Elbet Bir Gün Buluşacağız

E

     “Doğrusu ya… Ben de kasabanın bu en güçlü kuvvetli, en yakışıklı delikanlısına… Eskiden Hamza ağabey dediğim gence âşık olmuştum. O eski günleri hasretle anıyorum şimdi…”
     Olamaz… Katiyen olamaz!
     Ortalıkta dolaşan dedikodular mutlaka yalan ya da yanlış olmalı. Hamza’nın böyle bir şey yapabileceğine bir türlü inanamıyorum. Buradan ayrılmadan önceki son geceyi beraber geçirdik. Sahildeki şu küçücük girintinin kayalıklı kısmında bana son defa her şeyi anlattı.
     Çok eski yıllardan… Çocukluğumuzdan başladı anlatmaya. Aramızda tam on bir yaş fark vardı. Benden büyük ve güçlü kuvvetli bir delikanlı idi. Kasabamız gençlerinin çoğu gibi o da ilkokuldan sonra okuyamamıştı. Ömer Reis’in yanına kapaklanmış ve geçimini tayfa olarak temin etmeye başlamıştı.
     Bin bir meşakkat ve tehlike ile her an burun buruna olmalarına rağmen çok neşeli insanlardı şu geçimlerini denizden sağlayanlar. Ben o zaman çocuk denecek yaşlarda idim…
     Ömer Reis, rahmetli babamın çok iyi arkadaşı idi. Çok iyi anlaşırlar, birbirlerine sonsuz itimat gösterirlerdi. Ömer Reis avdan döndüğünde, elde ettiği bütün mahsulü getirip babama teslim ederdi. Babam da onları ayıklar, temizler, sınıflandırır, bir kısmını seleler içinde şehirdeki balıkhaneye sev eder, diğer bir kısmını tuzlama ve işleme yapmak üzere başka kişilere devrederdi. Bizim ailenin geçimi de böylece sağlanırdı.
     O zamanlar deniz çok bereketli idi. Zamanla her şey değişti. Suları çekilen, kuruyan bir kör kuyu gibi deniz verimsiz oluyordu aradan yıllar geçip gittikçe. Önceleri motorlu motorsuz vasıtalarla kafileler halinde denize açılan avcılar, hemen her gece, bolluk ve bereket dolu vasıtalarıyla şarkılar türküler arasında sahile dönerlerdi.
     Kayıklardan, sığ denize atlayan tayfalar çıplak ayakları ile bellerine doladıkları çengelli ipleri aynı tempo ile çekerek balık dolu ağları sahile alırlarken, direklere asılı gemici fenerleri, küçük dalgacıklar arasında efsanevi güzellikte şekiller, pırıltılar meydana getirirdi.
     Hamza, Ömer Reis’in en güçlü kuvvetli, en işini bilir tayfasıydı. Ben onu, o zamanlardan tanırdım. Ta yanlarına kadar sokulurdum. Saçlarımı okşardı… Çok severdi beni Hamza… Aradan yıllar geçti, ben geliştim kocaman bir kız oldum. O daha bir olgunlaştı. Yanlarına eskisi gibi uğrayamaz oldum. Artık bir genç kızdım. O da benim saçlarımı okşayamaz, eskisi gibi beni gelişi güzel yerlerimden rastgele tutarak sıkıştıramaz, sevemez oldu…
     Böyle olmasına… Eskisi gibi sık sık buluşup konuşamamamıza rağmen birbirimizi çılgınlar gibi seviyorduk Hamza ile…
     Bunları bana son gece anlattı Hamza. Ben aralarından uzaklaştıktan sonra gözleri beni pek arar olmuştu. Benim de öyle ya…
     Doğrusu ben de, kasabanın bu en güçlü kuvvetli, en yakışıklı delikanlısına… Eskilerde Hamza ağabey dediğim gence sırılsıklam âşık olmuştum. O beni, senli-benli göğsünde bastırıp, sıkıp okşadığı… Sevdiği günler aklıma geldikçe içime ılık ılık bir şeyler doluyor, o eski günleri hasretle anıyordum.
     Nihayet ilerleyen gün ve aylar içerisinde fırsat buldukça buluşarak ya bir deniz kenarında ya bir gemi güvertesinde, istikbale ait planlar kurmaya başladık.
     Deniz sanki o eski deniz değildi artık…
     Ağlar hemen çoğu zaman boş çıkıyordu. İş kesatlığı başladı kasabada. Hamza da kısmetini, nafakasını başka illerde, başka diyarlarda aramaya karar vererek Almanya’ya çalışmaya gitti. Göç etti oralara…
     Orada birkaç yıl çalışıp, kendisine sermaye yapacak ve yurda dönecekti. Bütün umutlarımız buna bağlı idi.
     Son gece kumsalda hep bunları anlattı bana. Bana söz verdi, yeminler etti…
     Şimdi oralarda yerleşip kalacakmış diyorlar…
     Hayır… Bin kere hayır… Olamaz! Olamaz böyle bir şey! Hamza o eski günleri, birlikte olduğumuz günleri böyle birdenbire unutup gidemez. Saçlarımıza aklar da d6üşse, aradan yıllar da geçse, biz birbirimizi unutamayız. Yalan bütün bu söylenenler… Kimler ne derlerse desinler… Olamaz böyle bir şey!
     Son gece sabaha karşı birbirimizden son defa ayrılırken söylediği şarkının nağmeleri halen kulaklarımda yankılanıyor. Dinleyin bakın o şarkı ile Hamza bana nasıl sesleniyor…

Elbet bir gün buluşacağız
Bu böyle yarım kalmayacak
İkimizin de saçları ak
Öyle durup bakışacağız
Benim içimde yanar ateş var
Sevgilim ne zaman buluşacağız?

Beste: Mustafa Seyran
Güfte: Mustafa Seyran
Makam: Muhayyer Kürdî
Usûl: Semaî
Form: Şarkı

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz