Bacak mı Dayanır?

B

     Geçti artık o günler! Bitti, paydos! Yufka yüreklilik yok bundan böyle, acıma duygusunu söküp attım yüreğimden! Daha dün, akşamın altısına değin, bütün insanları seviyordum; her şey bitti bugün, geçti o günler! Eskidenmiş… Neden mi? İnsanların iyilik bilmezliklerinden! İnsanlara olan sevgimden ötürü dün başım derde girdi, evet, evet sevgimden ötürü! Ah kardeş, hiç belli olmaz, bakarsın yarın kendimi Halk Yargıcı’nın önünde bulurum.
     Dedim ya, geçti artık o günler… O yufka yüreğim, taş kesildi artık. Bundan böyle kimse iyilik beklemesin benden.
     Bak anlatayım kardeşim: Dün akşam gezmeye çıkmıştım gene. Dolaşırken, bir küme insan ilişti gözüme; bir de inilti çarptı kulağıma. Adamın biri de ellerini, kollarını sallayarak bir şeyler anlatmaya çabalıyordu. Çaktım hemen: Kötü bir şey olmuş besbelli! Durur muyum? Seğirttim, sorup soruşturdum. Meğer yoldaşın biri, bacağını kırmış! Kalıp gibi yatıyormuş yerde, yürüyemiyormuş! “Kırdıysa, yürüyemez elbet!” dedim. Adamları şöyle ikiye yardım ve sokuldum olay yerine. Gerçekten de yığılıp kalmış yoldaşçık. Yüzü solgun, bir sıkımlık canı olan zavallı bir yaratık… Uzun pantolonunun içindeki bacağı görünmüyor ama kırılmış işte! Öyle upuzun yatmış, başını da kaldırıma dayamış. Yürek dayanır mı kardeş? “N’apim,” dedi adamcağız. “Yerler öylesine kayıyor ki, düşüverdim işte. Buz tutmuş bu kaygan yerlere bacak mı dayanır?”
     Dedim ya, yufkadır yüreğim; göz göre göre ayazda ölsün mü adamcağız? “Vah kardeşim,” dedim. Hem söz aramızda, belli olmaz, bakarsın Sovyetlerin bir üyesidir, yalan mı? Bir şeyler yapmalı, diye düşündüm, koştum telefon kulübesine, cankurtaran arabasını istedim.
     Dakikasında geldi cankurtaran arabası neme gerek. İçinden bembeyaz gömlekli tam dört doktor çıktı. Kalabalığı yarıp vardılar yerde kalıp gibi yatan adamın yanına. Sedyeye koyacaklar yoldaşı… Tuhaf şey, adam istemez, debelenir, sağlam bacağını savurur habire, yaklaştırmaz doktorları yanına. “Defolun başımdan, şeytan görsün yüzünüzü, gidin, istemiyorum, işim var benim, eve gideceğim,” diye bağırmaz mı? Ama sesinde de bir ağlamaklı durum var ki sorma. Kendi kendime, “Vah, vah,” dedim. “Aklını kaçırdı, yoksa böyle davranır mı?”
     Sonra birden ortalık karıştı. Kim? dediler. Nerde o? Adımın çağırıldığını işittim, vardım yanlarına. “Hey amca,” dedi dördü birden. “Cankurtaran arabasını sen mi çağırdın?
     “Evet, ben çağırdım,” dedim. “Tamam,” dediler. “Baltalama hareketi ha? Cankurtaranı boşu boşuna çağırmaktan ötürü okkanın altına gireceksin!” Kızdım, “Neden boşu boşuna oluyormuş?” dedim. “Yoldaşın bacağı kırılmış, görmüyor musunuz?” “Yoldaşın bacağı takma,” dediler. “Takma bacağı kırılmış!”
     Adımı, sanımı, adresimi bir kâğıda yazdılar, geldikleri gibi pır deyip basıp gittiler.
     Ne buyurulur? Haksız mıyım şimdi ben? Başıma bu geldikten sonra, acır mıyım artık insanlara? Gözümün önünde adam öldürseler gık demem, çevirip başımı bakmam bile, vız gelir artık. Öyle ya, ne bilirim? Belki de öldürmüyorlardır, belki de oyundur. Belki de film çeviriyorlardır…

(Rus Öyküsü–Yazan: Mikhail Mikhailoviç Zoşçenko–Çeviren: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi