi mi, ben Mekke’ye Hacca gideyim de, günahlarıma tövbe edeyim!” demiş.
     Yola çıkar çıkmaz bir bedeviye rastlamış. Bedevi de devesiyle Hac yolunda imiş. Onu gören Ebu Hasan gidip devenin kuyruğuna asılmış. Bedevi bir ara dönüp bakınca tilkiyi görmüş. Devenin kuyruğuna yapıştığını anlayınca, kılıcını çekip öfkeyle savurmuş. Kılıç gidip devenin kuyruğunu kesmiş. Ebu Hasan kuyrukla birlikte yere düşmüş.
     Bunun üzerine, Hacca gitmekten vazgeçip eve dönmüş. Tam giderken karşısına serçe çıkmış. Anne serçe yavrularının üstünde kuluçka yatıyormuş. Tilki yavruları yemek için seğirtmiş. Serçe yalvarmış, demiş ki: “Ne istersen yaparım, ey Ebu Hasan, n’olur gel yavrularımı yeme!”
     Tilki cevap verip demiş ki: “Olur, öyleyse hadi beni güldür! Beni güldürürsen ben de senin yavrularını yemem.” Kuşçayız sormuş: “Neyle güldüreceğim seni?” Tilki cevap vermiş: “Şuradaki orakçılarla.” Serçe konuşmuş, demiş ki: “Sen burada kal, ben güldürmeye çalışayım!”
     Sonra gidip orak biçenlerden birinin kafasına konmuş. Bunu gören başka bir orakçı koşup gelmiş, orağını serçeye savurmuş, serçe uçup kaçıverince orak adamın kafasını kesmiş.
     Bu iş Ebu Hasan’ın çok hoşuna gitmiş. Bol bol gülmüş. Gülmesi bitince, yine yavru serçelere doğru yürümüş. Anne serçe sormuş: “Daha ne istiyorsun?” Tilki serçeye demiş ki: “Susadım, bak şu karşıdaki kadının elinde testi var, işte o testideki suyu içmek isterim.” Bunun üzerine serçe gidip kadının önünde zıplamaya başlamış.
     Kadın testiyi yere bırakıp serçeyi yakalamaya uğraşırken, tilki sessizce sokulup testideki bütün suyu içmiş bitirmiş.
     Ve Ebu Hasan’ın hikâyesi hep böyle devam edip gitmiş…

 

(Anonim Arap Masalı–Çevren:Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi