Bir Su Gibi Akıp da Yıllar Ne Çabuk Geçti

B

     Bulunduğumuz noktaya bir hayli uzakta olmasına rağmen, kendi kendine öylesine yüksek sesle konuşuyordu ki, söylediklerini, anlattıklarını duymamak mümkün değildi.
     Bir su gibi akıp ne de çabuk geçti yıllar… Vefasız, zalim yıllar…
     Dışarıda incecikten bir yağmur yağarken, odanın buğulanan pencere camları üzerinde küçücük parmaklarımla garip garip şekiller çizdiğim, çocukluk yıllarımı hatırlıyorum. Mahalle çocukları ile yokuştan akan sel suları önüne kiremit parçaları ve çamurlarla setler yapıp, meydana getirdiğimiz küçücük havuzlarda çıplak ayaklarla dolaşmalarımızı, buralarda sözde değirmenler yaptığımızı düşünüyorum. Sonra da tahsil hayatımı, gençlik yıllarımı, kaybettiğim o yılları arıyorum.
     Haydi Tayfur… Ne duruyorsun? Bak, şu karşı kaldırımdan bu tarafa doğru gelen kızı görüyor musun? Hiç durma… Aşağıya inerek hemen takıl peşine onun. İmkânı mı var? Sana hayır diyebilir mi? Sana sert surat gösterebilir mi hiç? Sen şu yıllara kadar, seni reddeden herhangi bir kız gördün mü? Niye korkuyorsun öyleyse?
     Niye düşündün Tayfur? Seni, yerinde öyle zınk diye durduran şey nedir? Sen plajda soyunduğun zaman, değil etraftaki dişi varlıklar, erkekler bile seni gıpta ile seyrederlerdi. Atletizm müsabakalarında ipi göğüslerken, hanım seyircilerden yüreklerinden garip birtakım kıpırtılar, sancılar hissetmeyen olur muydu? Senin için kavga eden, birbirleri ile bozuşan nice kızlar olduğunu hatırlıyorsun herhalde? O günlere, bir su gibi akıp geçen yıllara ne oldu? O gün ve vefasız yıllar, senden neleri alıp götürdüler bir daha geri vermemecesine?
     Ne duruyorsun? Haydi… Şansını bugün de denesene…
     Dostluğun güvenilir cinstendi. Yapamayacağın şeyleri vaat etmezdin. Maddi ve manevi her türlü yardım için, her yöne el uzatırdın. Dinamo gibi bitmez tükenmez bir enerji kaynağı idin. Her tarafta sen vardın. Her tarafa koşar, her derde yetişirdin.
     Merdivenlerin basamaklarını çifter çifter atlamak, dairene öyle çıkmak senin için bir zevkti. Yüzünde daima yumuşak, güleç, tatlı hatlar bulunurdu. Pürüzsüz parlak bir cildin vardı. Yakışıklılığın için, “İşte erkek dediğin böyle olmalı” derlerdi.
     Sevdiklerin ve sevenlerin çoktu. Gecelerinin çoğu dost ve arkadaş meclislerinde geçerdi. Kız arkadaşlarınla, hanımlarla olan ilişkilerin dilden dile dolaşırdı.
     İşte, o günleri, o yılları düşünüyorum şimdi…
     Ve sana şimdi emir veriyorum Tayfur… Yine koş o günkü gibi… Yine o günkü gibi, söylediğin gibi en güzel sözleri söyle, o günkü giydiklerini giy yine… Bakalım sana o günkü gibi yakışacaklar mı? Daha ilk tanışmada sana adresini veren, hem evinin hem gönlünün kapısını açan Râna’yı düşün… Haydi, hiç durma koş… Koş bakalım… Bugün elde edebilecek misin?
     Bakıyorum, titremeye başlayan parmak uçlarını buğulu camlar yerine, kırış kırış olmaya başlamış yüzünde gezdiriyorsun. Gözlerin dalıyor ve dolu dolu oluyorlar. Şu karşı duvarda, tam karşında duran kocaman kristal aynada gördüğün şu görüntü sen değil misin?
     O, yıllar yılı dost bildiğin aynalar da mı sana ihanet ettiler?
     O, maziye akıp geçen yılları, tatlı anıları zaman zaman hatırlayıp, haline şükrederek ve akrep ile yelkovanın daha bir çok yılları öğütüp yok etmesine seyirci kalarak, kendini bu akıbete hazırlamak galiba artık son çare, tek çıkar yol olacak…
     Korkulu bir rüyadan uyanır gibi, garip garip bir silkinme ile yerinden doğrulup kalkan Tayfur yanımızdan uzaklaşırken, oldukça güzel sesi ile söylediği bir şarkının anlamlı mısraları ve tatlı melodileriyle bu sefer bizler bir hayal âlemine doğru sürükleniyoruz…

Bir su gibi akıp da yıllar ne çabuk geçti
Anlamadık baharı yaz hazana erişti
O güzel sevgililer bir hayal oldu şimdi
Dost aynalar darıldı yârla ağyar değişti
Anlamadık baharı yaz hazana erişti.

Beste: Sabri Süha Ansen
Güfte: Necip Artan
Makam: Uşşak
Usûl: ?
Form: Şarkı

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz