Yaren Sohbetleri (10)

Y

     Bilirsiniz, İngilizcede “Man” diye bir sözcük vardır. İngilizce-Türkçe bir sözlüğe bakarsanız, bu sözcüğün sadece isim halinde ve türevleri haricinde 25’in üzerinde farklı anlama geldiğini görürsünüz. Milkman/Sütçü, Postman/Postacı gibi türevlerini de sayarsak bayağı bir yekûn tutacaktır. Ama bizim derdimiz İngilizce öğretmek değil, haddimize de değil…
     Bizim Türkçede “Man” sözcüğü ilk anda bir kamyon markasını çağrıştırır. Hani şu tamponunda “Keklik avcının, yol Mancının” diye yazılı olan kamyonlar var ya… İşte onlar! Bir de, İsveç dilinden alınmış olup bizim hukuk literatürüne zorla sokulan Onbudsman sözcüğü var; işçi ile işveren veya vatandaşla devlet ya da vatandaşla vatandaş arasında çıkan anlaşmazlıkları, yargıya gitmeden tatlıya bağlamaya çalışan kimseler için kullanılır. Karar makamı değiller; anlaşmaya niyetin yoksa yine yargının kapısını çalıyor ve yıllar süren davaların bekleyişlerine kendini teslim ediyorsun.
     Bir de… Bir de… Man kafa var; Türkçemizde mankafa “anlayışı ve kavrayışı kıt, aptal kimse “ demek. Merhum Kırgız yazar Cengiz Aytmatov, 800 yıl önce Orta-Asya’da yaşayan Juanjuanların, Kırgız savaşçılarını köle yapmak için uyguladıkları Man kurtlaşma yöntemini anlatır.
     Juanjuanlar, esirin başını kazır, saç tellerini tek tek kökünden çıkarırlarmış. Sonra da taze yüzülmüş hayvan derisini, esirin kazındığı için kan içinde kalmış başına sımsıkı sararlarmış. Başa sarılan hayvan derisi kuruyup büzüldükçe mengene gibi başı sıkar ve bu sebeple de her beş Kırgız’dan biri, nadiren ikisi sağ kalırmış. Sağ kalanlar hafızalarını ve kimliklerini kaybederlermiş. Bu savaşçılara Juanjuanlar yiyecek ve içecek verirler, bir süre sonra eski gücüne kavuşan esirleri Mankurt haline getirirlermiş.
     Bir Mankurt, hangi soydan geldiğini, anasını, babasını, çocuğunu bile bilmeyen bir yaratık olurmuş. Karnını doyurmaktan başka bir şey düşünmeyen bir yaratık haline dönüşen Mankurt, en güç ve en pis işleri gık demeden yaparmış. Mankurt’un, açlıktan ölmemek için yiyecek ve donmamak için çul çaput da olsa giyecekten başka hiçbir derdi olmazmış. Hani derler ya, “Babasını bile tanımaz öldürür!” diye… Tam da öyle bir şey!
     Bu hikâyeden acaba ucu bize de dokunan bir şeyler çıkıyor mu diye düşünüyorum da… Var elbette! Uzun bir süreden beri toplumun bir kesimi Mankurtlaşma sürecini yaşıyor gibi… Basında, siyasette, iş hayatında beynini, vicdanını, birilerinin öngördüğü değerlere göre biçimlendiren satılık ve kiralık beyinler o kadar çok ki!
     Haa… Birden aklıma geliverdi; bir de pek çoğumuzun bildiği, ama sözlüklerde yer bulamayıp, dosyası ile birlikte külliyen mahzene kaldırılan Man Adası sözcüğü var dimi? Peki, bilmeyenler olabilir mi? Olabilir elbette; yukarıda anlattığımız Mankurtların bilmediği gibi…

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz