Dişi Kedi

D

                                                         Sidonie-Gabrielle Colette
                28.1.1873 Saint-Sauveur –en-Puisaye, FRANSA – 3.8.1954 Paris, FRANSA

Romanın Özeti:
     Paris yakınındaki Neuilly’de, büyük bahçesi içinde bir köşk vardır. Burada Alain adında bir genç, annesi ve dişi kedisiyle birlikte oturmaktadır. Saha adlı kedi, bu evin gözbebeğidir: Bahçede ve evde sessiz sedasız, çekingen, fakat bir kraliçe edasıyla yaşamaktadır.
     Alain, Camille adında kızla nişanlıdır. Camille, Saha’yı sadece bir dişi kedi saymaktadır. Sahibinin bu kediye zaafı vardır şüphesiz; ama Camille’e göre nişanlısı Alain bu kediyi sanki tenis oyununu ya da sadık bir köpeği, yani hoş bir eğlenceyi sever gibi sevmektedir.
     Alain için ise sevgili kedisi Saha, bambaşka bir varlıktır. Bu insanla bu hayvan arasında, iki insan arasında olduğundan çok daha ince, çok daha esrarlı bir uygunluk, bir anlaşma vardır. Alain’e göre Saha, özellikle dikkate, itinaya muhtaçtır. Çünkü bir insan gibi savunma vasıtalarına sahip değildir. Aciz durumda oluşu, sahibine bazı sorumluluklar yüklemektedir.
     Alain, kedisi Saha’ya candan bağlıdır, onunla içli dışlıdır; fakat bu karşılıklı sevgiye rağmen, nişanlısı Camille’in kişiliğinde Saha’ya bir rakip görmeyi hiçbir zaman aklından geçirmemiştir. Ona göre bu “bambaşka bir şeydir” sadece.
     Nihayet Alain ve Camille evlenirler, bir apartmanın yedinci katına yerleşirler. O andan başlayarak da Camille ile dişi kedi Saha arasındaki rakiplik, çekememezlik boyuna uzayıp giderek, birtakım yankılar doğurarak gündelik hayatta yer etmeye başlar.
     Saha, bu yeni evde yerini yadırgamıştır. Sahibinin işi başından aşkındır. Camille ise kendisine yabancıdır. Bu yüzden zavallı kedicik üzülmeye, acı çekmeye başlar ama belli etmez. Evlendikten sonra Alain de pek o kadar mutlu değildir. Camille ise düpedüz kıskançlık duymaktadır. Hatta, bir kadını kıskanacağından daha fazla, bu kediyi kıskanmaktadır. Çünkü nihayet insan, bir kadınla eşit silâhlarla savaşabilir ve böyle bir kadın rakibin savunması, duygulu bir hayvan olan Saha’nınkine göre daha az ince olur.
     Şu da var ki, Camille ile olan rekabette Saha, korkunç bir silâha sahiptir: iki genç yeni evlenmişlerdir. Karakterleri, alışkanlıkları henüz birbirine uygun değildir. Saha ise böyle bir ortamda, gündelik hayatın hiçbir uygunsuzlukla bulamadığı eski kolay, rahat günlerin temsilcisi durumundadır.
     Camille, kocasına mutlak şekilde sahip olma fikrinin yarattığı dar görüş içinde, kendi haklarının bu dişi kedi tarafından gaspedildiğini hissetmektedir. Fakat rakibiyle herhangi bir ittifak kurmayı bir an aklından geçirmez. Ona göre, bir kedi, bir kedidir nihayet; sizi rahatsız eder, bu kadar önemsiz bir şey de rahatsızlık verince, insan onu ortadan kaldırdı mı, sorun kalmaz.
     İşte Camille böyle düşünerek kararını vermiştir. Huzurunu kaçıran, sevgisine ortak olan bu münasebetsiz kediyi yok edecektir. Bir gün, kocası evde yokken, genç kadınla dişi kedi arasında insanı çileden çıkaran uzun, sinsi bir mücadele başlar. Camille, kediyi yok etme işine bir kaza süsü vermek niyetindedir ama, buna elini bulaştırmak arzusunda değildir. Kedi ise tehlikenin etrafında dönüp dolaşmaktadır. Yüksek parmaklığın tepesinden aşar, üzerine çıkar, aşağısına iner. Fakat Camille’in beklediği kaza, bir türlü olup bitmez. Sonunda genç kadının sabrı tükenir, dişi kediyi boşluğa itiverir.
     Derken kocası Alain eve döner, kucağında kediyi de getirir. Fakat hayret! Kedi yaşamaktadır. İkinci katta, bir pencerenin önündeki tente, hayvanın düşüşündeki hızı kesmiştir. Bu hikâyeyi hayretle dinleyen Camille, bir ara kediyi okşamak isteyince hayvan büyük bir tepki gösterir. Minicik ayakları korkudan ter içinde kalmış, nemli ayaklarının izleri masanın üzerine çıkmıştır. Böylece, sözde ucuz atlatılan bu “kaza” nın içyüzü de meydana çıkmış olur.
     Bunun üzerine Alain işi anlar, bir an bile çekinmeden sevgili kedisini alıp eski evine döner. Fakat olup bitenlerin içyüzünü kimseye söylemez. Delikanlının annesi ile yaşlı uşak, hatta eski günlerin odasıyla geniş bahçe dahi, Saha’yı bir bayram sevinciyle karşılarlar. Bundan sonra artık hiçbir şey, bu insanlarla bu hayvanın mutluluğunu bozamayacaktır.
Yazar Hakkında
     Colette, 1873 yılında Fransa’daki Yonne ilinin küçük bir kasabasında dünyaya geldi. Edebî kişiliğinin gelişmesinde annesinin ve kocası Willy’nin büyük etkisi oldu. Doğa sevgisini, hayvan sevgisini Colette’e annesi aşıladı. Ondan sonra da Colette, ömrü boyunca, çevresine hep büyülenmiş gözlerle baktı. Mucizeli üslûbunu yaratacak olan edebî benliği, daha çocuk denecek yaşlardayken gelişmeye başladı. 1889’da ilkokulu bitirdi. Yirmi yaşındayken Willy ile evlendi. Kocası ondaki yeteneği kısa bir sürede ortaya çıkardı. Sonra bu yeteneğe bir biçim ve yön verdi.
     Karısını çalışma disiplinine de alıştırmıştı. Öyle ki, kimi zaman onu bir odaya kapatıyor; belirli bir sayıda yazmadığı sürece dışarıya çıkmasına izin vermiyordu. Bu arada “Claudine Okulda”, “Claudine Paris’te”, “Claudine Evde”, “Claudine Gidiyor”, “Hayvanlar Arasında” adlı yapıtlarını yazdı. 1906 yılında kocasından ayrılan Colette, geçimini sağlamak için pandomima oynamaya başladı. Hayatının bu evresini de “Avare Kadın”, “Müzikholün İçyüzü” adlı yapıtlarında dile getirdi. 1912 yılında da ikinci evliliğini yaptı. Bu evliliği sırasında da “Köstek”, “Mitzou”, “Cicim”, “Claudine’in Evi”, “Olmamış Buğday” adlı yapıtlarını yazdı. 1924 yılında ikinci eşinden de ayrılmak zorunda kaldı. 1925-1934 yılları arasında “Çocuk ve Tılsımlar”, “Cicim’in Sonu”, “Günün Doğuşu”, “Sido”, “Dişi Kedi”, “İkisi” adlı yapıtlarını yazdı. 1936’dan sonra ünü bütün dünyaya yayıldı. 1944 yılında Goncourt Akademisi’ne üye seçildi. 1949’da bacaklarındaki eklem iltihabı yüzünden kımıldayamaz hâle geldi. 1953’te kendisine Legion d’Honneur nişanının “Grand Officier” rütbesi verildi. 1954’te öldüğü zaman devlet töreni yapıldı.
Yapıt Hakkında
     Colette’in romanlarında okurlar gerçek insanlarla pek uzun boylu karşılaşmazlar ama bol bol hayvan tanırlar, bunlarla yakın dost olurlar. Colette yapıtlarında hayvanları, insanlar için yapmadığı biçimde uzun uzun çözümlemeye çalışır, onlara sevgi ve şefkat dolu duygularla yaklaşır; içli bir anlayış gösterir. Romanlarındaki kadın kahraman daima kendisidir. Colette bu romanında da kahraman olarak bir kediyi seçmiştir. Romanın en gerçek kişisi odur. Fakat bu kedi, aynı zamanda sanki bir ayna görevi yapmakta; insanların davranışları, karakterleri, karakterleri onun sayesinde açığa çıkmaktadır. Colette’in bu ince ve zaman zaman trajik yapıtında gösterdiği büyük başarı, bundan ileri gelmektedir.

 

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz