Düşen Bir Yaprak Görürsen

D

     Ardına kadar açılmış bulunan büyük kapının, yan pervazına yaslanmış, saçı sakalı bir hayli uzamış, yüzündeki derin hatlarda bir yorgunluk, bezginlik ve nedamet duyguları okunan, uzun boylu adam; karşısında, kendini ilk defa görmüş gibi tepeden tırnağa süzmekte olan genç hanıma doğru bir adım attıktan sonra;
     “Beni içeriye davet etmeyecek misin? Bak ben geldim… Koca budalan geldi… Sen öyle demez miydin? İşte geldim… Hem de ayrıldığım zamanki gibi! Ayrıldığım zaman sonbahardı… Yine sonbaharda geldim bak…” diyordu.
     Nurhan yıllar öncesi, bir gazete ilanı üzerine Kadıoğulları çiftliğine hemşire olarak gelip yerleşmişti. Çiftlik sahibinin tek varisi ve evladı Kaya, binmekte olduğu atın ürkmesi üzerine ciddi bir kaza geçirmiş, saatlerce süren bir ameliyatı müteakip yatağa düşmüştü.
     Doktorların tavsiyelerine uyularak tedaviyi takip edecek bir hemşire aranmış, gazetelere ilanlar verilmişti. Esasen hepsi ayrı ayrı haşin tabiatlı kişiler olan bu insanların arasına katıldığında mevsim sonbahardı. Nurhan ise ömrünün daha ilkbaharını yaşayan hayat dolu bir genç kızdı.
     Çalışmaya başladıktan kısa bir müddet sonra işinin ne kadar güç olduğunu anladı. Fakat azimli idi… Yılmadı… Bütün hareketlere, hatta hakaretlere varan davranışlara göğüs gerdi. Aylar ayları takip etti. Kaya eski sağlığına tekrar kavuştu.
     Ve işte o günlerde, Nurhan’ın hatır ve hayalinden dahi geçirmediği bir şey oldu…
     Acele kıyılan bir nikâh ile evin hanımı oluverdi Nurhan…
     Bu evlilik, çiftliğin bütün alışılmış geleneklerini yıkmış, yepyeni bir hayat, bir canlılık getirivermişti çiftliğe. Herkes hayatından ve işinden o kadar memnundu ki…
     Kaya’dan ilk öpücüğün tadını hastalıktan kurtulup kırlarda yerlere düşen sarı yapraklar arasında, yaptıkları bir kır gezintisi sırasında tatmıştı Nurhan…
     Mutlu yıllar bu gezinti ile başlayıp bir öpücükle alevlendi ve sonra da yıldırım bir evlilikle başladı, amma pek uzun sürmedi.
     Kaya bir gün ortalardan kayboluverdi ansızın…
     Yakındaki kasabaya gelen tiyatro topluluğundan, daha doğrusu bir çadır kumpanyasından aşüfte bir kadınla her şeyi, hatta beklemekte oldukları bir yolcuyu dahi yüzüstü bırakıp gidivermişti.
     Mutlu günlerinde, eşinin kolları arasında ona söylediği gibi arkasından sadece “Koca budala” demekle yetinmişti Nurhan…
     Şimdi kapıya dayanmış, hâlâ kendisini süzmekte olan, Kaya’nın kolları arasına yıllar sonra, o eski heyecan, o eski şefkat ve sevgi ile atılırken, “Gel… Gel benim koca budalam… Oğlumuz Visal yaş günü pastasını kesmeden yetişelim. Zira bugün yedinci yaşını bitiriyor… Çabuk olalım,” diyerek gözlerinden iki sıra halinde boşanan yaşları, elinin tersi ile silip, onu yukarı kata çıkan merdivenlere doğru adeta sürüklüyordu Nurhan…
     Bu sırada yukarıdaki salondan akseden neşeli çocuk kahkahaları ile birlikte, yan taraftaki, perdeleri kapatıp loşluğa gömülen bir odadan buralara kadar süzülüp gelen içli bir şarkının nağmeleri duyuluyordu.

Düşen bir yaprak görürsen beni hatırla demiştin
Biliyorsun seni ben sonbaharda sevmiştim
Her sonbahar rüzgârında sarı sarı yapraklar
Kuru dallar arasında sen gelirsin aklıma 

Rüzgârla düşen yapraklar daima senin hayalin
Yine bir sonbaharda geleceksin sen bana
Her sonbahar rüzgârında sarı sarı yapraklar
Kuru dallar arasında sen gelirsin aklıma 

Beste: Yıldırım Gürses
Güfte: Erhan Yurdaer
Makam: Muhayyerkürdî
Usûl: Sofyan
Form: Şarkı

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz