Don Kişot (15)

D

     On Beşinci Bölüm (Don Kişot ile hayaletler)
     Ovada iki saatten beri yürüyorlardı ki, karşıdan eşeğe binmiş bir adamın geldiğini gördüler. Sanço Panza kendi boz eşeğini aklına getirmeden eşekli bir insan göremez olmuştu. Uzaktan bir çingene sandığı bu adamı görünce yine yüreği kalktı.
     Biraz daha sonra eşeği de, adamı da tanıyınca büyük bir hayrete düştü. Adam haydut Gines de Passamont, hayvan kendi sevgili eşeği idi.
     Sanço haykırmağa başladı:
— Senyör şövalye! Ayağınızın altını öpeyim şu kaçan alçağa cezasını verin. Dünya kraliçesi olan madamınız Dulcinee aşkına eşeğimi kurtarın. Ben bayılıyorum.
     Don Kişot’u tanımış olan haydut kaçmaya başlamıştı; fakat kahramanımız onun üzerine saldırdı.
— Alçak herif, korkak herif, nankör edepsiz; aklını başına getirmek için şimdi kafanı keseceğim senin.
     Don Kişot’un atı gitgide eşeğe yaklaşmakta idi. Haydut postu kurtaramayacağım anladı ve hemen yere atlayarak tabanları yağladı.
     Don Kişot yolun ortasında kalmış olan eşeği yakaladı ve sahibine teslim etti.
     Sanço bağırıyordu:
— Ah benim ömrümün yarısı! Nihayet sana kavuştum öyle mi? Benim güzel eşekçiğim, evlâdım, günlerimin güneşi, gönlümün nuru. Ah benim sadık dostum. Keyfin nasıl? Kendini o edepsizin elinde görmek seni çok üzdü mü? Yoksa seni ellere bıraktığımı mı sandın?
     Sanço’nun sevinci o kadar büyüktü ki, eşeğini kollarından ayırmıyor, onun gözlerini, yanaklarım öpüyordu.
     Prensesle Don Kişot, papazla berber onun çocukça sevincine gülmekten kendilerini alamıyorlardı. Don Kişot bu vakadan faydalanarak gezici şövalye hayatının baştanbaşa felâketler ve talihsizliklerden ibaret olmadığını, çekilen bütün çileleri unutturan böyle mesut saatleri de bulunduğunu seyisine bir kere daha anlattı.
     Sanço Panza bu hikmetlere pek kulak asmamakta idi. Değil mi ki sevgili eşeğini yeniden ele geçirmişti; o bu saatte İspanya’nın en mesut adamı idi ve gerekirse dünyanın öbür ucuna kadar efendisinin peşinden giderdi.
     Ortalık kararırken kahramanlarımız hanın kapısına vardılar. Sanço bu sefer büyük bir güvenle onun eşiğini geçti. Hancı Don Kişot’u görünce biraz suratım ekşitmiş, fakat şövalye ona bakmaya tenezzül etmemişti. Bununla beraber hancının karısını görünce hürmetle önünde eğildi ve güzel bir yemek yedikten sonra kendisine verilen odada yatmaya çıktı.
     İşler iyi gittiği halde papaz ile berberin yürekleri bir türlü rahat edemiyordu. Prenses Micomicona’nın rolü bitmiş görünüyordu. Ertesi akşam köye dönecekler ve Don Kişot kendisine oynanan oyunun farkına varacaktı. Ne pahasına olursa olsun bunun önüne geçilmeliydi.
     Dorothee’nin de bu meselede sözü alınmak lâzım gelirdi, fakat ne yapılacağını o da papaz amcası ve berber gibi pek kestiremiyordu.
— Ben yarın sabah erkenden handan ayrılırım.  Siz artık bir masal uydurup söylersiniz.
     Berber:
— Öyle yaparız, dedi, fakat Don Kişot sizin peşinizi bırakmaz, istemeseniz de onun sizi koruyacağına şüphe yok. Olmayacak bu iş. Başka bir şey aramalıyız.
     Papaz ona hak verdi:
— Evet doğru… Öyle bir şey bulmalıyız ki onu büsbütün çıldırtmasın. Biz onu zorla yahut inandırmak suretiyle evine döndüremeyiz. Don Kişot’a yeni bir komedya oynamalıyız.
     Berber de aynı düşüncede idi. Fakat şövalyenin kolayca yutabileceği oyunun ne olacağım erkekler kestiremiyorlardı. Bereket ki kız imdatlarına yetişti.
     Üçü birden derin bir düşünceye dalmışlardı ki Dorothee birdenbire bir kahkaha kopardı. Papaz ile berber hayretle ona baktılar.
     Berber:
— Bir şey geldi aklınıza galiba? dedi. Kız cevap verdi:
— Evet buldum. Güzel şövalyemizin üzerine sihirli bir örtü atacağız.
     Papaz endişe ile sordu:
— O nasıl sihirli örtü?
— Çok güleceksiniz. Bakın ne aklıma geldi. Yaklaşın yanıma.
     İki adam itaat etiler, kız tasarladığı plânı alçak sesle onlara anlattı.
     Handa dört öküz koşulu büyük bir arabaya refakat eden birkaç köylü vardı. Berber, Dorothee’nin plânını öğrenir öğrenmez yanlarına gitti ve onlarla bir pazarlığa girişti.
     Köylüler araba ile öküzlerinin iki gün için kiralanmasını kabul ediyorlardı. Sonra odun parçalarından bir büyük kafes yapmağa koyuldular. Gecenin bir kısmını bu işle geçirdiler. Sonra hancıdan yatak çarşafları alarak tepeden tırnağa beyaz örtülere hüründüler ve Don Kişot’un yattığı odaya girdiler.
     Şövalye horul horul uyuyordu. Rüyasında belki yeni maceralar görüyor ve hiç şüphesiz başına gelecekleri aklından geçirmiyordu.
     Bizimkiler onu uyandırmamaya gayret ederek ellerini, ayaklarını bağladılar. Berber son düğümü fazla mı sıktı nedir, o esnada Don Kişot uyandı.
     Bir de adamcağız ne görsün; yatağının etrafını hayaletler sarmamış mı? Talihsiz şövalye, gözleri açık olduğu halde bir korkulu rüya görüyordu. Onu kahpece yatağında bastıran bu melun hayaletler kimlerdi? Şövalye:
— Sizi gidi alçaklar! Böylelikle mi benim sırtımı yere getireceğinizi umuyorsunuz, diye inledi.
     Berber mezardan gelir gibi boğuk ve derin bir sesle hemen konuşmaya başladı: — Ey mahzun çehreli Şövalye, sakın bizden korkayım deme. Biz bu işi senin şan ve şerefini arttırmak için yapıyoruz. Biz senin ne kahraman bir yiğit olduğunu bilmekteyiz. Bizleri size gönderen sihirbaz ise bunu bizden iyi biliyor ve senin saadetini düşünüyor. O seni dünyada eşi emsali bulunmayan Dulcinee de Toboso’nun kulu kölesi haline getiren gönül bağlarını da çok iyi bilmektedir. Şunu da anlamalısın ki o sihirbaz senin onunla evlenmeni istemekte ve bu işi yaparsan çok yüksek olan değerinin, eksilmek şöyle dursun daha da artacağına inanmaktadır. Ey sen ki, yeryüzündeki gezici şövalyelerin en büyüğüsün, asla kasavet çekme. Bu başlayan maceranın senin için, bu güne kadar uğradığı felâketlerden daha büyük bir talihsizlikle sona ereceğini asla hatırından geçirme. Kara dağ tepesindeki kefaret, çile ve deliliklerin gökleri bile yerinden oynatmıştır. Biz işte bunun için sana gönderilmiş bulunuyoruz. Onun için yapacağımız şeylere korkmadan razı ol ve seni çağırmakta ve çok yakında başına taç giydirmeye hazırlanan şan ve şerefi hiç aklından çıkarma.
     Bu şekilde bir konuşmanın Don Kişot’u son derece memnun edeceğine hiç şüphe yoktu. Yüreği rahat etmişti. Onun için hayaletlerin kendisini yataktan kaldırmalarına asla karşı koymadı. Şövalyeyi avludan geçirdiler, silâhları ve eşyası ile beraber, kendisi için hazırlamış bulundukları tahta kafesin içine oturttular. Kafes yük arabasına yerleştirildi ve handaki hizmetçiler ve müşterilerden hiç biri bu işin farkında değildi; görünmeden kafile yola çıktı.
     Bu hal şövalyeye pek hoş göründü ve sihirbazın handa bulunan insanları derin bir uykuya daldırmış olduğundan şüphe etmedi. Sonra da prenses Micomicona’yı düşündü ve özür bile dilemeden onu birdenbire yüzüstü bıraktığına üzüldü. Hayaletlerin başkanı olan berber bu üzüntüyü keşfetmiş gibi kafese yaklaştı ve Don Kişot’a:
— Mahzun çehreli kahraman şövalye, dedi, kendisine yardım vadinde bulunduğun prenses Micomicona için hiç tasa çekme. Beni gönderen sihirbaz adına sana temin ederim ki prenses Micomicona’nın felâketleri bu günden tezi yok sona erecek ve kendisi Dev Pandafilando’yu yendikten sonra ülkesine dönecektir.
     Böylece her şey yolunda gitmekte idi. Don Kişot hiçbir şey düşünmeden elini ayağını bağlatmış olan sihirbaza kendisini teslim edebilirdi. Biraz sonra arabanın, kendi köyüne doğru gitmekte bulunduğunu fark etti, fakat bir şey demedi.
     Yolculuk devam ettiği müddetçe hayaletler ona artık hiç söz söylemediler.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi