Tapınaklar Ülkesi – JAPONYA
Tapınaklar Ülkesi – JAPONYA

Tapınaklar Ülkesi – JAPONYA

     Japonya’nın Nara şehri yakınlarında bulunan Horyuji tapınağı (pagodası), Japonya’da en eski Budist tapınaklarından biri ve dünyanın en eski ahşap yapısıdır.
     M.S. 607 yılında yapılan bu mimarî şaheserin pek çok da özelliği var:
     Tapınak beş katlıdır ve 32 metre yüksekliktedir. Birbirine yakın birkaç yapıdan oluşur. Kondo denilen büyük salonu, pagodanın doğusunda ayrı bir yapıdır ve iki katlıdır. Çıkıntılı çatıları, çok güzel işlenmiş bronz heykelleri ile bir sanat harikası sayılmaktadır.
     Pagodanın içindeki seramik heykeller Budha’yı çeşitli tavırlarda gösterir. Budha’yı Nirvana’da gösteren bir kabartma çok meşhurdur.
     Budizm’e göre Nirvana, ruhu, bir bedenden ötekine göç ederek çeşitli yaratıklar halinde yaşamaktan kurtaran ve sonsuz huzura kavuşturan en yüksek mertebedir.
     Horyuji tapınağının bir de kütüphane bölümü vardır ki, burada budizm’e ait bütün metinler bulunmaktadır.
     Tapınağın hazinesini muhafaza etmek için Japonlar bir beton bina yapmışlar. En güzel heykelleri, el yazması metinleri ve çeşitli değerli eşyayı buraya, bu yeni binaya taşımışlar. Çünkü, Japonya’nın depremi çok olan bir ülke olması, onları bu önlemi almaya sevk etmiştir. Bilindiği gibi, kupkuru ahşap yapıları da yangınlardan korumak çok güçtür.
     Nara’daki Horyuji tapınağı çok güzeldir ve en eskisidir, fakat Japonya’nın en güzel mimarî eseri değildir.
     On bir asır Japonya’nın başkenti olan Kyoto’daki Helan-Jungu tapınağı ve özellikle Altın Köşk, çok daha güzel eserlerdir.
     Bugün bir tapınak kadar saygı gören Altın Köşk, 1394 yılında Aşikaga sülalesinin üçüncü şogunu olan Yoşimitsu tarafından bir kır evi olarak yaptırılmıştı. Kamelyalar Bahçesi olarak adlandırılan cennet kadar güzel bir bahçenin ortasında yer alır. Bu bahçe, köşkün kendisi kadar ünlüdür.
     Kare bir plan üzerine kurulan üç katlı köşk, birbirine geçirilmiş kalas, tahta ve kirişlerden meydana gelir. İkinci kat birinciden, üçüncü kat ikinciden daha içerlektir ve her katın balkonu tabiatın kucağında ayrı bir huzur köşesi gibidir. Bu köşk, Japon ev mimarisinin en güzel örneklerinden biri sayılır.
     Şogun Yoşimitsu’nun bu köşkü yapıldığı zaman altın yaldızlı idi. Zamanla rengi soldu. Fakat 1955 yılında Japon hükümeti tarafından restore edilerek eski haline getirildi.
     Şogun, İmparator tarafından başkumandana verilen bir sıfat idi. Kelime anlamı “Barbarlara karşı Başkumandan” demektir. İmparator bu unvanı başkumandana, sefere çıkarken ve bir sefer için verirdi. 1192 yılında Başkumandan Yoritomo bu unvanı ömür boyu elde etti ve varislerine geçmesini de sağladı. Böylece şogunluk, krallık gibi babadan oğula geçer oldu ve şogunlar devri başladı. Ülkenin mutlak hâkimi olan şogunlar, devleti diktatörlükle yönetiyorlardı.
     İşte bu şogunlardan bazıları çok güzel mabetler, şatolar, köşkler yaptırdılar. Her biri bir şaheser olan bu yapılar daha çok Kyoto şehrinde bulunuyor.
     İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerikalılar Japonya’nın pek çok şehrini yerle bir ettikleri halde Kyoto ve Kamakura’ya tek bomba bile atmadılar ve böylelikle Japon harikalarını korumuş oldular.
     Kyoto’da 2000 kadar anıt var ve bunların çoğu birer mimarlık harikası: Örneğin, 1053 yılında yapılan Byodoin mabedi, eski Japon mimarisinin en güzel örneklerinden biri.  Ayrıca, 1608 yılında yapılmış olan Himeji Şatosu, şogunların yönetimindeki Japonya’nın ihtişamını yansıtması bakımından muhteşemdir. Bu şatoya, bembeyaz duvarlarından dolayı “Beyaz Balıkçıl Şatosu” adı verilmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir