Ayasofya’nın Mucizeleri (3)

A

     Bazı hastaların Ayasofya’nın içinde, büyük salonun ortasındaki kuyudan su içip şifa arama geleneği, cami müze haline getirilene kadar sürdü. Kuyunun üzerinde yaklaşık 50 santim çapında, demir bir kapak var. 7 metrelik bir çubuk sarkıtıldığında dibine ulaşılamıyor. Su hâlâ mevcut, tadı tatlımsı ve mineralli.
     Bu suyun ne tür bir bileşim taşıdığının incelenmesi gerekir. Yüzyıllardır orada durduğuna göre acaba bozulmuş mudur? Sonra niçin kalp hastalığına iyi geliyor? Bu da düşündürüyor. Yoksa suyun bir özelliği mi var? Bu soruların cevaplarını yetkili kurumların araştırmalarına bırakıyoruz.
     Eskiden bilim dünyası çikolatanın içinde bulunan bir maddenin hormonal etki yaptığını açıklamıştı. Ama bu etki özellikle, aşk yüzünden kalbi kırılanların üzerinde etkili oluyormuş. Demek ki bu madde, beyinde aşırı üzüntü yaratan merkezi etkiliyor. Ayasofya’daki kuyunun şifalı suyunun da böyle bir özelliği neden olmasın diyelim ve başka bir konuya geçelim.
     Ayasofya’nın orta kıble kapısı üzerinde bir tabut var. Sarı pirinçten yapılmış bu tabutta Kraliçe Sofia yatıyor. Yalnız bir tehlike var: “Bu tabuta sakın dokunmayın” uyarısında bulunuluyor. Çünkü tabuta el sürülürse, büyük bir gürültü başlıyor ve tüm yapı sallanıyor.
     Kubbenin dört tarafında birer melek resmi var. Bunlar; Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail. Bu melekler kanatlarını açmış bir biçimde çizilmişler. İnanca göre Azrail, imparatorların ölümlerini, Mikail düşman saldırılarını, Cebrail ve İsrafil ise olacak olayları haber veriyor.
     İnananlar, tabut ile bu melekler arasında bir ilişki kuruyorlar. Tabutun koruyuculuğunu da üstlenen melekler, ona dokunulmasına izin vermiyorlarmış.
     Ayasofya’nın güney tarafında, ufak ve dar bir koridorun ucunda örülmüş bir kapı var. Buna “Açılmaz Kapı” deniyor. Anlatılanlara göre, Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’a girdiğinde, Rum Ortodoks Patriği yanındakilerle bu kapının önünde dua ediyorlarmış.
     Osmanlı askerleri kiliseye girince, Patrik bu kapıdan kaçıp kaybolmuş ve kapı bir daha açılmamış. Her paskalya yortusunda, bu kapının önünde kırmızı yumurta kabukları ortaya çıkarmış. Bir de “Kapanmaz Kapı” miti var. Fetih günü Fatih’in askerlerinden biri bu kapıya öyle bir vuruş vurmuş ki, kapı yere gömülmüş ve bir daha asla açılmamış.
     Binanın güneydoğusundaki kubbeyi tutan fil ayağının bir yüzünde, 6 metre yükseklikte ele benzeyen bir iz var. Kuşaktan kuşağa anlatılanlara göre, fetih günü, Fatih Sultan Mehmet’in atı ürkmüş. Sultan eliyle bu kemere tutunmuş. Atı ise sütunun kaidesini zedelemiş. Buraya kadar bir şey yok. Ama pençe izinin yerden 6 metre yükseklikte olduğu ve bu yüksekliğe hiçbir atın erişemeyeceği düşünülürse, olayın esrarı bir anda ortaya çıkıveriyor.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz