İngilizler Böyledir İşte (3)

İ

     Bakalım notlarımda daha başka neler varmış?
* Londra’da oturduğum semtte rastladığım dimdik vücutlu, uzun boylu, koca burunlu ve yırtıcı gözlü kadınları anmadan geçmek hiç mümkün mü? Bu kadınların roblarını adeta bir zırh gibi taşıyışlarını bugün bile çok net biçimde hatırlıyorum. Küçücük fareye benzeyen ihtiyar kızlar, bunların yumuşak sesleri ve hilekâr bakışları hâlâ gözlerimin önünden gitmiyor. Bu kadınların, tereyağlı ekmek dilimlerini, eldivenlerini çıkarmadan yemek hususunda gösterdikleri ısrarlı davranış, beni o günler büyük bir hayret içinde bırakmıştı. Hiç kimsenin kendilerine bakmadığını sandıkları bir sırada, parmaklarını oturdukları koltuğa silivermelerini seyretmek, bitmesini istemediğim komedi filmi gibi bir şeydi. Bu yüzden mobilyaların çok çabuk kirlendikleri bir gerçekti. Düşünebiliyor musunuz? Aynı hareketi ev oturmalarında yaptıklarında nasıl oluyordu acaba? Şüphesiz ev sahibesinin, dostlarını ziyarete gittiğinde aynı hareketi yaparak onlardan bir güzel intikam aldığı da kabul edilebilir bir davranıştı. Ne güzel değil mi?
* Benim bir komşum vardı; yerel bir bankanın uzun süre müdürlüğünü yapmış ve yaş kemale erince de her İngiliz gibi emekli olmaktan çekinmemişti. Asil sınıfa dahil olmamasına rağmen tipik bir İngiliz’di. Sayfiyede yaşayan İngiliz kibarlarına hayrandı; İngilizvarî giyinir, İngiliz terrieri besler, İskoçya’daki bir adresten getirttiği harmanlanmış tütünü İngiliz malı piposuyla içerdi. Bahçe merakını körükleyen, bıkıp usanmadan Gordon cinsi av köpeklerinin meziyetlerini sayıp döken dergilerden birine aboneydi. Tatillerini Sussex’de geçirmeye bayılırdı. Tatillerinin birinde, Orta İngiltere’deki çimenlerin giderek yok oluşuna dair bir yazı yazmış ve yollamıştı; işin garibi, dergi bu yazıyı yayınlamıştı. Altına attığı Edmond Twitchell imzasıyla böbürlenip durmuştu. Garip bir adamdı; İngilizleri severdi ve bu milletin her haline, her özelliğine hayranlık duyardı.
* Fransızlar, kendilerinin Latin ırkından geldiğini söyleyebilirse de, İngilizlerin böyle bir iddiaları yoktur. Bu nedenle, eskinin geçerli lisanlarından olan Latince, dinî konuların dışında literatürde kendisine hak ettiği yeri bulamamıştır. Ama İngilizler, eski geleneklerine göre, günlükleri İngilizce değil de, niçin Fransızca tuttuklarını açıklayabilmiş değillerdir.
* Bir İngiliz, Anglo-Sakson ırkının bütün ırklara karşı üstün olduğunu bir Cermen/Alman kadar iddia eder. Karşısındaki şahsa karşı duymuş olduğu nefretin, onun kendisine değil de milliyetine ait olduğunu bariz bir tarzda belli eder. Bu onların millî bir iddiasıdır ve onlar için, aşağı ırk insanlarıyla akraba olmak utanç duyulacak bir haldir!
* Bilim tarafından da müşahede edildiği gibi, etnografik tetkiklere müracaat edilmesine gerek kalmadan, İngiliz asilzade sınıfına mensup ailelerle İskandinavya’nın eski aileleri arasında bir nevi yakınlığın ve ilişkinin varlığı tespit edilmiştir. Bunun ispatı için, iki memleketi birbirine yakınlaştıran eski aile isimlerinde birçok benzerlikler bulmak mümkündür. Ama her nedense, Norveç’te, yani demokrasinin en hâkim olduğu bir ülkede hiç asilzade bulunmamasına rağmen, İngiltere’de, yani aristokrat zümrenin çoğunluğu teşkil ettiği bu ülkede demokrasinin var olduğu iddia edilmektedir. Doğru mudur, yanlış mıdır bilinmez ama Kraliyet sınıfının geniş çatısı altında kalabalık bir asilzade grubu halen hükümranlığına devam etmektedir!
* Büyük Britanya’nın nüfusunun kemik kısmını teşkil eden bu yaratıklar, tek bir insan gibi telakki edilmelidir. Çünkü inanışlarında, hırslarında, gelenek ve göreneklerinde bu açıkça görülmektedir.
* Zaten bir İngiliz sözü der ki: “Kanın çok büyük önemi vardır!”

(Gelecek yazı: İngilizler Böyledir İşte-4)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz