Tarih Adım Adım Yazıldı-44. 1. Kitabın Genel Değerlendirmesi

T

a) Afrika:
                Afrika, dört yüzyıllık Roma egemenliğinden sonra barbar istilasına uğramış, Vandallar, Galya ve İspanya’yı yakıp yıkarak Cebelitarık Boğazı’nı geçmişti. Roma, Vandalları bozguna uğratarak eski eyaletinin stratejik noktalarını yeniden işgal etti (533). Roma’ya ilk ciddi rakip, İslam akıncı güçlerinden doğacaktı.
                Hazreti Muhammed’in ölümünden sonra Araplar, önce Mısır’ı, sonra Trablus’u ele geçirdiler (632). Fethin ilk önemli sonucu, yerli halkın Müslümanlığı kabul etmesi oldu.
                Dini bir hareket, Mısır’da Fatımîler’in başa geçmesine yol açtı ve Arap gücü Fatımîlerle yeni bir hız kazandı. Fatımîler, XI’inci yüzyılda Trablus’u ve Berberiler’i de hâkimiyet sınırları içine aldı.
                XI’inci yüzyıl sonunda, kuzey Afrika’daki Murabıtlar, Fas’taki bütün kabileleri birleştirip örgütlediler.
                XIII’üncü yüzyılda İspanya, Arap boyunduruğundan kurtuldu. Kuzey Afrika; Tunus, Fas gibi bağımsız krallıklara bölündü.
                XVI’ncı yüzyılda Fas, ilk kez bir merkezi yönetim çekirdeği kurarak gerçek devlet kavramını kabullenen Kuzey Afrika’nın tek devleti oldu. Tunus ve Tlemsen karışıklık içindeydi; Mısır bağımsız olmasına rağmen mezhep kavgalarıyla bölünmüş bir durumdaydı. Bu nedenle uzun bir direnmeden sonra Türk baskısına boyun eğdi (1517) ve Kanuni Sultan Süleyman’ın orduları Fas sınırlarına kadar geldi. Fas dışında bütün Kuzey Afrika’nın kaderi Osmanlı İmparatorluğu’na bağlandı.
                Osmanlı fetihlerinden sonra Fas, Afrika’daki tek siyasi birlik olsa da, hiçbir zaman yalnız kalmayacaktı.
b) Kore ve Japonya:
                Çin’de olduğu gibi, Kore ve Japonya’nın da tarih öncesi kökenleri, efsanelerle karışmıştır. Gerçekte Kore tarihi M.Ö.1200 yıllarında başladı. Çang sülalesinden bir Çinli prens Kore’ye geldi ve orada devlet kurdu; Çin kültürünü ve yasalarını da beraberinde bu yeni ülkeye getirdi.
                Çin ve Japon egemenliğinden sonra ülkede üç krallık kuruldu.
                Milattan sonra X’uncu yüzyılda, krallıklardan birinin hükümdarı Kaoli, öteki iki krallığı yönetimi altına almayı başardı. Hükümdarlığı, Çin İmparatoru tarafından da tanındı ve kurulan krallık, Çin himayesini kabul etti. Kaoli sülalesi, Moğollar Çin’e hâkim olduğu sürece yaşadı. XIV’üncü yüzyıl sonunda Kaoli sülalesi de sona erdi. Li-Tajo sülalesi Kore tahtına oturdu. Bu sülale, XX’nci yüzyıla kadar ülkeyi yönetecekti.
                Doğu Hint adalarından, çok eski zamanlarda, Japonya’ya ulaşmış olan Malezyalılar, orada Koreli, Çinli ve Polinezyalılar ile karışmışlardı. Bunlar Japonlar’ın kökenini oluşturdular.
                Japon tarihinin ve kültürünün oluşumu ve gelişmesi, M.S.100 yıllarında başladı ve geniş ölçüde Çin uygarlığının etkisinde kaldı. 461’de de Çin yazısının, ardından Buda dininin Japonya’ya girişi yeni döneme başlangıç oldu.
                Günün birinde, Japon sanat ve düşüncesine Japonya’ya has özellikleri getiren Japon millî dini Şintoizm bütün gücüyle ülkeyi etkisi altına aldı.
                Milattan sonra X’uncu yüzyılda, Japonya, tam bir feodal düzene geçmişti. Samuray adlı ünlü savaşçı prensler, küçük krallıklar kurdular.
                XII’nci yüzyılda, derebeylerini iki ayrı konfederasyon halinde bir araya getirmeyi başardılar ve bu konfederasyonlar, imparator ailesinden birkaç kişiden oluşan bir kurulun denetimine verildi.
                Devletin yönetimi, bir çeşit askeri himaye rejimi biçiminde, çoğu yeteneksiz ve güçsüz olan bu şogunların elinde kaldı.
                Japonya, tümüyle kendi içine kapandı. Ülke, ancak Ortaçağ’ın sonunda, liberalizme doğru yönelerek, dış dünya ile gerekli ilişkileri kurabilecekti.
c) Keşifler öncesi Amerika:
                Amerika halklarının kökeni bugün de kesinlikle bilinmiyor. Bazı etnograflar onları Asya’ya, bazıları da Okyanusya’ya bağlıyorlar. Amerika’nın tarih sahnesine girişi, İsa’nın doğum yıllarına rastlar. Bu tarihten önce kıta, başlıca merkezleri Meksika’da ve Peru’da olan üç uygarlığa sahne olmuştur. Meksika uygarlıkları grubuna Mayalar ve Aztekler girer; Peru grubunda ise İnkalar yer alır.
                Kökenleri, Orta Amerika’nın yüksek yaylalarına dayanan Mayalar, uygarlıklarını belki de üç bin yıllık bir dönem süresince kurdular. Mayalar’ın uygarlığı M.Ö.VIII ve VII’nci yüzyıllarda en yüksek düzeyine ulaştı.
                Nedenleri hemen hiç bilinmeyen bazı olaylar, bu parlak uygarlığa son verdi. Mayalar’ın çökmeye yüz tuttuğu ve artık bir varlık gösteremedikleri (XIII’üncü yüzyıl) dönemde, bugünkü Amerika Birleşik Devletleri’nin güneyinden gelen göçebeler, Mexico vadisinde barışçı bir düzen içinde çiftçilikle uğraşıyorlardı. Bu yeni gelenler, yüz yıl sonra Aztek İmparatorluğu’nu kurdular. İspanyol fetihleri toplumun bir kesiminin aristokrat düzene geçişini kolaylaştırdı. İspanyol kralları, askeri ve dini yetkileri ellerinde topladılar; ülkenin iktisadi hayatını geliştirdiler ve akılcı bir adalet örgütü kurdular.
                Orta Amerika, art arda Maya ve Aztekler’in hâkimiyetine girerken, Güney Amerika’da Peru, Bolivya ve Şili sınırlarında da yeni bir uygarlık doğuyordu. Bu uygarlığın sahibi olan İnkalar, X’uncu yüzyıldan itibaren düzenli bir şekilde Peru ve Bolivya’nın fethini gerçekleştirdiler. Savaşçı bir toplum olan İnkalar, hâkimiyetleri altına aldıkları ve çağdaşları olan halklardan, benzerine hiçbir yerde rastlanmayan siyasi bir örgütlenme biçimi ve sosyo-ekonomik anlayışlarıyla ayrılıyordu.
                İnkalar, sivil hayatlarında da askeri hayatta kullandıkları ilkeleri uyguluyorlardı: Hiyerarşi, disiplin, görev ve titiz bir iş dağılımı. İspanyol ve Portekiz fetihlerinin başladığı dönemde, Orta ve Güney Amerika, güçlü ve kendine özgü bir uygarlığı doğuracak bütün olanaklara sahipti. Avrupa’nın sömürgeleştirme yöntemleri bu uygarlığı hemen hemen sıfıra indirdi.
d) Büyük keşiflerden önce:
                Kavim göçleriyle başlayan yeni yerler arama girişimi tarih boyunca hep sürdü. Akdeniz’in keşfine Giritliler başladı. Fenikeliler, Baltık Denizi’ne kadar çok geniş bir alana ulaştılar (M.Ö.1000). Kartacalılar Afrika’da Gine sahillerine kadar indiler. İskender’in fetihleri doğu ile batı arasında kültür ve ticaret ilişkilerini başlattı. Bu ilişkiler Roma döneminde daha belirgin duruma geldi.
                XII’nci yüzyıldan beri Avrupa’nın Asya ile olan ticareti Venedik ile Cenevo (Ceneviz) tarafından tekele alınmıştı. Genellikle iki yol izleniyordu. Biri “İpek Yolu” adı verilen karayolu ki bu yol, Orta Asya üzerinden Karadeniz ve Suriye’yi Çin’e ulaştırıyordu. Cenova, uzun bir süre bu yolun bütün trafiğini elinde tutmayı başardı.
                Diğeri “Baharat Yolu” adı verilen deniz yoluydu; Çin limanları ve Seylan’dan başlayarak Kızıldanız’e, oradan da İskenderiye’ye varıyordu.
                1381’den sonra, Venedikliler, ticaret sömürgelerini de ele geçirince, Doğu ile yapılan bu kârlı ticareti de tekellerine aldılar. Osmanlı Türkleri ile de anlaşarak, Hindistan ve Çin ürünlerinin ulaştığı Suriye limanlarına yapılan her türlü ulaştırmanın tekelini ellerinde tutuyorlardı.
                XIII’üncü yüzyılda, Papa IV. Innocent (1246) ve IX’uncu Louis (1253) tarafından Karakurum’a yollanan elçiler; daha sonra da Marco Polo’nun (1271-1291) ünlü gezisini anlatan “Harikalar Kitabı” genellikle Hindistan, Çin ve bölge ülkelerinin zenginliğini Avrupalılar’a öyle anlattılar ki, bu ülkelere duyulan ilgi büyük bir hızla alevlendi.
                Bu arada Avrupa’da Germen dünyası ve İngiltere tanındı. İzlanda IX’uncu yüzyılda, Groenland X’uncu yüzyılda keşfedildi. Misyonerler henüz tanınmaya başlamış ülkelerle daha fazla ilgilenmeye başladı.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi