Ses Bahçesi

S

       Mogador’un, söylentiye göre taşların rutubetle büyüyüp bulutlara ulaştığı ve sadece bulutlar tarafından durdurulabildiği eski bir köşesinde, bir bahçıvanın gün boyu şarkı söylettiği çekirgelerle dolu bir bahçe vardır.
       En güzel ve nadide olanlar da dahil, rastladığı bütün bitkileri hırsla koparan bir bahçıvan, ilk kez görenleri daima rahatsız eden bir görüntüdür. Ama bu bahçede, bahçıvanın parçalayıp yem olarak küçük cırcırböceği kafeslerine bıraktığı yaprak ve çiçeklerin dışında tek bir yaprak, tek bir çiçek bulunmaz.
       Bahçıvan, minik hayvanların her birinin hangi bitkiyi yemekten hoşlandığını ve sesini hangi bitkilerin tizleştirip hangilerinin pesleştireceğini bilir. Çiçekleri sindirim değerlerine göre, yani sindirildiklerinde üretecekleri ses aralıklarına göre nitelendirip adlandırır. Her çiçeğin tek veya başlıca varoluş amacı, güzel bir çekirge ötüşüne dönüşmektir adeta. Tırtıl, kelebek için neyse, çiçek de şarkı için odur. Şaşırtıcı bir dönüşüm.
       Her kafes, bir sanat eseri, küçük bir heykeldir. Kafesleri bahçıvan kendi elleriyle, değerli ağaçlardan oyar, her kafesin üstüne, kabartma harflerle, o cırcırböceğine kendi verdiği, ait olduğu ses aralığından üretilmiş adı yazar. Adının yanına, ses bahçesindeki yerini tarif eden bir işareti de ekler.
       Ondan önce babası, dedesi ve büyük dedesi de aynı şeyi yapmışlardı. Yüz yıl önce, büyük dedesi, yirmi oyma kafesten oluşan nadide bir bahçe kurmuştu. Oğlu bu sayıyı beşe, torunu da ona katladı. Böylece bahçıvana bin kafes ve bahçenin bakımı için küçük bir servet miras kaldı. Bir de üç nesil boyunca geliştirilmiş aile zanaatı. Kendisinin de yirmi beş yıldır büyütmekte olduğu bahçede, şimdi dolambaçlı yollar oluşturan yaklaşık üç bin kafes mevcut. Seslerle yolunu bulmayı bilmeyen biri, bu labirentlerde temelli kaybolma tehlikesiyle karşı karşıyadır. İmdat çığlıklarının bir faydası olmaz. Onca çığlık arasında kaybolur gider.
       Bahçıvan, bazı kafesleri yan yana koyduğunda, gece boyunca heyecanlı flört çığlıklarının duyulacağını bilir. Kafesleri birbirinden uzaklaştırdığında, derin bir ıstırap tınısının yavaş yavaş şarkıya hâkim olacağını da bilir. Mesafe, onun sürekli ayarladığı, hayalî bir arzu telidir.
       Güneş doğmadan önce, çiyden bir pelerin usulca kafeslerin üstünü örtüp içlerine birkaç iri damla bıraktığında, cırcırböceklerinin su içişi duyulur. Islıkları nemlenir, mutluluklarını guruldamalarla ifade ederler. Güneş çıkmadan önce fazla su içerlerse, sanki soğuktan titriyorlarmış gibi, garip, nemsiz bir titreşim duyulur.
       Kör olduğu sanılan bahçıvan, onları seslerinden tanır. Başka sınıflandırmalar umurunda değildir. Onun için önemli olan, hayvanları seslerine göre ayırt etmektir. Kendisi 2633 farklı ses türünü kesin olarak saptamayı başarmıştır. Bu yıl, toplam sayıdan dört sesi çıkarmak zorunda kaldı, çünkü bunları cırcırböceklerinin değil, kendisinin çıkardığını keşfetti; hızlı yürürken, sıcak günlerde güçlükle nefes alırken, hayvanları dinlediğinde sevinçle iç çekerken ve hayvanların yemediği, ziyan olmasın diye kendi yediği bazı yaprak ve çiçekleri sindirme zorluğu çıkarken çıkardığı sesler.
       Her gün akşam olduğunda, bir kâtip, bahçıvanın yeni sesler kaydetmesi gerektiği takdirde hizmetinde olabilmek için sessizce yanına yaklaşır. Liste uzar ve her tanım, öncekinden daha ayrıntılı biçimde yapılır. Örneğin; “Ateşe düşen damla yankıları: ses 1327” nin tanımında şunlar yazılıdır: “Dişler arasında tükürük, ani bir su içme ihtiyacı, hepsi eşit, onar damlalık aralıklarla tekrarlanır.”
       Ne var ki, kelimelerle tuttuğu kayıtlar, bahçıvanı asla tatmin etmez. Bu nedenle, kendine has bir tür partisyon icat etmiştir; nehirde topladığı, farklı biçimlerdeki çakıl taşlarını uzun bir masanın üzerine dizer. Bir başkası için muhtemelen bir keşmekeşten ibaret olacak bu çakıl sergisinin, sadece kendisinin anladığı bu açıklamanın, aynı zamanda, bahçesindeki seslerin dokunsal haritası olduğunu gayet iyi bilir. Geceleri, kendi kendine haritanın şarkısını söylediğini fark eder birden. Bizzat söylediği bu şarkı, ara sıra kafeslerin yerlerini değiştirmesine, kendine has bahçesini yeniden düzenlemesine yol açar.
       Bahçesindeki bazı seslerin yoğunluğundan etkilenmesi ve bunu başarmış olmanın gururuna yenilmesi sonucu, keşfettiği bazı sesler, listede onun adıyla yer alır. Bunları o yaratmıştır. Her kafesle, her böceği nasıl yakaladığı veya ürettiğiyle, yaşayış ve alışkanlıklarıyla ilgili, coşkuyla anlattığı hikâyeleri vardır; işitme şansını bulanlar için, bu hikâyeler, bir cırcırböceği bahçesinde, Canterbury, Decamerone veya Binbir Gece Masalları’nın doğuşuna şahit olmanın yoğun heyecanını taşır.
       Bu yüzlerce böcek sesinin birçoğunu kontrol altına almayı başarmıştır. Seslerin tekrarlanmasını sağlayabilmekte, bir anlamda, onları ekebilmektedir. Seslerin çiçek açtığını, olgunlaştığını işitmesi, onun için mutlulukların en büyüğüdür.
       Hatta bazen, görüntü bile, eğer gerçekten şaşırtıcıysa, kör bahçıvan için sese dönüşür. Bu dönüşüm farklı biçimlerde gerçekleşir; en belirgin örneği, Mogador’a Guyanalardan, surlarla çevrili bir başka kentten, gemiyle gelmiş olan bir hayvandır. Bahçesinin bu şatafatlı sultanı, garip bir kanatlı çekirge türüdür. Bir Morpho kelebeğinin kanatlarından daha güzel ve parlak olan kanatları, dev vücudunun iki katı büyüklüğündedir.
       Babası ve dedesi gibi doğuştan kör olan bahçıvan için, mekân, ancak seslerle var olabilir. Sessiz bir bahçe, onun hayal edemeyeceği bir kavramdır. Onun etrafında sesler filizlenir, çiçek açar, bahçeler oluşturur, kendisini sarmalayan bir ortam, uzaklık-yakınlık, derinlik, perspektif, uzaktan güzellik duyguları ve dolayısıyla arzu hissi yaratırlar.
       Belki bu yüzden, bazıları, bahçıvanın kör olmadığını, sırf ekilmiş, çiçek açan, hasat vermiş sesler arasında yürüme hissini artırmak için, neredeyse gün boyu gözlerini kapattığını söylerler.
       Gözlerin kapalı bana dokunduğun zaman, nefesin nefesime karıştığı zaman, hep bu bahçeyi düşünürüm. Gecenin içinde ismim isminle düğümlendiği zaman… Birbirimize ne dediğimizi artık bilemediğimiz zaman… Sevgimiz uzun seslilerle, sızlanmalarla, iniltilerle, ses tırmıklarıyla dolduğu zaman… Seni ses bahçem olarak düşündüğüm ve dinlediğim zaman…

(Fas Öyküsü-Yazan: Alberto Ruy-Sanchez-Çeviren: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi