Don Kişot (12)

D

     On İkinci Bölüm (Sanço, Papaz İle Berbere Rastlıyor)
     Sanço Panza, efendisinin deliliklerine pek fazla aldırmayıp ovaya indi. Az sonra Toboso’nun yolunu tutmuş ve bir zaman sonra kendisine heyecanlı bir altı okka oyunu oynatmış oldukları hanın yanına varmıştı. Sanço burayı görünce pek memnun olmadı çünkü hizmetçi Maritorne’dan başka buradaki bütün insanlara kin bağlamıştı. Avlu kapısına yaklaşırken içini çekerek:
— Canı çıkasıca herifler! Aç kalmak bu uğursuz yere girmekten bin kat hayırlıdır.
     Bu esnada avludan iki adam çıkıyordu, köylünün uzaklaşmasına hayretle baktılar. Bir tanesi:
— Bu adam Sanço değilse ben ne olayım, diye mırıldandı.
     Papaz kıyafetinde olan arkadaşı:
— Ta kendisi, dedi. At da dostumuz Kesada’nın atı.
— Öyleyse  şövalyemizden haber soralım.
     Adamlar bağıra bağıra köylüyü çağırdılar. Sanço Rossinante’yi mahmuzluyor, başını çevirmeye cesaret edemiyordu; çünkü onları tanımamıştı. Birinci adam:
— Ne var o kadar çabuk gidecek? Ardına neft yağı mı sürdüler?
     Sanço başını çevirdi ve kendisine seslenen adamı tanıyarak bağırdı:
— Vay siz misiniz berber efendi?
     Papaz yanına yaklaşıyordu. Sanço onu da tanıdı. Köyün papazı, Don Kişot’un dostu idi.
— Efendin nerede? Sanço yüzünü buruşturarak:
— Onu size söyleyemem, dedi. Berber hayret etti:
— Söyleyemez misin? Yani ne var saklayacak bunu?
— Efendim çok büyük işlerle meşgul bu saatte… Bildiğiniz gibi değil… Bir saniye rahatsız edilmeye razı olamaz. Nerede olduğunu söylemek hayatını tehlikeye atmaktır, anlıyorsunuz değil mi?
     Berber:
— Bak şu dangalağa! Şövalyeyi nerede bulacağımızı bu dakikada söylemezsen atını çalmak için efendini öldürdüğüne hükmedeceğiz ve seni Sainte Hermandad polisine teslim edeceğiz.
     Sanço Panza oklu polislerin adını işitir işitmez bayılacak gibi oldu ve yalvarmaya başladı:
— Aman efendiler, o kadar acele etmeyin.  Ben ne hırsız ne de katilim ve henüz bilmediğiniz bir meseleden dolayı Sainte Hermandad’dan ödüm kopar. Şanlı şövalyemin nerede olduğunu öğrenmek istiyorsanız bilin ki o Kara Dağ’ın tepesindedir. Elinden geldiği kadar tövbe istiğfar etmek ve çile çıkarmakla meşguldür.
     Papaz iri iri gözlerini açtı:
— Ne söylüyorsun Sanço dostum?
— Ah papaz efendi, size her şeyi söyleyeceğim, korkmayın fakat açlıktan ölüyorum. Ağzıma atacak bir lokma bir şeyiniz yok mu?
— Bizimle beraber gel dostum. Ne istersen yedireceğiz sana fakat bize bütün hakikati söyleyeceksin. Bir kelimesini bile atlamadan.
— Yaparız o işi papaz efendi, yaparız… Bana güvenebilirsiniz.
     Tekrar hana girdiler. Sanço Panza, kendisine yeni bir azizlik yapmalarından ürkmüyor değildi. Fakat böyle iri kelleli iri kulaklı adamın yanında bulunması bir dereceye kadar ona emniyet veriyordu.
     Hancının Sanço’yu karşılayışı bu sefer başka türlü oldu.
     Köylüye özene bezene güzel bir yemek hazırladı. Adamcağız tıka basa yiyip içtikten sonra, köyden çıkalı beri efendisinin başından geçmiş olan şeyleri bir bir papaza ve berbere anlatmaya karar verdi.
     İki adam Don Kişot’un mektubunu görmek istediler ve hiç ses çıkarmadan tekrar tekrar okudular. Pek şaşırmış görünüyorlar ve Don Kişot’u şatosuna dönmeye razı etmek için ne yapacaklarını kestiremiyorlardı. Ona lakırdı anlatmak için dağa çıkmanın fayda vereceğine bir saniye inanmadılar. Dostlarını tanıyorlar ve bu şekilde ellerinden hiçbir şey gelemeyeceğini gayet iyi biliyorlardı. Mutlaka başka bir şey bulmak lâzımdı.
     Sanço Panza yorgunluğunu dinlendirirken papaz ile berber başbaşa, bu işi konuşuyorlardı.
     Papaz:
— Dostumuzun dalmış bulunduğu cinnet âlemine bizim de dalmamız lâzımdır, diye bir fikir ortaya attı.
     Berber:
— Evet, biz de deli oyunu oynamalıyız. Dostumuzu yurduna dönmeye razı etmek için masala benzeyen bir macera düşünmeliyiz. Akrabalarımız ve arkadaşlarımız arasında, dostumuza prenses diye yutturacağımız genç bir kadın yahut kız yok mudur? O Don Kişot’u adam akıllı pohpohlayarak kendisinden yardım istemeye gider. Şövalyemizin bir köle gibi onun peşine takılacağına hiç şüphem yoktur. Papaz:
— Fena fikir değil, dedi. Akrabalarım arasında, yeğenim olan bir kızcağız var ki bu işi pek iyi becerir.
— Onu almaya gidemez misiniz papaz efendi?
— Elbette giderim.
— İkimiz birlikte onu dostumuza götürürüz. Eşyalarım arasında bir takma sakal var ki beni mükemmel bir süvari kılığına sokar. Size gelince, siz de bahtsız prensesimizin papazı olursunuz.
     Papaz bu projeyi çok beğendi. Ve en geç ertesi gün dönmek üzere handan ayrıldı. Bu zaman içinde Sanço yabana atılacak bir insan olmadığını anlayarak şişinip kabarmaya başlamıştı. Handa bir büyük adam rolü oynuyor ve küçük Maritorne ile hancının karısının ağızları açık kalıyordu. Efendisinin ve kendisinin başından geçmiş ne maceralar anlatmıyordu onlara! Bunların hepsi birbirinden parlaktı ve hepsi şövalyemizin zaferi ile sona eriyordu.
     O gece ile ertesi sabah çok hoş geçti ve Sanço han hayatını doyulmayacak kadar tatlı bulmaya başladı.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi