Kirpi

K

     Latin dili öğretmeni İyeronim Vassianoviç Predteçenski, yaz tatili için başkentten ayrıldı ve kayınvalidesi, eşi ve yetişkin kızıyla yaptığı uzun ve üzücü konuşmalardan sonra Petersburg taraflarındaki küçük dairesinden yazlık yerlerin en uzak köşesine, Sıritsa kasabasına tüm yaz için gitti.
     Yaşamında ilk kez, camekânlı balkonu, turp, havuç, dereotu ve benzeri sebzelerin ekilmiş olması gereken dört evleği, beraberinde şehirden getirdiği iki saksı gülü ve hiç beklenmedik bir şekilde bulunmuş ve o an adı “Sadık” konmuş benekli küçük köpeğiyle bu mütevazı yazlık artık onun emrindeydi.
     Balkonda bir fotoğrafın altına eski, paslanmış barometreyi astı. İyeronim Vassianoviç her sabah barometreye yaklaşıyor ve akşama doğru havanın nasıl olacağını öğrenme isteğiyle parmağıyla camına vuruyordu.
     Barometre, her zaman aralıksız yağmur yağmasına karşın, ısrarla açık hava gösteriyordu. Barometreyle birlikte bir de, basamakta duran, eskiden vişne reçeli kavanozu olan kutuda oturan yeşil kurbağa vardı.
     Öğretmen, kurbağanın hasta olduğunu iddia ediyordu, çünkü güneşli ve ılık günlerin zorlamasına karşın, birkaç haftadır basamaktan hiç ayrılmamıştı.
     Havayı öğrenmenin en emin yöntemlerinden biri olmasına karşın, yaşlı dadının romatizması da yardımcı olmuyordu.
     Dikkatli bir incelemeden sonra kurbağanın kalaylanmış, renkli metalden dökme olduğu ortaya çıktı, evin geçen yılki sakinleri onu Aleksandrovski pazarından satın almışlardı ve gerekli bir şey olmadığı için de ayrılırlarken yazlıkta bırakmışlardı.
     Öğretmen Predteçenski ileride büyük tatsızlıkların kendisini beklediğini hiç tahmin etmiyordu.
     Ektiği sebzeler çıkmadı, işportacıdan satın aldığı çiçeğin fidesi sarardı ve hüzünle boynunu büktü. Belki de, ilk kez yeşillik ve güneş gören ve sabah çiyiyle kaplı çimenler üzerinde çıplak ayak koşuşturan çocuklar onu büsbütün mahvetmişlerdi.
     Yabancıların çitlerini boyamalarının ve komşu evin tüm pencere camlarını tahta bir sapan, gergin bir lastik ve taşlar yardımıyla kırmalarının yanında bu daha hiçbir şeydi… En korkuncu da bir defasında eve canlı bir kirpi getirmeleriydi.
     Sol gözü ve yanağı esaslıca dövülmüş ve başörtüsüyle sarılmış on dokuz yaşlarında gizemli biri gelerek;
— Ben kirpilerin baş üstencisiyim! Çok nadir bulunan bir kirpim var. Çok özel altın dikenli, adı da “İmparatoriçe”. Eşekler böyle dikenli bir kirpiye “İzabella” diyor, dedi.
     Elbette çocuklar bu cümlelere tarifi imkânsız ölçüde sevinmişlerdi… Öğretmen kirpi satıcısıyla pazarlık yapmak üzere eşiğe çıktı.
     İyeronim Vassianoviç;
— Sana bu kirpi için yirmi kopek veririm,  dedi. Satıcı kızdı:
— Yirmi kopek mi, insaf edin. Bunun için ben, galiba on iki ruble vermiştim… Yirmi kopek, hem de böyle bir kirpiye?
     Öğretmen sakin bir havada;
— Kirpi daha fazla etmez, buna eminim, diye ısrar etti.
— Kirpilerin borsa fiyatı şimdi çok düşük…
— Ah, bayım, sizden çok hoşlandım… Kirpiyi kendi fiyatına vereceğim! Buyurun, beş rubleye olur. Biliyor musunuz, şimdi şu kirpi hiç görülmemiş, olağanüstü bir şey… Bu mevsimde bunlardan bulunmaz!
     İyeronim Vassianoviç sert bir biçimde;
— Yirmi kopek, diye diretti. Satıcı heyecanlandı:
— Eh, peki bayım, size bunu satmayı çok istiyorum! Ve kirpiyi yirmi kopeğe sattı.
     Kirpi böylece satın alındı. Öğretmenin acıları da o zamanlardan başladı. Hiçbir zaman tatmadığı, öğrencilerinin kötü not aldıkları için kendilerini vurdukları veya üçüncü katın penceresinden atladıkları olaylarda bile yaşamadığı gerçek acılar.
     Her şey kayınvalidesinin, hasta ve evhamlı kadının kirpilerin eve uğursuzluk getirdiğini söylemesiyle başladı; dikenlerinin iğne uçlarıyla çocuklara hastalık geçirebilirmiş.  Kirpiler pis olurmuş ve havayı bozarmış. Elbette, kadının aklına bile getiremeyeceği pek çok şeyi kirpilerin üzerine atmak mümkündü, ama bilge bir yaşlı kadın aniden isabetli bir kâhin kesilivermişti.
     Kirpi geceleri fare avlıyordu. Bütün evde koşuşturuyor ve tıpatıp Ryazanlı bir mujiğin oyunda ıhlamur çomağıyla vurduğu gibi patileriyle yere vuruyordu. Yolda önüne fare veya sıçan çıktığında, hiç kurtuluşu olmayacağından yan taraftan iğnesini ona geçiriyor, karanlık bir köşeye sürüklüyor ve orada beyinciğini kemiriyordu.
     Kirpi oğlu kirpi, çocuklara; iki haylaza karşı çok dikkatliydi ve parlak gözleriyle bir parça yaban domuzunu andıran güzel ve sinsi suratını okşama iznini yalnızca o ikisine veriyordu.
     Ama kirpi, art arda iki skandala yol açtı. Yaklaşık olarak çeyrek arşın boyundaki oyuncak otomobile girmek aklına esti. Ailenin tüm esenliğinin bağlı olduğu bizim kayınvalide de balkona çıktı ve eğilimli yüzeyde (terasın tabanı çok meyilliydi) otomobilin hızla ilerlediğini, otomobilde de direksiyonun üzerinde dikenlerini çıkarttığı patileriyle kirpinin oturduğunu ve “Tef, tef, tef, tef, tef,” yaptığını gördü.
     Çocuklar, bunda hiçbir büyünün olmadığını ona zar zor açıkladılar ve en sonunda buna inanmasına karşın, yine de uzun süre korkudan titremesine engel olamadılar.
     Ertesi gün kirpi çok daha kötü bir sürpriz yaptı. Kayınvalide torunları için oyuncakları bulmaya gelmişti, kirpiyse bu kez oyuncakların her zaman durduğu sepete girmişti. Büyük anne sepetin kapağını kaldırdı ve yünlü, tahta ve pelüş bütün fillerin tıpkı canlıymış gibi kıpırdadığını gördü. Artık bunu kaldıramazdı ve gümbürtüyle sırtüstü yere yığıldı. Damadına lanet edip hemen ertesi gün şehre gitmesine diyecek bir şey yoktu!
     Kirpiyi evden atmak istediler. Ama çocuklar ona küsmemişlerdi, kirpi de yerine alışmıştı.
     Bir defasında evcil kuşları yiyen kokarca eve girip çıkmaya başladı. Bu iki azimli ve kötü hayvanın karşılaşmasını bir düşünsenize… Ertesi sabah hem kokarcayı, hem de kirpiyi ölü olarak buldular. Ama hiç kimse kirpinin kenetlenmiş çenesini ayıramadı.
     Öğretmen Predteçenski hemen o an yazlıktan şehre geçti. Kirpi gibi zararlı vahşi hayvanlardan korkar olmuştu.
     Ama çocuklar dokunaklı bir biçimde, kendilerince -her çocuk gibi- kirpinin ölümüne ağlıyorlardı. Çocuklar -çığırtkan oğlanlar- gazete kâğıdından yapılmış papaz cübbesini üzerlerine geçirdiler, bellerine ipten kuşak bağladılar, taştan buhurdan yaptılar ve gerçek, içten gözyaşlarıyla dua okudular:
— Tanrım, vefat eden kulun Kirpi’nin ruhunu huzura erdir!

(Rus Öyküsü–Yazan: Aleksandr İ. Kuprin–Çeviren: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi