Terzi İle Kamburun Öyküsü

T

     Bunun üzerine Şehrazat Şah’a demiş ki:

     Ey bahtı güzel Şah, işittim ki, eski zamanlarda ve geçmiş çağlar ve yüzyıllarda, Çin’in bir kentinde, halinden memnun, mutlu bir terzi yaşarmış. Bu adam eğlenmeyi ve hoşça vakit geçirmeyi severmiş ve zaman zaman karısıyla dışarı çıkıp dolaşmayı, sokakların ve bahçelerin temaşasıyla gözlerini hoş tutmayı âdet edinmiş imiş.
     Böylece, bir gün, bütün günü karısıyla dışarıda geçirip de akşam eve dönerlerken yollarının üzerinde, görünüşüyle tüm kederleri dağıtacak, en üzgün kişiyi bile güldürüp tüm dert ve üzüntüleri yok edecek tuhaflıkta bir kambur görmüşler. Terzi ve eşi hemen kambura yaklaşmışlar, onun konuşmalarından öylesine keyiflenmişler ki, onu evlerine davet etmişler. Kambur da bu davete hemen olumlu yanıt vermiş ve onlarla birlikte eve girmiş.
     Terzi, dükkânlar kapanmadan önce alışveriş yapmak ve misafirini bu yoldan onurlandırmak için çarşıya gitmek üzere kamburun yanından bir süre ayrılmış. Kızarmış balık, taze ekmek ve tatlı olarak da büyük bir parça helva satın aldıktan sonra eve dönüp bütün aldıklarını kamburun önüne koymuş; sonra hep birlikte yemeye oturmuşlar.
     Neşe içinde yemeyi sürdürürlerken, terzinin karısı eline büyücek bir parça balık almış ve bütünüyle kamburun ağzına tıkmış, ağzından lokmayı atmaması için de eliyle ağzını kapatmış ve ona “Vallahi! Bu lokmayı bir yutuşta ve duraksamadan yutman gerek! Yoksa elimi çekmem!” demiş.
     Bunu duyan kambur büyük bir gayret göstermiş, sonunda da lokmayı yutmuş. Ne yazık ki, bahtında yazılı olacak, lokmanın içinde iri bir kılçık varmış; lokmayı acele yutarken bu kılçık boğazına saplanıp kamburu o anda öldürüvermiş.

     Anlatısının burasında vezirin kızı Şehrazat, sabahın yaklaşmakta olduğunu görmüş ve âdeti olduğu üzere, Şah Şehriyar’ın kendisine vermiş olduğu izni kötüye kullanmış olmamak için öyküyü daha fazla uzatmak istememiş ve susmuş. Bunun üzerine kız kardeşi genç Dünyazat, ona “Ablacığım, konuşman ne kadar kibar, tatlı, zevkli ve temiz!” demiş. Ablası da, “Şayet asil Şahımız lütfeder de bir gece daha sağ kalırsam, yarın gece öykünün devamı olarak anlatacaklarımı duyunca acaba ne yapacaksın?” demiş. Şah Şehriyar da içinden, “Vallahi! Bu acayip öykünün sonunu öğrenmedikçe onu öldürtmeyeceğim,” demiş.
     Sonra Şah Şehriyar, Şehrazat’ı kollarına almış ve ikisi, geceyi sabah oluncaya kadar birbirinin koynunda geçirmişler. Sonra da Şah kalkmış ve divana gitmiş. Onu izleyerek vezir ve emirler ile mabeyinciler ve muhafızlar da salona girmişler ve divan insanla dolmuş. Şah, adalet dağıtmış, işleri düzenlemiş ve kimilerini tayin, kimilerini de azletmekle meşgul olmuş; askıda kalan davaları görmüş; böylece bütün gün uğraş vermiş. Divan çalışmaları bitince Şah, sarayına çekilmiş ve gidip Şehrazat’ı bulmuş.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz