Diyarbekir

D

                                                                                                                              1978’li yıllara… 

       Yiğitlik sadece insanlara mı özgüdür? Şehirler de yiğit olamazlar mı? İşte Diyarbekir, yüreği yaralı bu yiğit şehirlerdendir. Acı, sevinç ve hüznü bir arada taşıyan tarihiyle, adeta sırtından bıçaklanmıştır. Bıçaklayanlar da kendi bağrından kopan insanlardır…
       Dile gelir mi şehirler? Taşlar konuşur mu? Konuşsaydı neler söylerdi Diyarbekir? Bağırır mıydı, kahkaha mı atardı, tebessüm mü ederdi; yoksa sadece acı acı inler miydi?
       Kırgın duruşuyla tarihi kendisine hapsetmiş, hüzün bakışlı bir ceylandır Diyarbekir. Sokaklarının derinliklerinden gelen Celal Güzelses’in acı nağmeleri taşların uğultusuna karışarak dalga dalga bütün şehre yayılıyor.
       Cahit Sıtkı’nın kanserini hâlâ bağrında mı taşıyor?
       Ortasında Ulu Cami. Hangi dinin yasını tutacağını şaşırmış.
       Hançepek’te artık kimseye “haço” denmiyor… Mıgırdiç’in Avrupa’ya giderken uçakta ağladığını söylerler, gözyaşlarını içine akıtarak…
       Narçiçeklerinin ozanı söyle! Arkadaşların nerede hayata dayanmaya çalışıyorlar?
       Hevsel Bahçeleri, unutulmuşluğun ve sahipsizliğin derin acısıyla bir şehrin değil, bütün bir hayatın pisliğinde boğuluyor.
       On Gözlü, üzerindeki yükü taşıyamıyor. Feryad-ü figânı Arşın tepesine ulaştı. Gözler kör, kulaklar sağır olmuş.
       Yılmaz Usta, sigara içen çocuklara tiner çekenler de eklendi biliyor musun?
       Kervansaray artık konuksever değil. Sarayını yıldızlayıp ortasına bir de havuz kondurmuşlar.
       Mardinkapı’dan aşağı inenleri hâlâ denk getirdiklerinde vuruyorlar.
       Karacadağ’dan ateş topları gelip yakarmış şehri bir zamanlar.
       Aklı evveller yıkmışlar surun bir bölümünü; Dağkapı halen ona ağlıyor içli bir sesle.
       Saraya mı açılırmış bir kapı? Hangi saraya?
       Alipınar’da bütün pınarlar kurumuş, tankerler su taşımış uzun seneler…
       Kore, Benusen, Alipaşa; bir Allah görüyor onları, bir de kendileri.
       Sessizdir Bağlar. Yürek paralayan bir ağıt tutturmuş, kaderine lanet okumakta. Huzurevleri’nde olmayan tek şeydir huzur…
       Ofis’in kendisi de ne olduğunu bilmiyor.
       Ve surlar. Kaç medeniyet gördün, kaçı sana yeni elbise giydirdi, kaçı seni çırılçıplak soydu? Kalkan balığına benziyormuşsun uzaydan bakıldığında. Etlerin cüzamlı gibi dökülüyor, yok mu bu hastalığın çaresi?
       Kapıların kaç şehrin ismini taşır, kaç şehirde onun ismi bilinir? Dicle bir gerdan misali boynuna sarılmış, hayat mı veriyor sana, yoksa seni boğuyor mu?
       Ne yıkıldın, ne diz çöktün; başın önünde mağrur bekliyorsun. Kimi beklediğini biliyor musun?
       Kimseyi hor görmedin, kimseye kırılmadın, sırtını dönmedin… Sana sırtını dönenler çok oldu; bunu biliyor musun?

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz