Ben Gamlı Hazan
Ben Gamlı Hazan

Ben Gamlı Hazan

     Sevim incecik, dal gibi bir kız’dı… Çok gençti, çok güzeldi de… Hayat doluydu…
     Yeni yeni kendini bulmanın karma karışık, ne olduğu kestirilemeyen bir coşkunluk ve hayal âleminde yaşıyordu.
     Siyah dalgalı saçları, ta omuzlarından aşağıya doğru dökülür, güneş ışıklarının buğday rengi teninde meydana getirdiği dalgalanmalar, yaşından umulmayan bir duygu ve mana ile çekicilik katardı kendisine…
     Emin ise kırk yaşlarını çoktan geçmiş, işi ve mevkii bir hayli güzel bir kimse idi. Temiz giyinir, temiz konuşur ve temiz düşünürdü.
     Hiç evlenmemişti. Hayatta sıcak bir yuvanın saadetini tatmamıştı.
     Etrafında pervaneler misali dönenlerin sayısı bir hayli kabarık olmasına rağmen, o bunlara hiç aldırış etmez, anlamamaya çalışır ve işinden gücünden geri kalan zamanlarını evinin demir parmaklıklarla çevrelenmiş bahçesindeki çiçekler arasında geçirirdi.
     Tabiat sevgisi, insan sevgisi çiçeklerle başlar, derdi her zaman.
     Sevgilerin en güzeli, en vefalısı, en dinlendiricisi ve en renklisi çiçek sevgisidir… Onun üstüne sevgi tasavvur edilemez derdi her zaman.
     Son günlerde Emin’de ‘garip’ şekilde vasıflandırabileceğimiz bir durgunluk baş göstermeye başladı. Çiçekleri arasında yine alabildiğine oyalanmaya azami gayret gösteriyor olmasına rağmen, bu durgunluk kendisini yakından tanıyanların gözlerinden kaçmıyordu.
     Biraz huzursuzca bir hali vardı.
     Mesele sonradan anlaşılır gibi oldu… Komşuları sayılabilecek mesafedeki evin kızı Sevim, bu huzursuzluğun müsebbibi idi…
     Sevim’in son zamanlardaki halleri, kendisine karşı takındığı tavırlar ve zaman zaman meydana gelen tuhaf rastlantılar sırasındaki acayip halleri onu tedirgin ediyordu.
     İşte şimdi yine böyle bir durum ortaya çıkmıştı…
     Emin yere eğilmiş, bir yabangülü fidesini aşılarken bunları düşünüyordu. Evet… Bunları düşünüyordu ki, demir parmaklıkların kenarında bir ayak sesi duyuldu. Gelen Sevim idi…
     “Şey… Buradan geçiyordum da… Sizi gördüm de…” dedi heyecanla.
     Emin, yerinden doğrulduğu anda, işi ile meşgul olurken farkında olmadan bir şeylere karar vermiş oluverdiğini hayretle gördü. Şimdi herhangi bir zorluk karşısında, kararını vermiş insanların iç huzuru ve gönül rahatlığı ile hem gülümsüyor, hem de konuşuyordu.
     “Yeni bir fide aşılamıştım…” diyerek söze başladı. “Onları öylesine severim ki… Dur bak… Sana en çok sevdiğim güllerden bir gonca vereyim…”
     Ve sonra da elinde tutmakta olduğu taptaze bir goncayı Sevim’e uzatarak konuşmasını sürdürdü; “İşte bak… Ne güzel değil mi? Taze goncalar taze gönüllere yaraşır…”
     Emin’in gözlerinin içinde anlamlı bir bakış, bir uyarı vardı. Konuşması ile bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. En azından dürüst, mert, duygusallıktan uzak, durumlarına ışık tutan gerçekçi bir yaklaşım vardı.
     Emin bu kadarla da yetinmeyerek tok, kalın ve tatlı sesi ile bir şarkıya başladı sonunda…
     Kırmadan, incitmeden…
     Neler neler söylüyordu Sevim’e… Ne güzel tatlı tatlı sitemler yağdırıyordu kendi durumlarına aynı zamanda.
     Boynu bükülmüş, ha ağladı ha ağlayacak hale gelmiş olan Sevim, oradan uzaklaşırken, biz gerilere dönerek bu şarkıya kulak verelim sizlerle birlikte şimdi.

Ben gamlı hazan sense bahar dinle de vazgeç
Sen kendine kendin gibi bir taze bahar seç
Olmaz meleğim böyle bir aşk bende vakit geç
Sen kendine kendin gibi bir taze bahar seç 

Beste: Melâhat Pars
Güfte: Sıtkı Angınbaş
Makam: Hicaz
Usûl: Aksak
Form: Şarkı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir