Don Kişot (10)

D

Onuncu Bölüm (Kürek Mahkûmlarını Kurtarış)
     Ertesi gün kahramanlarımız yeni bir macera ile karşılaştılar. Yolda uslu uslu hayvanlarını sürüyorlardı. Sanço Panza’da gelecek günler için tekrar bir parça ümit başlamıştı. Efendisi ile yakında valisi olacağı adayı konuşuyor, Don Kişot onu ballandıra ballandıra tasvir ediyordu.
     Birdenbire gözlerini kaldırınca bir insan kalabalığının kendilerine doğru gelmekte olduğunu gördüler. İkisi ata binmişti; bir çokları kılıçlar ve kargılarla silahlanmış olarak yaya yürüyorlardı. Aralarında bir tespihin taneleri gibi boyunlarından uzun bir zincirle birbirlerine bağlanmış on kadar insan gitmekte idi.
     Onları ilk gören Sanço oldu ve kim olduklarını çabucak anladı:
— Bu bir kürek mahkûmları kervanıdır. Kalyonlarda krala hizmet etmeye götürülüyorlar.
     Don Kişot bağırdı:
— Ne dedin ne dedin? Kürek mahkûmları mı? Kral insanlara böyle muamele eder mi?
     Sanço hararetle devam etti:
— Senyör Şövalye, heyecana kapılmayın. Bu adamlar kalyonlarda suçlarının cezasını çekmeye mahkûm edilmiş canilerdir.
— Yani ne çıkar bundan? Bir suç işlediler diye bu adamları bedbaht saymayacak mıyız? Bunlar kendi arzularıyla mı kalyonlarda krala hizmet etmeye gidiyorlar?
— Değil elbette Senyör, fakat…
— Bedbahtları savunmak, zulme uğrayanların imdadına koşmak gezici şövalyelerin vazifesi değil midir?
— Senyör Şövalye, bu adamlar sefil oluyorlarsa kendi kabahatleridir. Namuslu adamlar gibi hareket etmiş olsalardı kral adlarını sanlarını bilmeyecek, mahkemeler onlarla uğraşmayacaklardı. İnanın bana Senyör, çabuk geçelim ve yüzlerine pek bakmayalım. Başımıza fena bir şey gelirse kara kara yanarız.
— Kes sesini Sanço, işime karışma. Söyleyeceklerini biliyorum, inan bana. Senin aklın ermez.
     İki kahraman böylece konuşurlarken kalabalık onların yanına gelmişti. Don Kişot muhafızlara bu adamları niçin götürdüklerini sordu. Atlılardan biri:
— Senyör Şövalye, bu adamlar bir takım canilerdir. Her halde korkunç cinayetler işlemiş olacaklardır. Doğrusu ben de pek bilmiyorum neler yaptıklarını. Sanırım ki bu mesele hakkında benden fazla bir şey bilmek sizin de pek işinize yaramayacaktır.
     Don Kişot:
— Böyle bir felâketin sebebini kendilerinden öğrenmeme müsaade ederseniz minnettar olurum, dedi.
     Öteki atlı cevap verdi:
— Mahkeme kararı suretleri yanımızdadır Senyör. Fakat yüklerimizi çözmeye vaktimiz yok. Merak ediyorsanız bu adamların her birine ne yaptığını sormaktan çekinmeyin. Ne isterlerse söylerler ve kendi işleri için diledikleri ayrıntıları vermekten geri durmazlar. Çok konuşkan adamlardır.
     Nezaketin bu derecesi Don Kişot’un pek hoşuna gitmişti. Mahkûmlardan birine yaklaştı, bu hale gelmek için ne suç işlediğini sordu.
     Mahkûm gülerek:
— Âşık oldum da ondan, dedi. Don Kişot bağırdı:
— O nasıl iş öyle. Âşıkları kürek cezasına mı mahkûm ederler? Böyle olsaydı benim işim gücüm kürek çekmek olurdu.
     Öteki mahkûm cevap verdi:
— Bildiğiniz gibi değil Senyör. Ben bir kıza değil, içi en iyi cins ipek çamaşırlarla dolu bir sepete âşık oldum. Onu kalbime bastırıyordum, jandarmanın biri elimden almamış olsaydı hâlâ orada olacaktı.
— Demek siz bir hırsızsınız?
— Hırsız demek pek insafsızca olur. Fakat belki de hakkınız var. Mahkemenin kanaati de bu oldu ve beni yüz kamçı ile üç yıl kürek cezasına mahkûm etti. Suç üstünde yakalandığım için yaptığımı inkâr edemedim.
     Don Kişot ikinci mahkûma geçti fakat cevap alamadı. Son derece kederli bir delikanlı idi. Muhafızlardan birine sordu:
— Dilsiz mi bu adam? O gülerek cevap verdi:
— Hayır. Kendisini burada görmenizin sebebi, çok fazla şarkı söylemiş olmasıdır.
     Şövalye hayret etti:
— Şarkı mı söyledi? Şarkı söyleyenleri ne zamandan beri zincire vuruyorlar? Benim bilmediğim yeni bir kanun mu çıktı yoksa?
— Öyle bir kanun yok fakat size soru sorarlarken şarkı söylemek her zaman tehlikelidir.
— Yani ne demek istiyorsunuz?
— Soru sorarlarken şarkı söylemek demek işkence ederlerken suçunu itiraf etmek demektir.
     Don Kişot ağır bir tavırla:
— Anlıyorum, dedi, peki suçu ne imiş bu adamın?
— O bir hayvan hırsızıdır, iki yüz kamçıya ve altı yıl kürek cezasına mahkûm oldu. Kendisini bugün kederli görmenizin sebebi felâket arkadaşlarının onunla alay etmiş olmalarıdır. Çünkü özgürlüğünü kurtarmak için acıya tahammül göstermeye cesaret edememiştir, işkence esnasında dişini sıkıp suçunu inkâra devam etmiş olsaydı mutlaka onu bırakacaklardı. Oysa ki şimdi kralın hizmetine gitmiştir.
     Don Kişot üçüncü mahkûma geçerek:
—Ya siz ne yaptınız? Siz de mi şarkı söylediniz yoksa?
     O hemen cevap verdi:
— Ben mi Mösyö? Ne münasebet! Keşke suçumu itiraf için bana da soru sorsalardı. Yazık ki beni suç üstünde yakaladılar. Bir para kesesine çok fazla gönül bağlamış olduğum için beş yıl küreğe mahkûm ettiler.  On duka altınım olaydı bu işin içinden sıyrılacaktım.
     Don Kişot:
— Ben hoşnutlukla yirmi veririm, dedi. Seni serbest bıraksınlar.
     Mahkûm:
— Şimdi artık çok geç, dedi. Bu on duka sorgu esnasında elimde olaydı kâtibin eline tutuşturur yahut sorgu yargıcını imana getirirdim.
     Dördüncü adam uzun ak sakallı bir ihtiyardı. Niçin suçlular arasında bulunduğu kendisine sorulunca ağlamaya başlamıştı. Don Kişot bu adamdan başka cevap alamadığı için onun yerine arkadaşı konuştu.
— Mösyö, bu adam dört yıl küreği hak etmiştir. Büyücülük yapmaya kalktı. Hoşlanmadığı insanlara büyü yaptı. Adaletin elinden ucuz kurtulduğu için talihine bir yesin de bin şükretsin.
     Don Kişot:
— Ben de öyle düşünüyorum, dedi. Sonra beşinciye döndü:
— Ne yaptın da buralara düştün dostum?  Yüzün pek fena bir adam yüzüne benzemiyor. Sende bir kürek cezalısından ziyade, mektep medrese görmüş bir adam hali var. Başına geleni anlatır mısın bana?
     Adam cevap verdi:
— Uzun bir hikâyedir bu? Pek meraklı olmakla beraber bütün ayrıntısını anlatamam. Şu kadarını bilmelisiniz ki bir komşunun bana borcu vardı. Suçun bende olduğu sabit oldu. Oh olsun bana! Mesele şu ki, ben onun borcunu ödemeye zorlamak için gömleklerini aldım. Borcu gömlek değil para olduğu için bana hırsız dedi ve mahkemeye başvurdu. Sayın yargıç kendisine söylenen şeylere inandığı için beni mahkûm etti. İşte Senyör, bunun için altı yıl kadırgalarda kürek çekeceğim.
     Altıncı hırsız da iyi yüzlü bir adamdı. Gururla önüne bakıyor ve Don Kişot’a pek aldırış etmiyor görünüyordu. O pek azılı bir cani olmalı idi çünkü ötekiler gibi bağlanmış değildi. Bir çeşit demir halka onu boynunu dik tutmaya zorluyor ve elleri sımsıkı kelepçelenmiş bulunuyordu. Bunlardan başka ayaklarına da kocaman bir zincir takılmıştı.
     Don Kişot bu adama niçin bu kadar sert muamele edildiğini sordu.
     Atlı muhafızlardan biri:
— Onu neyle suçlandırdıklarını, cezasının ne olduğunu size söyleyemeyeceğim, dedi. Fakat bana öyle geliyor ki öteki beş adamın işlediği suçların hepsini birden bir terazi gözüne koyarsanız bu adamınki kadar ağır çekmez. Bu sebeple bize ayrıca emir verdiler; galiba çok atak ve tehlikeli bir kimseymiş. Onun için elimizden kaçmasından korkuyoruz.
     Don Kişot mahkûma:
— Suçunun ne olduğunu sen kendin söylemez misin? diye sordu.
     Adam Don Kişot’u küçümsüyor gibi bir bakışla tepeden tırnağa süzerek cevap verdi.
— Senyör Şövalye, benim yaptığımdan size ne? Bizim için elinizden ne gelir? Bana yükletilen suçlan bir bir anlatmaya kalkacak olsam yarın bu saatte yine burada oluruz? Benim adım Ginesse de Passamont’dur. Birisi çıkıp da onları yazmak zahmetine katlansa koca bir cilt olur. Fakat merakınız canımı sıkıyor; onun için size hiçbir şey söylememeyi tercih ederim.
     Haydutun küstahlığı o kadar büyüktü ki muhafızlardan biri onu uzun bir sopa ile cezalandırmak istedi. Bereket versin Don Kişot aralarına girdi ve muhafızdan bunu yapmamasını rica etti.
     Adam:
— Nasıl isterseniz öyle olsun, dedi. Fakat size hak veremeyeceğim çünkü bu serserinin bir paralık değeri yoktur.
     Don Kişot ağır bir tavırla cevap verdi:
— Değerleri ne olursa olsun bu gibi kimselerin suçlarının kefaretini ödemelerine ve yola gelmelerine yardım etmek hakkımızdır. Adaleti sopa ile sevdirecek değiliz onlara. Bunun için ben bunları kürek cezasına çarptıran yargıçlarla beraber değilim. Bana göre insanları arzu ve iradelerine karşı hareket etmeye zorlamaktan daha çirkin bir şey olamaz. Öyle sanıyorum ki bu insanlar bir kaç yıl krala bu şekilde hizmet ettikten sonra ondan nefret edeceklerdir. Bunlar yolunu şaşırmış biçarelerdir. Bunun için benim onlarla meşgul olmam lâzımdır. Şövalyelik mesleğimin kaidelerini ve bizim bedbahtlara yardım etmek, onların ıstıraplarını hafifletmek, onları esirlik boyunduruğundan kurtarmak vazifemizi hiç şüphesiz biliyorsunuz. Muhafız efendiler dünyanın en kutsal düsturları olan bu düsturlar adına bu mahkûmları serbest bırakmanızı ve evlerine dönmelerine izin vermenizi sizden istiyorum. Onlar kendi iradeleri ile suçlarının kefaretini verecekler ve faziletli adamlar olacaklardır.
     Bu sözler üzerine muhafızlar gülmeye başladılar ve başları olduğu anlaşılan biri:
— Senyör Şövalye, sanırım siz şakadan hoşlanıyorsunuz, dedi.
     Don Kişot kaşlarını çatarak:
— Neden? diye sordu, dediğimi yapmak istemiyor musunuz yoksa?
— Arzunuzu yerine getirmeye hakkımız yok Senyör Şövalye. Bize kralın bir emrini gösterin, bu sefilleri serbest bırakalım.
     Şövalye sordu:
— Beni onları zorla kurtarmaya mecbur edecek misiniz?
     Muhafız:
— Lâtife fazla uzadı Mösyö, dedi. Rica ederim yolunuza gidin, bizim işimize karışmayın. Hem de şu leğeni başınızdan çıkarsanız iyi olur.
— Siz edepsizin birisiniz. Bana ettiğiniz hakaretin cezasını derhal çekeceksiniz.
     Don Kişot bunu söyler söylemez muhafıza saldırdı ve mızrağı ile muhafıza öyle bir vuruş vurdu ki adamcağızı yere düşürdü. Muhafızlar bunu görünce şövalyenin üzerine atılmak istediler. Kimisi kılıcını, kimisi kargısını sallıyordu. Kürek mahkûmları o arada kargaşadan faydalanarak zincirlerini koparmış olmasaydılar kahramanımızın hali pek fena olacaktı. Muhafızlar nereye saldıracaklarını bilemiyorlardı. Kâh birbiri ardınca kendilerini zincirden kurtaran mahkûmlara koşuşuyorlar, kâh Don Kişot’a dönerek onu atından düşürmeye çalışıyorlardı.
     O esnada Sanço da, Gines de Passamont’un demir halkalarından ve kelepçelerinden kurtulmasına yardım etmekteydi. Serseri kurtulur kurtulmaz zincirini bir lobut gibi kullanmaya başladı ve ona havada korkunç çemberler çevirterek kalabalığın ortasına atıldı. Muhafızlar dayanmanın faydasız olduğunu gördüler ve kaçışmaya başladılar.
     Duruma hâkim olan Don Kişot:
— Hali görüyor musun Sanço dostum, diye bağırdı, nasıl iş gördük ha! Bu macerayı ümitlerimize göre sona erdirmedik mi?
     Sanço pek keyifli görünmüyordu. Yüzünü buruşturup:
— Belki, dedi. Bu zaferden memnun musunuz Senyör Don Kişot? Bana kalırsa bizim tabanları yağlamamızın tam zamanıdır. Muhafızların yardımcı kuvvetler çağırmaya gitmiş olmalarından korkulur. Geri dönerlerse keyfimiz bozulacağa benzer.
     Don Kişot:
— Hadi işine korkak, dedi. Sen efendinden daha mı iyi bileceksin? Bir daha söylüyorum sana. Bana inan ve titremekten vazgeç.
— Şu da var ki Senyör!
     Şövalye onu daha fazla dinlemedi. Mahkûmlara yaklaşarak tatlı bir sesle:
— Ey temiz yürekli adamlar? dedi. Yüzlerinizde okuduğum minnet ve şükran beni pek memnun etti. Nankörlük kötü huyların en iğrencidir. Sizlerde böyle bir şey bulunmadığını görüyorum. Sizin için ne yaptığımı gördünüz. Bu sebeple ben de sizden bir şey istemekte tereddüt etmeyeceğim.
     Gines de Passamont:
— Çok iyi konuştunuz Senyör Şövalye, bize güvenmekte haklısınız. Ne istiyorsanız söyleyin. Emirlerinizi yerine getireceğiz.
     Kahramanımız heyecanla:
— Sizin nankör olmadığınızı biliyordum. Onun için ben de cömertlik göstereceğim, sizden çok küçük bir şey isteyeceğim. Yalnız zincirlerinizi yeniden takacaksınız ve sizi ilk gördüğüm halde Toboso şehrine gideceksiniz. Madam Dulcinee’nin huzuruna çıkacaksınız. Sizi Mahzun Yüzlü Şövalye’nin gönderdiğini söyleyeceksiniz. Onun şerefine sizin için yaptığım şeyleri anlatacaksınız. Böylece bana olan borcunuzu ödemiş olacaksınız. Sizi dilediğinizi yapmakta serbest bırakacağım.
     Gines ağır bir eda ile cevap verdi:
— Senyör Şövalye; bu emrinizi yerine getiremeyeceğimize çok üzgünüz. Bu kıyafette söylediğiniz yere gitmemize imkân yoktur çünkü bizi tanırlar; yakaladıkları gibi yeniden kalyonlarda soluğu alırız. Biz birbirimizden ayrılmalı ve kıyafetlerimizi değiştirmeliyiz ki bir daha adaletin pençesine düşmeyelim. Madam Dulcinee de Toboso’nuza saygılarımızı sunmaya gidemeyeceğimize çok üzülürüz. Bizi anlamalısınız. Fakat minnet altında kalmayı da istemediğimizden bize başka bir şey emrediniz, isterseniz Madam Dulcinee için emredeceğiniz bütün duaları okumaya hazırız.
     Fakat dualar ne kadar çok olursa olsun Don Kişot’un işine gelmiyordu. Onun istediği şey Dulcinee de Toboso’ya haberciler göndermekti. Bu sebeple Gines’in cevabı onu öfkelendirdi. Atını ona doğru sürerek:
— Seni şeytan oğlu şeytan seni! Bak ben istediğimi nasıl yaptırıyorum size. Hep bir arada Madam Dulcinee’ye gidemezmişsiniz öyle mi? Öyleyse sen tek başına gideceksin ve arkadaşlarının zincirlerini sana takacağız.
     Haydut gülmeye başladı ve arkadaşlarına işaret ettikten sonra yerden taşlar alarak Don Kişot’a atmaya başladı. Ötekiler de onun yaptığını yaptılar ve şövalye birdenbire bir taş yağmuru içinde kaldı.
     Don Kişot, atını onların üzerine sürmeye çalışarak:
— Reziller, haydutlar, bu size pahalıya mal olacak, diye haykırıyordu.
     Fakat mahkûmlar alay ediyorlar, küfürler savuruyorlar ve onu taşlamaya devam ediyorlardı. Bir kaç okkalı kaya parçası Rossinante’yi yere yıktı. Don Kişot, yara bere içinde, toprağın üzerine serildi.
     Sanço eşeğinin arkasına saklanmıştı fakat haydutlar efendisinin işini bitirdikten sonra uşağa çullandılar, sırtındakileri soyarak onu hemen hemen çıplak bıraktılar.
     Sonra birbirlerinden ayrılarak Don Kişot ile Sanço’yu kendi hallerine bıraktılar ve her biri kendi yollarına gittiler.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi