Kızkulesi Efsaneleri (Dört İstanbul Efsanesi)

K

     İstanbul’un ünlü ve en eski kulelerinden biri de Kız Kulesi’dir. Harem-Salacak kıyısına yakın bir yerde, deniz üzerindeki bir kayalığa, M.Ö. 410 yılında, Atinalı kumandan Alkibiyades tarafından yaptırılmıştır. Bu kule ile Karadeniz’den gelen gemiler kontrol altında tutuluyordu. Daha sonra kule bir kale halini aldı. Türkler İstanbul’u alınca onu tekrar kule haline getirdiler. Bir yangın sonunda ahşap kısmı tamamen harap olunca, III. Ahmet devrinde kule tekrar ve taştan yapıldı.
     Kız Kulesi hakkında çeşitli efsaneler vardır:

Hero ve Leandros Efsanesi
     Hero ve Leandros’un ölümsüz aşk hikayesi…
     Yüzerek geleceğim sana.
     Güzel kız, senin sevgin uğruna,
     Sana geleceğim.
     Sen beklerken beni ürkek bakışlarla,
     Yüzerek geleceğim sana.
     Dalgalar gemilere bile geçit vermese,
     Yüzerek geleceğim sana.
     Azgın dalgalar arasından…
     Bu efsanenin Çanakkale Boğazı’nın en dar geçidinde ortaya çıktığı da söylenir. Ancak günümüzde, belki de sahip olduğu romantik dokusundan olsa gerek, Kızkulesi denildiğinde en çok bilinen hikâye “Hero ve Leandros”un ölümsüz aşk hikayesidir.
     Efsaneye göre zamanında Üsküdar sırtlarında Tanrıça Afrodit adına bir tapınak vardır. Hikâyede adı geçen Hero, genç kızların görev yaptığı bu tapınağın rahibelerindendir. Hero, Kulede kumrulara bakmakla görevlidir. Her yıl ilkbaharda, doğanın uyanışı adına tapınak çevresinde törenler yapılır, aşkı bulamayanlar, hayal ettikleri sevgililerine kavuşabilmek için Afrodit’e yakarırlar.
     Boğazın karşı kıyısında oturan Leandros da bu törene katılmak için tapınağa gelir ve Hero’yla karşılaşır. İki genç ilk görüşte birbirine âşık olur. Ancak arada büyük bir engel vardır. Hero, bir rahibedir ve evlenmesi yasaktır. Oysa Leandros, ne pahasına olursa olsun Hero’ya kavuşmak istemektedir. Bir gece kıyıdan Kule’ye bakarken, Kızkulesi’nin tepesinde bir ateşin yandığını görür. Hero, elindeki meşale ile Leandros’a yol göstermektedir. Durgun denize, ayın parlak ışığı eşlik eder. İyi ve dayanıklı bir yüzücü olan Leandros, Hero’ya kavuşma hayaliyle Boğaz’ın sularına atlar. Var gücüyle yüzmeye başlar ve Kule’ye varır. İki genç, o gece aşklarını kutsarlar.
     Kızkulesi o günden sonra her gece iki gencin gizli aşkına ve yasak sevişmelerine tanıklık eder. Leandros, fırtınalı bir gecede, biricik aşkı Hero’ya kavuşmak için yine Boğaz’ın azgın sularına bırakır kendini. Hero da her gece olduğu gibi meşalesiyle, Leandros’a yol gösterir. Ancak Hero’nun, biricik aşkına yol gösteren meşalesi rüzgarın da etkisiyle söner. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros, nereye doğru yüzeceğini bilemez ve Kule’den gittikçe uzaklaşır. Yorgun ve bitkin düşen Leandros daha fazla dayanamaz ve Boğaz’ın karanlık sularında kaybolur. İçini kaplayan dayanılmaz endişe ile sabaha kadar sevgilisini bekleyen Hero, Leandros’un cansız bedenini karşı kıyıda görünce, bu acıya dayanamaz ve kendini Kızkulesi’nden Boğaz’ın sularına bırakır.

     Yılan Efsanesi
     Hero ve Leandros’un, kavuşamayan âşıklara atfen anlatılan bu hikâyesinden başka bir de Kleopatra’nın sonuna benzer bir sonun anlatıldığı yılanlı hikâye vardır.
     Bizans imparatorunun bir kızı olur. İmparator buna çok sevinir ve kızının doğum gününü ülkesinde bayram ilan eder. Her yıl, prensesin doğum günü bayramı görkemli bir şekilde kutlanır. İmparator, bilginlerinden, kızının tahta hazırlanması için eğitilmesini ister. Fakat bilginlerin en yaşlısı, imparatora, kızının on sekiz yaşına basmadan bir yılan tarafından sokularak öleceği kehanetinde bulunur. Bunun üzerine imparator, denizin ortasındaki küçük bir adacık üzerinde yer alan kuleyi onararak kızını buraya yerleştirir.
     Böylece yıllar geçer. İmparatorun kızı on sekizine basmak üzeredir. Ancak, kaderin kaçınılmazlığını kanıtlarcasına, kuleye gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılan, prensesin tenine süzülerek zehrini boşaltır. İmparator, kızının ölümüne çok üzülür ve kaderden kaçılamayacağını anlar. Kızı toprağa gömülürse, yılanlara yem olacağını düşünerek, prensesin cansız bedenini mumyalatıp pirinç bir tabuta koydurur. Tabutun da Ayasofya’nın yüksek duvarlarından birinin üstüne yerleştirilmesini emreder. Böylece, kızının hiç değilse ölüsünün yılanlardan korunacağını düşünür. Bugün bu tabutun üstünde iki delik vardır. Yılanın, prensesi ölümünden sonra da rahat bırakmadığı anlatılır.

Battal Gazi Efsanesi
     Kızkulesi ile ilgili olarak en sık anlatılan hikâyelerin sonuncusu ise Osmanlı İmparatorluğu döneminde geçer. Hikâye; Battal Gazi’nin askerleri ile birlikte Kızkulesi’ne baskın yaptığını ve kulede saklanan hazineleri alarak, burada yaşayan Üsküdar Tekfuru’nun kızını kaçırdığını anlatır. İstanbul’u (Constantinopolis) kuşatmaya gelen Battal Gazi, kuşatmadan bir sonuç alamayınca Kızkulesi önündeki kıyıya karargahını kurar ve yedi sene burada kalır.
     Hikâyeye göre, Battal Gazi’nin Üsküdar kıyılarında bu kadar uzun süre kalmasının asıl nedeni, tekfurun kızına âşık olmasıdır. Üsküdar tekfuru, Battal Gazi’nin korkusuyla, kızını hazineleri ile birlikte kuleye kapatır. Şam seferini tamamlayarak Üsküdar’a dönen Battal Gazi, kayık ile Kızkulesi’ne gelerek, tekfurun kızı ve hazinelerini aldıktan sonra Üsküdar’dan atına atlayıp oradan uzaklaşır. Çokça bilinen “Atı alan Üsküdar’ı geçti” lafı bu hikâyeden gelir.
     Bu hikâyeden zamanımıza gelen bir diğer miras da Kızkulesi’nin ismi ile ilgilidir. Türkler, bu olaydan sonra, diğer efsanelerdeki prenseslere de atfen buraya Kızkulesi ismini vermiştir.

     Kulenin Aslanları Efsanesi
     İmparator Konstantin zamanında hazineden para çalınmaktadır. Kralın kızı hazineyi korumakla görevlidir. Hırsız, hazine dairesine bir dehlizden gelmektedir. Kralın kızı hırsıza kılıcıyla saldırır ve hırsız geldiği dehlizden kaçar. Hırsız zamanla zengin olur. Kralın kızıyla intikam amaçlı evlenir. Kralın kızı, bu durumu öğrendiğinde babasının yanına kaçar. Kral, korumak için kızını Kız Kulesi’ne kapatır. Koruma amaçlı kuleye aslanlar getirilir. Hırsız ilk başta aslanları etkisiz hale getirse dahi sonunda onlara yem olur.

 

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz