Don Kişot (13)
Don Kişot (13)

Don Kişot (13)

     On Üçüncü Bölüm (Prenses Micomicona’nın Gelişi)
     Papaz ikinci günün akşamına doğru hana döndü. Yanında bir dişi katıra binmiş güzel çehreli ve kibar kıyafetli bir kız vardı. O güne kadar adı Dorothee idi, fakat papaz ile berberin sayesinde büyük Micomicon kraliçesi, çok asîl ve çok güzel prenses Micomicona olarak hana ayak bastı.
     Sanço onu görünce hayretten ağzı açık kaldı. Prensesin haşmeti ve güzel yüzündeki gülümseme onu serseme çevirdi. Berbere hemen onun adını sordu:
— Nasıl? Onu tanımıyor musunuz? Prensesten bahsedildiğini hiç işitmediniz mi?
— Vallahi yalan olmasın, pek işitmişliğim yok gibi.
— Utanmadan kendinize bir büyük şövalyenin seyisi mi diyorsunuz siz?  Efendiniz onu tanımıyor mu acaba?
     Köylü cevap verdi:
— Tanır mutlaka. Senyör Don Kişot’un dünyada tanımadığı yoktur; fakat ben kim oluyorum ki? Onun seyisi… Bir çok şeyler vardır ki o bana söylemez.
— Yazık! Biliniz ki bu prenses Habeşistan’dan geliyor. Sayın efendinizden yardım rica etmek için bu uzun yolculuğu göze almıştır. Derdi başından aşkındır. Saadete ermekten ümidini kesmişti ki, Senyör Don Kişot’un şöhretini işitti ve ona geldi. Şan ve şerefin bu derecesi onun gözlerini kamaştırdı. Dağlar, denizler aşmayı yılmadan göze almış olmasının sebebi bu…
     Sanço Panza gittikçe yuvarlaklaşan gözlerle prensese bakıyordu:
— Birinden bir kötülük görüyorsa efendimin himayesini istemeye gelmekte hakkı vardır, dedi.
     Berber hayret etti:
— Biri kötülük yapıyorsa mı dediniz? Şunu bilmelisiniz ki, Sanço dostum, melun bir dev onun ülkesini ve bütün malını mülkünü elinden almıştır, size anlatmama imkân olmayan gaddar muamelelerle ona çok sıkıntı çektirmiştir.
     Sanço:
— Bir dev mi? dedi, bu düşmanın bir cüce olmasını yüz kere tercih ederdim. Ama madem ki bir devmiş, efendimin az zamanda onun hakkından geleceğine hiç şüphem yoktur.
     Berber ilâve eti:
— Kim bilir efendin bu prensesle evlenir de belki! Böyle bir evlenmenin Don Kişot için de, senin için de nasıl bir şeref olacağını anlarsın elbette.
     Sanço cevap verdi:
— Anlıyorum berber efendi, size bir şey daha sormak isterim. Acaba prensesin toprakları arasında bir de küçük ada var mıdır? Efendim bana vadetmişti de…
— Dinle beni dostum. Niçin bana berber efendi der durursun. Ben prensesin yaveriyim? Bana çok hürmet ve nezaketle lâkırdı söylemelisin. Ada meselesine gelince, eğer plânımızda muvaffak olursak ve sen hiçbir şeye hayret etmezsen bir gün böyle bir şey olabilir.
     Sanço yerlere kadar eğilerek:
— Çok teşekkür ederim Prensesin yaveri hazretleri, dedi.
     Ertesi sabah papaz, Sanço’dan kendilerini efendisinin yanına götürmesini rica etti. Berber takma sakalını yüzüne geçirmişti. Çehresi o kadar değişmiş bulunuyordu ki Sanço bile onu tanıyamadı. Dorothee katırına, papaz ile Sanço Rossinante’a bindiler ve kafile Kara Dağın yolunu tuttu.
     Köylü dağın yolunu bulmakta güçlük çekiyordu. Nihayet bir çok saatler sonra Don Kişot’un karargâhını kurmuş olduğu yüksek kaya karşıdan göründü.
     Sanço:
— Bırakın da ben önden gideyim, dedi, geldiğinizi efendime haber vermeliyim. Şövalye kim bilir ne delilikler yapıyordur şimdi.
     Papaz:
— Hakkın var, dedi, prensesin gelmekte olduğunu haber vermelisin ona. Fakat yaver seninle beraber gitmelidir.
     Papazın böyle konuşması Sanço’nun Don Kişot’a söyleyebileceği şeylere pek emin olmamasındandı.
     Seyis:
— Buyurun öyleyse yaver hazretleri, dedi ve iki adam epeyce ilerden giderek az sonra Don Kişot’un yanına vardılar.
     Şövalye kayanın dibine oturmuştu. Gerçekten ümitsiz bir hali vardı. Hiçbir zaman, Mahzun Yüzlü Şövalye adına bugünkü kadar hak kazanmamıştı. Seyisini görünce:
— Sanço dostum, dedi, ne haberler getiriyorsun bakalım? Bana hayat haberi mi, yoksa ölüm haberi mi getirdin? Biliyorsun ki hayatım senin getireceğin cevaba bağlıdır.
     Sanço gafil avlanmıştı. Papaz ile berbere rastladıktan sonra efendisinin kendisine emanet ettiği vazifeyi unutmamış mı idi? Fakat Don Kişot’un mahzunluğu o kadar büyüktü ki onun hayatını kurtarmak için yalan söylemekte tereddüt etmedi.
— Senyör şövalye, size getirdiğim haberler pek güzeldir. Dulcinee’niz mektubunuza teşekkür ediyor ve bütün lütuflarını size saklamak vadinde bulunuyor.
     Don Kişot sevinçle:
— Onu gördün demek? diye sordu.
— Gördüm Senyör Şövalye… Güneş gibi güzel olduğunu söyleyebilirim.
— Ah benim sadık Sançom, hayatımı kurtarıyorsun benim.
     Don Kişot o esnada berberi gördü ve tanımadı. Yerinden kalkarak Sanço’ya sordu:
— Bu adam kim? Cevabı berber verdi:
— Senyör Şövalye, ben sizin hakir kölenizim. Yaveri bulunduğum Altes prenses Micomicona’nın sizi ziyarete geldiğini haber veriyorum. Kahramanlığınızın senası ile o kadar kulakları doldu ki sizden himaye rica etmeye geldi. Ziyaretini kabul buyurmaya tenezzül ederseniz kendisini almaya gideceğim.
     Don Kişot cevap verdi:
— Mösyö, kendilerini burada kabul etmek benim için bir şeref olacaktır.
     O vakit yaver prensesin yanına döndü, papaza biraz beklemesini söyleyerek kızı Don Kişot’un yanına getirdi ve üzengisini tutarak onu atından indirdi.
     Prenses Şövalyenin önünde diz çöktü ve:
— Senyör Şövalye, siz ricamı kabul etmeyi vadetmeyince buradan kalkmayacağım, dedi, karşınızda dünyada bulunan prenseslerin en talihsizini görüyorsunuz. Bana yardım edeceğinize şövalye sözü verin.
     Don Kişot kızı ayağa kaldırmaya uğraşıyor, fakat muvaffak olamıyordu. Kendi de diz çökmek zorunda kaldı ve yüz yüze geldiler.
— Prenses, dedi, ben sizin kölenizim. Size elimden gelen yardımı yaparım. Elverir ki kralımın ve kendi prensesimin menfaatlerine aykırı olmasın.
— Yemin ederim ki benim menfaatim bahsettiğiniz insanların menfaatine kıl kadar zarar vermeyecek. Bunun için sizden istediğim yardımı esirgemeyeceğinize söz vermeniz için ayaklarınıza kapanıyorum.
— Şu halde size şövalye sözü veriyorum. Fakat lütfen ayağa kalkınız.
     Bu esnada Sanço efendisine yaklaştı:
— Senyör Don Kişot, prensese söz verdiğinize iyi ettiniz. Çünkü  sizden istenen şeyler pek ehemmiyetli değil. Sizden sadece kendisine kötülük yapan bir devi öldürmenizi istiyor.
     Don Kişot cevap verdi:
— Mesele bundan ibaretse dev kendini şimdiden yarı yarıya ölmüş sayabilir.
     Prenses ayağa kalkmıştı:
— Senyör Şövalye! değil mi ki bana söz verdiniz; o halde sizden ne beklediğimi artık  söyleyeyim. Bir zalimden intikamımı almak için sizi götüreceğim yere gelmenizi ve bu iş bitinceye kadar başka maceralara atılmamanızı rica edeceğim.
— Bana emrettiğiniz şeyi yapacağım.
— Öyleyse hemen yola çıkmalıyız. Sizi götüreceğim yere ne kadar çabuk varırsak o kadar hayırlı olur herkes için.
     Don Kişot’a itaat etmekten başka yapılacak iş kalmıyordu. Hemen silâhlarını topladı ve zırhını giydi. Prensesin, katırına binmesine yardım etti; sonra kendi de Rossinante’a atlayarak yola düzüldüler. Berber ile Sanço onları yaya olarak takip ediyordu.
     Sanço yolda ilk adımlarını atınca yeniden içini çekmeye ve gözleri sulanmaya başladı, çünkü eşeğini hatırlıyor ve yürüyeceği yolların hayali ona dehşet veriyordu.
     Biraz sonra papaz saklandığı yerden çıktı ve sevinçle bağırdı:
— Hiç akılda yokken size rastlamak aman ne saadet Senyör Şövalye!
     Don Kişot onu tanıdı ve sevinçle kucakladı; çünkü papazı pek severdi. Şövalye hangi rüzgârın onu bu dağ başına attığını sormadı. Sadece bu tesadüfe memnun oldu, kazandığı şerefi papazın da görmesi onun gururunu okşamıştı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir