Don Kişot (2)

D

     İkinci Bölüm-(Don Kişot  Şatodan Ayrılıyor)
     Don Kişot başındaki macera rüyasını yaşamak için güzel bir gecede, tatlı bir ay ışığı altında şatosundan ayrılıyordu.
     Sabahın ikisine doğru onun yatağından kalktığını ne yeğeni, ne de hizmetçisi işitti. Silâhları ile kalkanını bir kere daha silip parlatmış, sonra zırhını giyerek en küçük bir gürültü yapmadan odasından çıkmıştı. Ahırda atını eyerledi. Hayvancık hayretler içindeydi. Ne oluyoruz? Ortalık daha karanlıkken, ahır rahat, samanlar ılık ve yumuşakken şatodan çıkmak niçin? Efendim acaba çıldırdı mı? Şan ve şerefin yakın bir yol dönemecinde kendisini beklediğini bir ata nasıl anlatabilirsiniz? Don Kişot bunu ona söylemeye çalıştı fakat Rossinante hiçbir şey anlamadı. Şövalye atını dizgininden çekerek bahçe kapısından çıkardığı ve kır yolunu tuttuğu zaman güneş doğmak üzere idi. Don Kişot süratle şatodan uzaklaştı ve hatta gayretli atını tırısa kaldırmaya uğraştı. Zırhı, miğferi ve silâhları onu bir parça rahatsız ediyordu fakat bunlar o kadar ufak tefek şeylerdi ki, şan ve şeref yolunu tutmuş bir şövalye bir saniye bile üzerinde duramazdı.
     Şövalye mi? Birden bire uyanan bir fikir, kahramanımızın bozulmuş beynini bir kat daha alt üst etti. O henüz şövalye sayılamazdı. Gerçi asil bir derebeyi ailesinin çocuğu idi fakat yapacağı savaşlar için hiç değilse bir barondan el almış, ilk defa onun eli ile silâh kuşanmış olması lazımdı. Ortaçağ romancılarından bazılarının fetvalarına göre Don Kişot’un savaş kabul etmeye şimdilik hakkı yoktu. Demek ki başındaki güzel rüya birdenbire yıkılıyordu.
     Don Kişot büyük bir üzüntü içindeydi. Vakit geçirmeden bu töreni yapacak, kendisini Şövalye rütbesine yükseltecek halis kan bir duka bulmak lâzımdı. Fakat böylesini nerede bulmalı? Bu büyük insanlar rastgele sokak ortalarında dolaşmazlar. Kitaplar onların dağ tepelerinde kaleli, kuleli şatolarda ömürlerini geçirdiklerini yazmıyorlar mı?
     Don Kişot atının üstünde sallana sallana gidiyor, büyük bir hüzün ve ümitsizlik içinde bu derde bir çare arıyordu. Sonra yolunun üzerinde nasıl olsa bir asilzadeye rastlayacağıma ve onu kendisine silâh kuşatmaya razı edeceğine kanaat getirdi.
     Böylece bütün gün, derin düşüncelere dalmış olarak hep aynı istikamete doğru atını sürdü ve başına, burada anlatılmaya değecek hiçbir şey gelmedi. Böyle uzun zaman dağda kırda yol yürümeye alışmamış olan Rossinante ara sıra ahırına doğru dümen kırmaya çalışıyor fakat her seferinde Don Kişot onu sert bir hareketle yola getiriyor ve ileriye sürüyordu.
     Akşama doğru kahramanımız uzakta oldukça güzel manzaralı bir bina gördü ve atını durdurarak uzun uzun seyretmeye başladı. Başkaları için bunda hiç de şaşılacak bir şey yoktu. Yol kenarındaki bu bina alelade handan başka bir şey değildi fakat Don Kişot için!
     Acaba istihkâmlı bir şato mu? Kalın duvarlı bir alınmaz kale mi? Don Kişot için ne olabilirdi bu? Hiç şüphe yok ki bir dukanın karargâhı. Bu fikir kafasına o kadar kuvvetle saplandı ki bu yerin kumandanı eliyle kendine silâhı kuşattırmayı kurdu ve Rossinante’ı mahmuzladı.
     Büyük kahramanlık romanlarında yazılı olduğuna göre bir şövalye, bir şato civarında göründü mü gözcülerin bunu vakit geçmeden haber vermeleri usuldendir. Fakat çok gariptir ki Don Kişot binaya yaklaşırken duvarın üstünde in cin görünmüyor, nöbetçi kulesinin tepesinde boru çalınmıyordu.
     Kapının eşiğinde iki kız hava almaktaydı. Kahramanımız onlara doğru ilerledi. Bu cahil çocuklar şimdiye kadar bir gezici şövalyeye rastlamak şerefine erememiş olacaklardı. Bunlar hakikatte katırcılarla beraber Sevilla’ya giden ve geceyi geçirmek için hana inmiş olan iki köylü kızı idi. Bu tepeden tırnağa demir zırhlara bürünmüş, başı düşük kenarlı bir miğfer içinde kaybolmuş mızraklı adamı görünce ikisi de korktular. Bu adam acaba kendilerine bir kötülük mü yapacaktı?
     Don Kişot onlara gönül alıcı bir gülümseme ile bakıyordu. Onun gözünde bu han bir çeşit kale ve bu kızlar, akşamın serin havasını teneffüs eden asilzade matmazellerdi. Daha sonra binanın arkasında bir domuz çobanı, kahramanımızın hayalini tamamlamak ister gibi borusunu öttürmeye başladı. O bunu kırda oraya buraya dağılmış domuzlarını çağırmak için yapıyordu. Fakat Don Kişot, kale gözcülerinden biri kendi gelişini haber veriyor sandı.
     Hemen miğferinin siperini kaldırdı ve iki güzel kıza gülümsedi, sonra onlara daha fazla emniyet vermek için şunları söylemeyi münasip gördü:
— Değerli ve asîl matmazeller, iyi yürekli bir şövalyeden korkmayın. O size bir kötülük yapmak istemiyor. Düşmanlarınız varsa onlarla savaşmak ve hepsini birden yere sermek için sizin köleniz olmaya hazırdır.
     Böyle bir konuşma, bu iki köylü kızı için Çince gibi bir şeydi. Kahramanımızın yüzüne karşı bir kahkaha kopardılar ve han sahibine onu haber vermeye gittiler.
     Az sonra hancı kapıda göründü. Kurnaz bakışlı şişman bir adamdı. Hemencecik durumu kavradı ve nasıl bir insanla karşı karşıya bulunduğunu anladı. Aklını kaçırmış adamların pek damarına basılmayacağını biliyordu. Kahramanımızı yerden selâmlayarak sevimli bir gülümseme ile:
— Senyör şövalye, dedi. Burada kalmak arzusunda iseniz yataktan başka bir eksiğiniz olmayacak. Onun için bizi huzurunuzla şereflendirebilirsiniz.
     Bu lisan Don Kişot’un pek hoşuna gitti. Hancının büyük nezaketine teşekkür için onu mızrağı ile selâmladı:
— Asil şato sahibi! Yatağın yorganın ne ehemmiyeti var! Bir gezici şövalye rahat bir yatağa para verecek adam değildir. Benim kadar iyi bilirsiniz ki, bir şövalye ancak savaş için yaşar.
     Hancı tekrar selâm vererek:
— O halde ayağınızı yere basmak lütfundan mahrum etmeyin bizi, dedi.
     Şişman adam sıkı bir el ile atın üzengisini tutarak Don Kişot’un yere inmesine yardım etti. Zavallı Rossinante’ın yorgunluktan canı çıkmıştı. Bütün gün güneş altında yürümekten harap olmuş, ayakları üstünde durmaya takati kalmamıştı. Don Kişot ona çok iyi bakılmasını sayın şato sahibinden rica etti: öteki de hayvanının iki para etmeyeceğini anlamış olmakla beraber bu emri yerine getireceğini tantanalı kelimelerle vadetti. Don Kişot gününden çok memnundu. Henüz şövalye olamadığım zihninden çıkarabilseydi, daha da memnun olacaktı…

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi