Don Kişot (14)

D

     On Dördüncü Bölüm (Prenses Micomicona’nın Başından Geçenler)
     Ovaya indikleri zaman Don Kişot atını prensesin katırına yaklaştırdı ve ona başından geçenleri anlatmasını rica etti:
— Sizin şerefinize ve aşkınıza çok büyük bir şeyler yapmak isterim; çünkü sizin pek yüksek bir kadın olduğunuzu görüyorum. Fakat çok kolay anlarsınız ki düşmanlarınızla savaşabilmem için başınızdan geçen bütün şeyleri bana anlatmanız lâzımdır.
     Papaz ile berber bunu işitince epeyce bir sıkıntı geçirdiler; çünkü Don Kişot’a okuyacağı kurt masalını Dorothee ile kararlaştırmamışlardı. Onlar Don Kişot’un dağdan ineceğini, bu olduktan sonra da onu şatosuna götürmenin zor olmayacağını sanmışlardı.
     Fakat Dorothee aklı başında bir kızdı. Hemencecik bir hikâye uydurdu ve Don Kişot’a anlattı:
— Senyör şövalye; felâketlerimin yüreğinize dokunmasından korkarım; fakat değil mi ki emrediyorsunuz; size her şeyi inceden inceye anlatacağım.
— Rica ederim madam.
— Vatanım olan Micomicon’un nerede bulunduğunu bilmem biliyor musunuz?
     Don Kişot:
— Bu bilgisizliğimi size utanarak itiraf edeceğim, diye cevap verdi ve prenses bundan memnun göründü.
— O halde biliniz ki bu memleket Afrika’da, Habeşistan yakınlarında, çok geniş bir krallıktır. Babam, Uslu Tinarya adı altında bu devletin çok sevilen kralı idi ve tebaaları ona son derece itaat ederlerdi; çünkü âdil bir insandı. Ona “Uslu” adını vermiş olmalarının sebebi ilerde olacak şeyleri görmesi ve söylemesi idi. Memleketlerin ve insanların kaderlerini, gökteki yıldızların her birinde ayrı ayrı okumak sanatını bilirdi. Annem kraliçe Karamilla ile beraber çok mesut bir ömür geçirmekteydik. Don Kişot onun sözünü kesti:
— Bu isim bana yabancı gelmiyor. Bunda şaşılacak bir şey yoktur, çünkü hanedanımızın şöhreti buraya kadar pekâlâ gelmiş olabilir.
     Berber ile papaz konuşmanın aldığı şekilden pek memnun oluyorlardı. Hatta papaz, araya bir söz karıştırmayı bile doğru buldu:
— Buna hiç şüphe yok Senyör. Bir ay bile yok, meslektaşlarımdan biri bana buranın kral ve kraliçesinin akıl ve irfanlarından uzun uzun bahsetti. Fakat rica ederim hikâyenize devam edin prenses. Sözünüzü kestiğim için özür dilerim.
     Prenses masala devam etti:
— Bir gün babam beni çalışma odasına çağırdı ve saadetimizin sona ermekte olduğunu söyledi. Dedi ki: “Yıldızlar, kraliçenin yakında öleceğini ve benim de ondan sonra çok yaşamayacağımı söylediler. Yakında öksüz ve yetim kalacaksın. Senin için çok korkuyorum kızım. Komşularımız arasında karanlık bakışlı Pandafilando diye bir dev var. Ona bu adı vermiş olmalarının sebebi tek göz, zalim ve çirkin olmasıdır. Denizde bir adada oturur. Biliyorum ki benim ölümümü haber alır almaz silâhları ile beraber buraya gelecektir. Ülkeni elinden alacak ve sana evlenme teklif edecektir. Kabul edersen seni kraliçe yapacak ve burada bırakacaktır. Fakat kıskanılacak bir hayatın olmayacaktır; çünkü bu Pandafilando zalim bir adamdır. Evlenmek istemezsen kaçmalısın. Sadık tebaandan bir kaç kişi ile İspanya’ya gideceksin. Orada başından çok şeyler geçecek. Fakat yüreğim rahattır; çünkü orada bir gün bir gezici şövalyeye tesadüf edeceksin; adı Don Gigot’dur.
— Müsaade ediniz prenses. Babanız Don Gigot mu dedi, yoksa Don Kişot mu?
— Don Kişot Senyör. Zihnim o kadar karma karışık ki. Bu felâketler beni en sonra deli edecek. Özür dilerim Senyör Şövalye; fakat sizi bana şimdi gördüğüm şekilde tasvir etti. Bu şövalyenin son derece kahraman olduğunu ve şöhretinin, hiç batmayan bir güneş gibi yer yüzünde parıl parıl parladığını söyledi. Ayrıca Don Kişot’a bir Kara Dağ üzerinde rastlayacağımı ve bu şövalyenin ülkemi yeniden ele geçirmeme yardım edeceğini de haber verdi. En sonra kaderimi bu şövalyenin eline teslim etmemi söyledi. Devi ve ordularını yendikten sonra kocam olmak isterse hemen razı olmalıymışım.
     Şövalye son derece sevinçli görünüyordu. Sanço’ya dönerek:
— Görüyorsun ya dostum, dedi, sana vadettiğim şey olacak. Gezici şövalyeler için saadetler felâketlerle at başı gider. Dev ile askerlerini öldürdüğüm zaman adasının idaresini sana vereceğim.
     Köylü cevap verdi:
— Evet Senyör, siz Micomicon kralı ve bu çok sevimli prensesin kocası olduğunuz zaman bu devin adasını bana vereceğinize inanıyorum. Fakat daha ortada bir şey yok.
     Şövalye büyük bir hayretle sordu:
— Bu evlenmeyi nereden çıkardın? Benim Dulcinee de Toboso’ya sadakatsizlik edeceğimi mi sanıyorsun?
— Aman Mösyö, Dulcinee de Toboso, çok uzaktadır ve kimseye verilecek ne ülkesi, ne de adası vardır. Bu prenses Micomicona’yı insan hiç değilse gözü ile görüyor.
     Don Kişot öfkeli bir sesle:
— O nasıl lâkırdı öyle, dedi, sen ne demek istiyorsun?
— Aman mösyö, sizin Dulcinee Toboso’nuzu kim görmüş ki? Bahse girerim ki o bu prensesin yarısı kadar güzel ve hoş değildir.
     Şövalye:
— Sefil, diye haykırdı, küstah, yalancı. Demek sen görmedin. Verdiğim vazifeyi böyle mi yaparsın sen?
     Şövalye mızrağının sapı ile Sanço Panza’nın omuzlarına vurmağa başladı.
— Aman mösyö, aman mösyö, yeter. Verdiğiniz vazifeyi iyi yaptım ama uzun zaman yanında kalıp yüzüne bakmadım. Onun çok güzel olduğuna şüphe mi var? Allah rızası için vurmayın. Öldüreceksiniz beni.
     Prenses Micomicona hemen araya girerek:
— Senyör Şövalye, dedi, seyisinizi bana bağışlamanızı rica ediyorum. Dulcinee’den bana da bahsettiler. Güzelliğinin yer yüzünde dillere destan olduğunu biliyorum.
     Bu sözler Don Kişot’un öfkesini yatıştırdı ve şövalyeyi Sanço Panza ile barışmağa razı etti. Fakat köylünün yüzü bir türlü gülmüyordu; çünkü şöyle düşünmekteydi:
— Efendim bu prensesi almazsa benim ada elden gider. Micomicon tahtına bir başkası oturur, bana da hava almak düşer.
     Papaz köylünün bu karanlık düşünceler içinde geviş getirdiğini görerek onu bir kaç tatlı kelime ile teselli etmek istedi:
— Dinle beni biraz sevgili Sanço dostum. Bu yer yüzünde hiçbir şey olmaz ki Tanrı onu  evvelden bilmemiş ve istememiş olsun. Tanrı senin bu adaya vali olmanı takdir etmişse, efendin prensesi alsa da almasa da yine olursun. Fakat bu ada başka birinin alnına yazılmışsa ne söylesek boş. Bununla beraber sen yine korkma dostum. Yaradan, bunca âlemleri içinde sana da bir ada bulur elbette.
Sanço cevap verdi:
— Belki hakkınız var. Fakat bu o kadar güzel ve şirindi ki…
     Ve derin derin içini çekti.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi