Dünya Buradan İdare Edilirdi-Topkapı Sarayı

D

     Topkapı Sarayı, içinde yüzlerce harikaların saklandığı muhteşem bir eserdir. Topkapı’da saray değil, saraylar vardır… Her sarayda eşsiz bir hazine, yüzlerce harika sanat eseri vardır… Orada yalnız okunan değil, görülen, hissedilen, ziyaretçinin de yaşadığı bir tarih var. Bugün müze olan Topkapı sarayları, bir bütün olarak ele alındığı zaman, yeryüzünde ondan daha muhteşem, daha zengin, daha ince ve güzel eser az görülür. Avrupa’nın en ünlü sarayları Topkapı Sarayı yanında sönük kalır.
     Fakat Topkapı saraylarının niçin bütün Avrupa saraylarından daha güzel ve üstün olduğunu anlayabilmek için Türk yapı zevkini, Türk’ün tabiata, tabiat güzelliğine duyduğu aşkı, açıklığa, genişliğe, sonsuzluğa eğilimini bilmek gerek. Ayrıca onun hem yapı hem muhteva olarak özelliğini, neleri muhafaza ettiğini görmek gerek.
     Türk için heybetli olan, aynı zamanda sade, zarif ve tabiata uygun olmalıdır. Canlı gibi durmalıdır. Aksi halde o heybet kusurludur. Onun içindir ki Sultanahmet, Selimiye, Süleymaniye camileri hem dağlar kadar heybetli, hem sütun kadar zarif ve hafiftir. İçlerindeki çiniler tabiatın yeşilini, suyun ve gökyüzünün mavisini, çiçeklerin sonsuz renklerini yansıtır.
     Eski Türkler, “Dünya bizim çadırımız, gökyüzü de bu çadırın kubbesidir,” derlerdi. Yüzyıllar, binyıllar sonra vatan topraklarına sınır çizilip üzerinde ulu yapılar, mabetler kurmaya başladığı zaman, engin tabiatı ve onun güzelliğini dışarıda bırakıp, heybetli, sağlam ama taş kuruluğunda bir yapıya kapanmaya razı olmadılar. Yapılarının içine tabiatı da soktular.
     Tabiat güzelliğinden, geniş ufuktan ayrılmamak duygusu Osmanlılarda da hâkimdi. Fatih Sultan Mehmet 1453’de İstanbul’u fethettiği zaman bir süre, Beyazıt’ta bugünkü İstanbul Üniversitesi’nin bulunduğu yerdeki sarayda kaldı. Fakat İstanbul’u gezip dolaştıkça, bugün Sarayburnu adını taşıyan ve zeytin ağaçlarıyla kaplı yarımadayı görüyor ve “Oturulacak yer işte burasıdır” diyordu. Burnun önünde kıvrım kıvrım Boğaz, sağında mavi Marmara, solunda altın bir boynuz gibi Haliç vardı. Kapanmayacak mavi ve yeşil bir ufuk çevreliyordu bu yarımadayı.
     Fatih, yeni sarayını işte buraya yaptırdı. Ayrı ayrı köşklerden, dairelerden, su setlerinin, havuz ve fıskiyelerin, rengârenk çiçekli bahçelerin oluşturduğu bir saray…
     Zamanla Fatih’ten sonraki hükümdarlar bu saraya ilaveler yaptılar. Yüzlerce dönümlük Sarayburnu yalnız padişahların ikametgâhı değil, devletin yönetim merkezi haline de geldi. Devlet işlerinin görüldüğü kubbe altında, tavana asılı duran küre biçimindeki avize, dünyayı sembolize ediyor ve oradan dünyaya hükmediliyordu.
     İmparatorluk büyüdükçe Topkapı sarayları da çoğaldı. Sarayda bulunanların sayısı arttı. Fatih devrinde saray mevcudu 750 kişi iken, Kanunî devrinde saraylıların sayısı 5000’i geçmişti.
     Bugün müze halinde bulunan Topkapı saray ve köşklerinde yüzlerce yıllık şanlı, ihtişamlı geçmişin belgeleri muhafaza edilmektedir.
     Topkapı Sarayı’nı oluşturan anıtlar manzumesinden bazılarını ve anıt müzelerin içindeki harikalarını gezmek, görmek, tarihi dokusu içinde yaşananları duyumsamak gerek…

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz