Yaren Sohbetleri (2)

Y

     Off.. Off…
     Ne imparatorlar, krallar, sultanlar, ne başkanlar gördü bu dünya. Kimi mumyalandı, kimi yakılıp külleri savruldu, kimi kefenlendi. Neticede hepsi göçtü gitti bu dünyadan. Kalanlar da sırasını bekliyor…
     Hayatımız bir hikâye gibi değil mi? Bir varmış bir yokmuş, diye başlıyor, bitiyor…
     Milletimiz yorgun, bitkin, bezgin ve umutsuz. Yalancı cennetler vadedenler çoğalıyor ve çalıyor tüm zamanlarımızı. Tutunduğumuz dallar kırılıyor. Bazılarımız kendilerince arzularına ulaşmış, bazılarımız ise hayatı hep ıskalamış. Kimi talihine küsmüş, kimi keçe taşlamış. Ama ne mutluluğun ne de mutsuzluğun ilanihayesi yok! Hayat yolu, karayolları gibidir; bazen yokuş, bazen iniş, bazen de dümdüz. İnsan, yaradılışı gereği çok ağlar, az güler, vadesi gelen gider. Atalar ne güzel söylemiş: Mahkeme kadıya mülk değil, diye…
     Efendim… Ne anlatacaktım…
     Adamın biri inek satar, geçimini temin edermiş. Bir gün köyden aldığı bir ineği, yakın bir arkadaşına satmış. Adam birkaç gün sonra ineğin kör olduğunu fark etmiş ve arkadaşına; “Bana sattığın ineğin gözü kör!” deyince, adam sinirlenmiş:
     “İnek ot yiyor mu? Yiyor! Su içiyor mu? İçiyor! Süt veriyor mu? Veriyor! Ne yapacaksın görüp görmediğini, gazete mi okutacaksın ineğe?”
     İki gözü olup da gazete okuyan kaç kişi çıkar acaba çevrenizde? Hani, biri birine öyle bir bakar ki, beriki dayanamaz, “Yahu bana öyle bakma, kendimi tren gibi hissediyorum,” der ya. Aman siz siz olun, ne bakanlardan ne de bakılanlardan olun… Bakın bu konuda aklıma ne geldi…
     İki kurbağa derin bir su kuyusuna düşer. Seslerine diğer kurbağalar koşar, fakat çukur çok derindir. İki kurbağa da çukurun yarısına kadar sıçrayabilmektedir ancak. Diğer kurbağalar; “Çukur çok derin, kaderinize razı olun!” deyince, kurbağanın biri çukurun bir köşesine sinip ölümü beklemeye başlar. Diğer kurbağa ise söylenenlere hiç aldırmaz, sıçramaya devam eder ve nihayetinde de o derin kuyudan çıkmayı başarır. Zira bu kurbağa sağırdır!
     Neymiş efendim? Bazen sağırlık çok işe yarayabiliyormuş… Siz de sağır olmayı deneyin bakalım ne olacak? Yalancıların, bol keseden atanların, söz verip tutmayanların, halkına samimi olmayanların sözlerine kulaklarınızı bir tıkayın bakalım… Ama bu arada gözünüzün açık olmasına da dikkat edin… Ne kadar işe yaradığını göreceksiniz…
     Kurt yaşlanmış, kocamış. Dağlar kış kıyamet, tek lokma bile bulamıyor. Ne yapsın, inmiş kasabaya, çerden çöpten bakınmaya başlamış. Birkaç saat sonra arkasına bakmış ki, kasabanın bütün köpekleri sürü halinde arkasından koşturuyor. Yaşlı kurt can havliyle kendini ormana zor atmış. Köpekler de diğer kurtları görünce takipten vazgeçip geri dönmüşler.
     Koca kurt, başına gelenleri arkadaşlarına anlatırken birden ağlamaya başlamış. Diğer kurtlar; “Ağlama, ne var bunda ağlanacak? Canını kurtardın ya sen ona bak!” demişler. Yaşlı kurt; “Korktuğumdan değil yahu, camcının itine sinirlendim, ona ağlıyorum,” demiş. Kurtlar; “Anlayamadık?” demişler. Yaşlı kurt açıklamış: “Peşimde kasabın, bakkalın, fırıncının itleri vardı ama camcının iti de aralarındaydı. Bugüne kadar bakkaldan, kasaptan, fırıncıdan sebeplendik ama camcıyla benim ne işim oldu da onun iti de peşime takıldı?”
     Şimdilik esen kalın…

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz