Tarih Adım Adım Yazıldı-43. Kanarya Adaları’nın Keşfi-Jean de Bethéncourt-5)

T

                Büyük Kanarya Adası’na hareket günü olarak 6 Ekim 1405 tarihi tespit edilmiştir. Üç gemi, Baron’un küçük birliğini götürmüştür. Fakat, rüzgâr onları önce Afrika kıyılarına doğru sürmüş, Bojador Burnu’nu geçmişler ve Jean de Béthencourt, burada karaya çıkmıştır. Ülke içinde, sekiz fersahlık alanda bir keşif dolaşması yapmış ve yerli halktan birkaç kişi ve bir miktar deve ile dönüp tekrar gemiye binmiştir. Kanarya Adaları iklimine uymaları mümkün olan bu hayvanlar gemilere bindirilmiş ve Baron, Portekiz denizcilerinden otuz yıl önce geçmek onurunu kazandığı Bojador Burnu’ndan ayrılarak yelken açmıştır.
                Afrika kıyılarından Büyük Kanarya Adası’na kadar olan sefer sırasında, üç gemi, rüzgârların etkisiyle birbirlerinden ayrılmışlardır. Gemilerden biri, Fortaventure Adası’na, diğeri ise Palma Adası’na varmıştır. Fakat sonuçta, her üç gemi de buluşma yerinde bir araya gelmişlerdir.
                Büyük Kanarya’nın uzunluğu yirmi, genişliği ise on iki fersah tutmaktadır. Şekli bir süngüyü andırmaktadır. Kuzeyi düzlük, güneye doğru olan kısmı ise dağlıktır. Çam, zeytin, incir ve hurma ağaçları adanın asıl ormanlarını oluşturmaktadır. Koyunlar, keçiler ve vahşi köpekler, bu adada pek fazla sayıda bulunmaktadır. Sürülmesi kolay olan toprak, her yıl, iki kez buğday ürünü vermekte ve toprak gübrelemeye hiç ihtiyaç göstermemektedir. Adada yaşayanlar, büyük bir halk topluluğunu oluşturmakta ve hepsi de kendilerinin soylu kişiler olduklarını söylemektedirler.
                Jean de Béthencourt, adaya çıktığı sırada, bu adayı ele geçirmeyi düşünmüştü. Fakat, ne yazık ki, Norman savaşçıları kendilerine pek güveniyorlar ve on bin nüfuslu Büyük Kanarya’yı yalnızca yirmi adamla fethetmek gibi bir düşünceye saplanmış bulunuyorlardı. Onları bu kadar abartmalı güven içinde gören Baron de Béthencourt, kendilerine ihtiyatlı hareket etme tavsiyesinde bulunmuş ise de, adamlar, bu tavsiyeleri pek dikkate almamışlardı. Nitekim, böyle bir tedbirsizlik, onlara çok pahalıya mal olmuştu. İlk çatışmada, Kanaryalılar’a karşı avantajlı bir durum sağlamışlarsa da, sonraları darmadağın olmuşlar, ada yerlileri tarafından yakalanmışlar, aralarında Jean le Courtois ile Gadifer’in gayrimeşru çocuğu Annibal da dahil bulunduğu halde yirmi iki kişi öldürülmüştü.
                Bu üzüntü verici çarpışmalardan sonra, Baron de Béthencourt, Palma Adası’nı egemenliği altına almaya niyetlenmiş ve bu amaçla Büyük Kanarya’dan ayrılmıştı. Palmalılar, taş atmada çok usta insanlardı ve hedeflerine nadiren isabet ettiremiyorlardı. Nitekim, ada yerlileriyle çeşitli çarpışmalar olmuş, her iki taraftan da ölü sayısı çok artmış, bununla birlikte, Kanaryalılar’ın kayıpları Normanlar’dan daha fazla olmuştur.
                Altı hafta süren çarpışmalardan sonra, Baron, Palma Adası’ndan ayrılmış ve uzunluğu yedi, genişliği ise beş fersah olup şekli bir hilali andıran ve oldukça büyük sayılan Demir Adası’nda üç ayını geçirmişti. Adanın zemini yüksekçe ve arazi düzlüktü. Çam ve defne ağaçları adanın birçok yerlerini gölgeliyordu. Yüksek dağlar üzerinde volkanik buharlar yükseliyor ve bu durum, tarım ürünleri için çok elverişli bir ortam yaratıyordu. Av hayvanları pek boldu. Domuzlar, keçiler ve koyunlar, Amerika iguanaları boyundaki iri kertenkelelerle birlikte kırlarda dolaşıyorlardı. Ülke halkına gelince, bunların kadını da erkeği de çok güzel, canlı, neşeli, sıhhatli, çevik ve vücut uyumuna sahip insanlardı. Kısacası, Demir Adası, takımadaların en hoş ve en şirinlerinden biriydi.
                Baron de Béthencourt, Demir Adası ile Palma Adası’nı ele geçirdikten sonra, gemileriyle Fortaventure’ye dönmüştür. Uzunluğu on yedi, genişliği sekiz fersah tutan bu ada, ovalardan ve dağlardan oluşmuştur. Bununla birlikte toprağı, takımadaların diğerlerinden daha az engebelidir. Güzel korular içinden tatlı sular akmaktadır. Adada bol miktarda bulunan, özü süt gibi beyaz ve kıvamlı olan sütleğen bitkileri şiddetli bir zehir içermektedir. Bundan başka, hurma ve zeytin ağaçları çok bol olduğu gibi, boya maddesi veren, yetiştirilmesi kolay ve verimi fazla olan bitkiler de bulunmaktadır. Fortaventure kıyıları, büyük tonajdaki gemilerin sokulmasına imkân vermemekte ise de, küçük gemiler, bu kıyılarda güvenlik içinde barınabilmektedirler.
                Baron de Béthencourt, bu adada, kolonlarına arazi dağıtılmasına başlamış ve bu dağıtma işini o kadar adil bir şekilde yapmıştır ki, herkes, kendine düşen paydan memnun kalmıştır. Kendisiyle birlikte takımadalara gelmiş olan arkadaşları, dokuz yıl süreyle vergi ödeme zorunluluğundan ayrık tutulmuşlardır.
                Din işleri ve dinsel yönetim sorunu da, Baron de Béthencourt gibi dindar bir adamı elbette ki ilgisiz bırakamazdı. Bunun üzerine Baron, din işlerini yönetecek bir başpiskoposun adalara atanması amacıyla Roma’ya gitmeye karar vermiştir. Hareket etmeden önce, yeğeni Maciot de Béthencourt’u, hem vekili, hem de takımadaların genel valisi olarak atamıştı. Vermiş olduğu buyruk üzerine, yılda iki kez Normandiya’ya haberler ulaştırılacak ve Lancerote Adası ile Fortaventure Adası gelirleri, iki kilisenin yapımına harcanacaktı.
                Jean de Béthencourt, ayrılmadan önce yeğeni Maciot’a şunları söylemişti:
                “Size bütün iktidarı, faydalı ve şerefli olduğuna hükmedeceğiniz her şey için tam yetkiyi veriyorum. Evvela, şerefimi ve çıkarımı düşünmek suretiyle hareket edeceksiniz. Davranışlarınızda, Fransa’nın ve Normandiya’nın törelerini izleyeceksiniz. Yani adalet ilkeleri içinde, yapılmasının iyi olacağını gördüğünüz her şeyde bu törelerden ayrılmayacaksınız. Ben, sizden yapabileceğinizden fazlasını istiyor ve bunu rica ediyorum. Barış ve huzur içinde ve birlik halinde olacaksınız. Kardeşlerinizmiş gibi halkı seveceksiniz. Özellikle sizler, yani jantiyomlar arasında tam bir anlaşma ve birlik hüküm sürecek, birbirinize karşı kesinlikle kıskançlık duymayacaksınız. Her birinizin görevini tespit etmiş bulunmaktayım. Ülke çok geniştir; bu ülkeye sahip olmalısınız. Size söyleyeceklerim bu kadar olup, huzur ve barış içinde, sağlıkla yaşamanızı dilerim.”
                Baron de Béthencourt, Fortaventure Adası’nda ve diğer adalarda üç ay kalmıştır. Katırına binerek her yanı dolaşmış ve Norman dilini konuşmaya başlayan adalar halkı arasına karışmıştır. Maciot ile diğer jantiyomlar, dolaşması sırasında ona eşlik etmişlerdir. Baron, onlara yapılacak normal işleri göstermiş ve alınacak doğru önlem kararlarını belirtmiştir. Fethedilmiş olan bu takımadaları esaslı şekilde dolaşıp gezdikten sonra, içinde bulunulan yılın 15 Aralık tarihinde Roma’ya hareket edeceğini arkadaşlarına bildirmiştir.
                Baron de Béthencourt, Lancerote Adası’na dönerek, hareket gününe kadar orada kalmıştır. Adalara getirmiş olduğu bütün soylu kişilerle işçilerin ve Kanarya Adaları’ndaki üç kralın, hareketinden iki gün önce, karşısında toplanması emrini vermiş ve onlara isteğini ve kendilerini Tanrı’ya emanet ettiğini bildirmek amacıyla böyle bir toplantıya gerek gördüğünü belirtmiştir.
                Toplantıya hiç kimse gelmemezlik yapmamıştır. Baron de Béthencourt, toplantıya gelenlerin hepsini Lancerote Kalesi’nde kabul etmiş ve toplantı çok görkemli bir tören halini almıştır. Yemek yenildikten sonra, yüksekçe bir kerevetin üzerine çıkmış olan Baron de Béthencourt, yeğeni Maciot’ya daima uyulması gereği üzerinde durarak tavsiyelerini tekrarlamış, her ticari mal üzerinde kendi hesabına beşte bir ayırma yapılmasını, Hıristiyanlık görevlerinin ve Tanrı’ya karşı olan sevginin ihmal edilmemesini bildirmiştir. Sonra, kendisiyle birlikte Roma’ya gidecek kimseleri seçmiş ve hareket için hazırlığa başlamıştır.
                Gemisi kalkar kalkmaz, herkesi bir üzüntü sarmıştır. Gerek Avrupalılar, gerekse Kanaryalılar, artık bir daha göremeyeceklerini düşündükleri bu dost insan için ağlamışlardır. Halktan birçoğu göğüslerine kadar olmak üzere sulara girmiş ve sanki gemiyi tutmak ister gibi bir davranışta bulunmuşlardır. Sonunda yelkenler açılmış ve Béthencourt hareket etmiştir. Artık herkesin dileği, Tanrı’nın onu kötülüklerden koruması ve yolunun açık olmasından ibaret kalmıştır.
                Normandiyalı Baron, yedi günde Seville’ye varmıştır. Buradan hareket ederek Kral Valladolid’le görüşmeye gitmiş ve onun tarafından hararetle karşılanmıştır. Yapmış olduğu fethin hikâyesini İspanya kralına anlatmış ve Kanarya Adaları’nda bir başpiskoposluk kurulması amacıyla Papa’ya verilecek bir tavsiye mektubunu ondan rica etmiştir. Kral, öneriyi memnuniyetle karşıladıktan sonra, istenilen mektubu vermiş ve Baron de Béthencourt, parlak bir maiyetle birlikte Roma’ya hareket etmiştir.
                Baron, tarihi şehre gelince, burada üç hafta kadar kalmıştır. Papa VII. Innocent tarafından kabul edilerek, Kanarya Adaları’nda yapmış olduğu işlerden dolayı Papa’dan iltifat görmüş, sonuçta emirname yazılmış ve Albert des Maisons, bütün Kanarya Adaları’na başpiskopos olarak atanmıştır. Baron, bundan sonra, kendisini kutsayan Papa’dan izin istemiştir.
                Yeni ruhani reis, Baron’a veda ederek hemen görevi başına hareket etmiştir. İspanya’dan geçerek, Jean de Béthencourt’un mektubunu krala vermiştir. Sonra, Fortaventure’ye gitmek üzere yola çıkmış ve hiç zorluk çekmeden adaya varmıştır. Şövalye unvanını elde etmiş olan Maciot, piskoposu büyük bir saygı ile karşılamıştır. Albert des Maisons, ruhani çerçevede gerekli örgütün kurulması için hemen harekete geçerek, bir adadan diğer bir adaya gitmiş ve bu uğurda hayli çalışmıştır. Maciot ise, herkes tarafından ve özellikle adalar halkınca çok sevilmiştir. Ne yazık ki, bu güzel zaman ancak beş yıl kadar sürmüştür; çünkü, bir süre sonra, sahip bulunduğu güçten başı dönen Maciot, halktan fazla vergi alınması yoluna gitmiş ve ülkeden kovulmuştur.
                Baron de Béthencourt, Roma’dan ayrılmış, Floransa’dan geçerek Paris’e gelmiş ve oradan Béthencourt’a giderek, bir çok jantiyomun kendisini Kanarya kralı gibi karşılamaya gelmesine tanık olmuştur.
                Baron de Béthencourt, hâlâ güzel, hâlâ genç bir kadın olan karısıyla Grainville’ye yerleşmiştir. Çok sevdiği adalarından ve yeğeni Maciot’dan sık sık haberler almış, bir gün Kanarya Adaları’na dönmeyi hep ümit edip durmuştur. Ancak, Tanrı ona bu sevinci nasip etmemiştir.
                Baron, 1425 yılında, şatosu içinde yaşarken bir gün hastalanarak yatağa düşmüş ve artık onun ölmek üzere olduğu görülmüştür. Vasiyetnamesini yazmış ve kilise tarafından kutsanmıştır. Seyahatnamesinin sonunda şu ifade kullanılmaktadır:
                “O, bir yüzyıldan diğer bir yüzyıla göç etmiştir. Tanrı, kusurlarını bağışlasın. Grainville-la-Teinturière’de, şehir kilisesinde, tam mihrabın karşısındaki bir yerde gömülüdür. Ölümü, bin dört yüz yirmi beş yılındadır.”

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi