Bir Nigâh Et Ne Olur

B

     İsmi gibi, hakikaten eşi emsali kolay bulunmaz bir kızdı Nadire…
     Babası şehir meclisi üyelerinden Osman Nuri Bey, annesi Abacızadelerden Şefika Hanım’dı. Yeni yetişkin genç bir kız olan Nadire, çok alçakgönüllü, şefkatli ve aynı zamanda hassas bir ruha sahipti.
     Cumhuriyetin ilanından sonra, yeni gelişmeleri günü gününe takip ediyor, hadiselerden ve çeşitli akımlardan uzak kalmamaya dikkat ediyordu. Genç kızlar ve hanımlar arasında, giyim kuşak işinin de önderliğini sürdürüyordu.
     Şehirde, tayyör eteği ilk giyen, o simsiyah gür, uzun saçlarından firketelerle yapmış olduğu iri topuzu, alnının üzerinde bağlayıp, başının arka kısmında düğümlediği türbanın altında toplayan ilk o olmuştu. Yüksek ökçeli şason lastikleri ile birlikte yine yüksek ökçeli ayakkabıları ilk giyen… Kaşlara rastık, gözlere sürme yerine, Avrupa makyaj malzemelerini, esans ve parfümlerini kullanan yine o olmuştu.
     O, hayat dolu genç kızlığının şuhluğu ve taraveti ile nice nice gönüllerde yaralar, dinmeyen kalp ağrıları açtığı halde, hiç kimse ona yaklaşmak cesaretini kendisinde bulamamıştı.
     Koyu gri tayyörünün dizlerinin altına kadar uzanan etekleri altında gizlenen muntazam, ahenkli bacakları ile öyle bir yürüyüşü vardı ki…
     Şehrin bu çok güzel, hatta emsalsiz güzel kızına yaklaşmaya kimseler cesaret edemezken, bundan böyle de ona kimselerin yaklaşmayacağı zannedilen, Muallim Salâh Bey bir tesadüf eseri işte bu maceraya atılıverdi ansızın…
     Salâh Bey, genç, yakışıklı ve bekâr bir muallim idi… Maarif Vekâletinin tayini ile daha o yıl gelmişti şehre…
     Bir Cumhuriyet Bayramı gecesi şehir meclisi salonlarında verilen resmikabul esnasında, bu kabule babası ile birlikte gelen Nadire ile ilk defa orada tanışmışlardı.
     Nadire o gece, giyinişi ile, ağırlığı ile, zarafeti ile, kısaca her hattı ve hareketi ile Salâh Bey’e tesir edivermişti.
     Nadire, Salâh Bey’in durumundan bir şeyler fark etmiş, hiç sezdirmeden o da Salâh Bey7i, zaman ve zemin müsaadesi nispetinde tetkik süzgecinden geçirmiş ve onu doğrusu hiç de fena bulmamıştı.
     Salâh Bey, Nadire’yi seviyordu artık…
     Salâh Bey, sanki bir yıldırımla en ince, en hassas yerinden vurulmuştu…
     En temiz, en güzel duygularla seviyordu Nadire’yi… Lakin bu iş çok zor bir şeydi. Nadire’nin ailevi durumu onu ürkütüyordu. Böylesine tanınmış, mevki sahibi ve çok zengin kimseler, kızlarını kendisi gibi bir muallime… Hele hele kökü, soyu-sopu buralı olmayan bir muallime vermeye bakalım razı olacaklar mıydı?
     Bunun için, işi resmiyete döküp doğrudan doğruya kızın babasına meseleyi açmaya bir türlü cesaret edemiyordu.
     Peki, bu işin sonu ne olacaktı?
     Gün demiyor, gece demiyor bunu kurup, bunu düşünüyordu Salâh Bey…
     Çare… Bu derde bir çare bulunmalıydı… Fakat nasıl? Nasıl bir çare sorunu çözebilirdi?
     Aklında o, fikrinde o… Ve bir şarkı vardı dilinden, dudaklarından hiç eksik olmuyordu Salâh Bey’in şu son günlerde…

Bir nigâh et ne olur halime ey gonca dehen
Göz göz oldu yüreğim gözlerinin renginden
Niye baktım, niye gördüm, niye sevdim seni ben
Göz göz oldu yüreğim gözlerinin renginden.

Beste: Şekerci Cemil Bey
Güfte: Recâizâde Mahmut Ekrem
Makam: Hicaz
Usûl: Ağır Aksak
Form: Şarkı

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz