Ayasofya’nın Mucizeleri (2)

A

     Efsaneye göre Justinyanus’un karısı İmparatoriçe Thedora, güzelliğinden başka bir şey düşünmeyen, çok günahkâr bir kadındı. Ölünce yılanların kendisini yiyeceklerinden korkuyordu. Bu nedenle kurşun bir lahit yaptırdı ve kilisenin büyük kapısı üzerine gömülmesini emretti.
     Ancak, yine efsaneye göre iki yılan, lahitte delikler açarak içeri girdiler ve cesedi yediler. Şimdi Ayasofya’nın giriş kapısı üzerinde görülen delikler yılanların açtığı delikler olarak kabul edilir.
     Ayasofya’nın kıble tarafındaki kapılarından, soldan sayılınca sonuncusunun iç tarafında bir mermer sütun var. Bu sütunun en büyük özelliği yaz ve kış nemli olması. Bu yüzden bu sütuna “terleyen direk” deniliyor. Sütunun zemininden başlayarak 1,5 metrelik bir kısmı bakır plakalarla kaplı.
     İnanca göre, sürekli baş ağrısı çekenleri, sindirim sistemi hastalıkları olanları ve sıtmaya tutulanları bu direk tedavi ediyor. Önce iki rekat namaz kılınıyor, sonra hasta avuçlarını önce bakır plakalara, sonra da yüzüne sürüyor. Bu hareket üç kez tekrarlanınca hastalıklar iyi oluyor. Ayrıca elleri çok terleyen kimselerin, direğin üzerinde bulunan deliğe parmaklarını soktuktan sonra, artık ellerinin terlemediği birçok defalar görülmüş.
     Yine inanca göre, Ayasofya’nın büyük kubbesi bir depremde yıkılınca 300 rahip Mekke’ye gitmişler ve orada zemzem suyundan almışlar; bunu Mekke toprağı ile karıştırıp, bu sütunun altına harç olarak koymuşlar. Sütunun bu yüzden sürekli terlediğine inanılıyor.
     Bir başka inanca göre de, Hızır a.s. parmağını Ayasofya’daki deliğe sokmuş ve binayı Mekke’ye yöneltmiş, yani Kıble’ye çevirmiş.
     Terleyen direğin ya da diğer adıyla ağlayan direğin öyküsü, görüldüğü kadarıyla Osmanlı döneminde ortaya çıkmış. İslam inançlarıyla beslenmiş. Sütunun yapısının gözenekli olduğu ve kılcal damarlar yoluyla temeldeki suyu emdiği ve bu yüzden terlediği, en geçerli bilimsel açıklamalardan biri. Ama acaba neden sadece bu direği gözenekli taştan yapmışlar? Bu soru cevapsız kalıyor.
     Ayasofya’nın içinde büyük salonun ortasında bir kuyu var. Eskiden bu kuyu kalp hastalığına tutulanların sık sık geldikleri bir yerdi. Üç Cumartesi art arda aç karnına buraya gelir, sabah namazını kılar ve bu sudan içerlerdi.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz