Gül Açılsın Dudağında Gülüver

G

     Sıcak bir Ağustos gecesinde Burgaz sahillerindeyiz…
     Yeni yeni esmeye başlayan iyot ve taze yosun kokulu poyraz, günün sıcağından bunalmış gönüllere ferahlık veriyor.
     Burgaz yolu akşam yürüyüşüne çıkmış insanlarla dolup taşıyor. Çeşitli renklerde şortlu, yetişkin, birbirinden güzel kızlar, kızlı-erkekli küçük çocuklar, bisiklet ve motosikletleri ile asfalt üzerinde zikzaklar çizip kendi aralarında yarış yaparlarken, gruplar halindeki hanımlar modanın güncel yeniliklerini sergileyen renk ve şekil armonileri içerisinde, podyumlarda sekerek yürüyen mankenleri andıran süzülüşleri ile bu sahil yolunda adeta bir defile sergiliyorlar.
     Burgaz kendine has özelliklerle dolu bir yaz akşamına daha hazırlanıyor…
     Her şey çok güzel ve cezbedici amma… Bu amma’nın düğümünü çözmek için başımızı şöyle biraz yukarılara kaldırmamız gerekiyor.
     Denize nazır yüksekçe, çok güzel ve modern görünüşlü bir villanın en üst ve geniş terasında, mükellef şekilde hazırlanmış, çiçeklerle donatılmış bir masa ve deniz tarafındaki kısmında, masaya arkası dönük, gözleri yolda bir genç hanım görüyoruz.
     Ceyda’nın bu gece evliliğinin tam ikinci yıldönümüydü.
     Servet Bey ile tam iki yıl evvel bugün evlenmişlerdi.
     Çok mu çok mutlu idiler her ikisi de… Öylesine güzel anlaşıyorlardı ki… Saadetleri, mutlu yuvaları kısa zamanda muhitlerinde dillere destan olmuştu.
     Ceyda; bu gece, bu gecenin önemi ile mütenasip bütün hazırlıklarını bitirmiş, Servet Bey’in en çok beğendiği düz pembe, kolsuz, göğüsten itibaren aşağılara doğru işlemeli elbisesini giymiş… Gözleri yolda… Ne zamandan beri bu terasta Servet Bey’i bekliyordu. Zaman bir türlü geçmek bilmiyor ve Ceyda serince esen poyraza rağmen, sıkıntıdan boğulacak gibi oluyordu. Servet hiç böyle gecikmezdi. Normal zamanlarda dahi tam saatinde evine gelen Servet Bey bu gece… Evet, hem de bu gece gecikmişti… Ceyda öylesine hazırlamıştı ki kendisini… Sofrasıyla, giyinişiyle ve ruhsal durumu ile öylesine bu gece için hazırlanmıştı ki… Her zamanki gibi tam saatinde gelecek olan Servet Bey’i nasıl karşılayıp onun kollarına nasıl atılacağını, onu nasıl sımsıkı saracağını, o güzel başını Servet Bey’in göğsüne nasıl yaslayacağını… Her şeyi… Ama her şeyi en ince noktasına kadar hazırlamış ve adeta sahneye çıkacak bir sanatçı gibi ayna önünde, merdivenlerde, masa başında ve… Kapalı perdeler ardında bir bakıma provalarını dahi yapmıştı. Yoksa… Yoksa Servet Bey bu geceyi, evlilik yıldönümlerini unutmuş muydu? Bu ihtimal çılgına döndürüyordu kendisini… Bir hıçkırık… Bir şüphe bulutu aklını gölgelerken, sinsi bir isyan boğazında patlamaya hazırlanıyordu.
     Oh… Hayır! Olamazdı… Unutamazdı…
     Böyle hallerde insanın aklına nedense hiç de iyi şeyler gelmiyordu bir türlü…
     Ceyda tekrar saatine baktı. Nerede ise saat akşamın 9’u oluyordu. Aradan biraz zaman geçmiş, Ceyda’nın yeşil gözleri hafifçe buğulanmaya başlamıştı ki Servet Bey’in arabasının klakson sesi duyuldu.
     Ceyda, elleri paketlerle dolu, merdivenleri koşar adımlarla tırmanan Servet Bey’i hemen terasın önünde karşıladı. Birden kendisini eşinin… Sevgili eşinin kolları arasında buluverdi.
     Güzel gözlerinden inci taneleri gibi parlak, iki sıra halinde yaşlar iniyordu.
     “Çok korktum… Çok korktum… Çok geciktin de…”
     Endişesini hâlâ silkip atamadığı belli olan eşinin karşısında Servet Bey sadece gülüyor ve çok korktum diye adeta dudaklarını bir çocuk masumiyeti ile büzerek konuşan Ceyda’sını seyrediyor, onu teselli edecek, sakinleştirecek bir şeyler bulup gönlünü almaya çalışıyordu…
     “Haydi… Çocuk olma… Ne yapalım? İş hayatı böyle işte… Çok arzu ettiğim halde erken gelemedim bir türlü… Hiç unutur muyum? Bu gecenin ayrı bir özelliği var… Unutmam mümkün mü?”
     Bu sözleri inandırıcı bir eda ile söyledikten sonra Servet Bey, cebinden çıkardığı siyah kadife kutudaki çok kıymetli taşlarla işlenmiş bir iğneyi Ceyda’nın göğsüne takarken, vefa, sevda, mutluluk ve samimiyet dolu bir öpücüğü de Ceyda’nın minik gül goncasını andıran dudaklarının üzerine kondurarak devam etti…
     “Hem biliyor musun şekerim? Sana ağlamak hiç de yakışmıyor… Bu güzel gözlere yazık değil mi? Yeni açmış bir gonca gülü andıran bu dudaklar sonra solmazlar mı?”
     Servet Bey bu anlamlı konuşmasını inandırıcı hareketleriyle süsleyerek, tamamladığı güzel bir eseri, geçip karşıdan seyretmek isteyen bir ressam, bir heykeltıraş gibi, Ceyda’dan birkaç adım uzaklaşıp, onu hayranlıkla tepeden tırnağa süzüyor… Doya doya… İçine sindire sindire bir süre onu seyrediyor ve daha sonra da inandırıcı, teskin edici yumuşacık ve tok sesi ile bir şarkıya başlıyor… 

Gül açılsın dudağında gülüver
Bana n’olur açılan her gülü ver
Buna ister darıl ister gülüver
                Gül açılsın dudağında gülüver
                Bana n’olur açılan her gülü ver
Gece gündüz cana can geliver
Yaşı gözden gamı dilden siliver
Ele nispet bana bademleri veriver
                Gül açılsın dudağında gülüver
                Yaşı gözden gamı dilden siliver 

Beste: Dr. Selahattin İçli
Güfte: Dr. Selahattin İçli
Makam: Kürdili Hicazkâr
Usûl: Semaî
Form: Şarkı

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz