Don Kişot (9)

D

Dokuzuncu Bölüm-(Kahraman Mambrin’in miğferi)
     Handan uzaklaştıkları sırada Don Kişot, Sanço Panza’yı bir parça teselliye çalıştı:
— Zavallı dostum, görüyorsun ki talih, gezici şövalyelere her zaman yâr olmuyor. Bu konu üzerine birçok hikâyeler okuduğumu hatırlıyorum, fakat müsterih ol. En sonunda talih kahramanlara güler yüz gösterir.
     Biçare seyis, efendisine inanmak istiyor, fakat bir şey söyleyemiyordu. Yalnız yüreğinin içinden gelir gibi derin göğüs geçirmelerle yetindi.
     Don Kişot devam etti:
— Don Galaor’un da başına böyle bir şey geldi. Bütün maceralarda işleri o kadar ters gidiyordu ki, bu asil derebeyi, sonunda kendine “Nasipsiz Şövalye” diye ad koydu. Sanço dostum, onu taklit etmekten daha iyi bir şey yapamayız. Onun için bundan sonra kendime “Mahzun Yüzlü Şövalye” diyeceğim. Göreceksin ki, böylelikle talih bize yâr olacak.
     Sözünü henüz bitirmişti ki, karşıdan bir atlının geldiğini gördü. Başının üstünde som altından yapılmış gibi bir şey taşıyordu. Don Kişot birdenbire titredi ve bağırdı:
— Sanço dostum; talihin cilvelerine hayran ol. Biraz önce o bize asık bir yüz gösteriyordu. Şimdi ise en güzel çehresi ile gülümsüyor. Karşıdan gelen şu atlıya bak. Başındaki şey, sanırım ki, Mambrin’in meşhur sihirli miğferidir. Bu adam bir şövalye olacaktır. Ben onu yeneceğim, elimize geçecek ganimetle zengin olacağız.
     Sanço derin bir göğüs geçirerek:
— Senyör Don Kişot, dedi, söylediğiniz ve daha ziyade de yapacağınız şeye dikkat edin. Şimdiye kadar başımızdan geçenler pek parlak olmadı. Doğrusu bunun da hakkımızda hayırlı olmasından şüphe ediyorum.
     Don Kişot hayretle sordu:
— Ben nasıl aldanmış olabilirim, diyordu, bakla kırı bir at üstünde bize doğru gelen şövalyeyi sen de görmüyor musun? Başında parıl parıl yanan altın miğferi gözün görmüyor mu?
— Benim görebildiğim şey benimkine benzeyen bir eşeğe binmiş bir adamdır. Başındakine gelince doğrusu onun ne olduğunu söyleyemem.
— Öyleyse Mambrin’in miğferi dediğime inan.
— Size inanmak isterim Senyör Don Kişot; fakat yine de ihtiyatlı olmanızı isterim, çünkü…
     Kahramanımız Sanço’nun sözünü kesti:
— Sen bir kaç adım uzaklaş benden, neler olacağını, bu dik başlı şövalyeyi nasıl dize getireceğimi ve tarihteki meşhur miğferi nasıl alacağımı seyret.
     Atlı adam evine dönmekte olan kendi halinde bir köy berberi idi. Onu bir hastadan kan aldırmak için komşu köylerden birine çağırmışlardı. Kahramanımızın bir altın miğfer sandığı şey onun bakır leğeni idi. Yolda yağmur yağmış olduğu için adamcağız şapkasını korumak için onu başına geçirmekten başka çare bulamamıştı. Altındaki hayvan da gerçekten Sanço’nunkine benzeyen küçük bir kır eşekti fakat Don Kişot’un gözleri her zamanki gibi onu bambaşka görmüştü.
     Kahramanımız yolun ortasında durmuştu. Berber yaklaşınca:
— Kendini müdafaa et sefil, dedi. Çünkü seni, gözünün yaşına bakmadan tepeleyeceğim.  Malını bana ver yahut kanının son damlasına kadar kendini müdafaa et.
     Don Kişot’un bu sözlerine ve meydan okuyucu hareketlerine hayret eden berber de eşeğini durdurarak Don Kişot’u biraz açıktan dikiz etmeye başladı. Adamın bu hareketi şövalyenin hoşuna gitmedi. Birdenbire atını mahmuzlayarak, elinde mızrağı ile biçareye saldırdı.
     Bu acayip kıyafetli adamın kendisine doğru geldiğini görünce berberin ödü patlamıştı. Başının adamakıllı derde gireceğine şüphesi yoktu. Canını kurtarmak için tabanları yağlamaktan başka selâmet yolu görmedi. Kendini eşeğinden aşağı atarak ve leğenini başından düşürerek bacaklarının var kuvvetiyle koştu. Aynı zamanda da avaz avaz:
— İmdat, eşkıya var, diye haykırıyordu.
     Don Kişot savaşın bu kadar çabuk bitmesine pek şaştı. Mambrin’in miğferi sandığı tasın düştüğünü görmemiş olaydı belki de berberi kovalardı.
—  Görüyor musun Sanço dostum! İşte talihin bizim tarafa döndüğünü gösteren bir macera. Sefil herif kaçtı. Varsın derdine yansın. Nasıl olsa kolayca tepeleyecektim onu. Herhalde savaşı kazanmış durumdayız. Mambrin’in meşhur miğferinin sahibi artık benim.
     Sanço gözlerini açıyor ve meşhur miğfere tereddütle bakıyordu.
— Bu bir tıraş leğeni değilse ben ne olayım, dedi. Fakat halis bakırdan; ne olsa bir ekü eder.
— Bu kıymetli hazineye neden öyle bakıyorsun? Ver de başıma koyayım.
— Senyör şövalye, bilmem yanılmıyor musunuz?
— Haydi canım, sen anlamazsın.
     Don Kişot leğeni seyisinin elinden alarak basına koydu fakat çok uğraştığı halde pek yerine oturtamadı, gülerek:
— Bu miğferi başında taşıyan lüpçü pek koca kafa bir adammış, dedi.
     Seyis de gülüyordu; fakat onun gülmesi başını bir berber leğeni ile taçlandıran efendisinin acayip manzarası içindi.
     Don Kişot:
— Ne gülüyorsun? diye sordu.
— Talihin bizden yana dönmesine kim gülmez monsenyör, dedi.
— Doğru söyledin Sanço.
— Mambrin’in miğferi size, at sandığınız bu küçük eşek de bana!
     Şövalye hararetle:
— Yok yok, dedi, at olsun eşek olsun, bir kahraman yendiği kimsenin binek hayvanını alamaz. Şövalyelikte usulden değildir. Bu adamın bir yere saklanarak bizi gözetlemekte olduğuna şüphe etme. Biz uzaklaşır uzaklaşmaz hayvanını almaya gelir.
     Sanço Panza artık gülmedi.
— Hakkınız var Senyör, dedi. Fakat hiç olmazsa semerleri değiştiremez miyim? Onunki benim eşeğinkinden daha iyice…
— Böyle bir şey hiçbir şövalye kitabında yazılı değildi. Gerçekten ihtiyacın varsa alabilirsin.
— Bana pek lâzım Senyör.
     Sanço hemencecik semerleri değiştirdi ve kendi eşeği, bu kıyafette ona çok daha güzel göründü.
     Kahramanlarımız bundan sonra tekrar yola düştüler. Seçtikleri yolda çok geçmeden yeni bir maceraya rastlayacaklarından ve biraz evvelki gibi büyük zaferler ve servetlere kavuşacaklarından emin bulunuyorlardı.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi